Beni Bekleyecek misin?
Ne çabuk geçiyor zaman. Daha dün gibiydi, şimdi bir bakmışım elliye merdiven dayamışım. Bir gün hep genç kalacağımı sanırdım. Ayşegül aynaya baktı, bir sağa, bir sola döndü. Halbuki ne iş yaptı ki? Ofiste sıcacık, rahat bir iş. Ama yüzündeki her kırışık, hayatın bir izi gibi.
“Ne var canım, bu kadar üzülecek ne?” diye geçirdi içinden. “Bu yaştan sonra kim bakar ki bana? Genç kızlar cirit atıyor ortalıkta.” Derin bir nefes aldı. “Mehmet geri dönmüş diye heyecanlanıp duruyorum. Beni çoktan unutmuştur. Aradan ne sular geçti neler…”
***
“Ayşe, sinemaya gidelim mi?” diye sordu Mehmet, kulakları kıpkırmızı kesilmişti.
“Hangi filme?” dedi Ayşe, umursamaz görünmeye çalışarak, oysa içi içine sığmıyordu.
“Filmin adını unuttum ama arkadaşlar izlemiş, çok beğenmişler.”
“Ben aşk filmlerini seviyorum… ya da macera,” diye mırıldandı Ayşe, Mehmet’in yüzünün asıldığını görünce, “Tamam, gidelim. Ne zaman?”
“Şimdi gidebiliriz,” dedi Mehmet sevinçle.
Ayşe düşündü. Annesinden bir iş çıkmazdı herhalde. Ödevlerini sonra da yapabilirdi.
“Gidelim,” diye kabul etti.
Salon iş günü olduğu için tenhaydı. Işıklar karardı, kovalamacalı, silahlı bir film başladı. Ayşe, Mehmet’in ekrana kilitlenmiş haline yan gözle baktı. Filmde kahraman, kızı kötü adamların elinden kurtarıp öpüşmeye başlayınca, Ayşe’nin yüzü kızardı. Mehmet de oradaydı, bunu görüyordu.
Birden ona yaklaştı, koltuk kolçaklarını aşabildiği kadar, ve elini tuttu. Ayşe’nin kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu, nefesini tuttu. Şimdi yanağına bir öpücük kondurur diye bekledi… Ama olmadı. Filmdeki kovalamaca başlayınca, Mehmet yine ekrana döndü. Ayşe ise filmin sonuna kadar nefesini tutmuş, elini bırakmadan bekledi.
Işıklar yanınca Mehmet elini bıraktı. Dışarı çıkınca Ayşe montunu sıkı sıkı giyindi, keşke film bitmeseydi diye iç geçirdi.
Karanlık çökmüştü. Mehmet yol boyunca filmin heyecanlı sahnelerini anlatıp durdu, sanki Ayşe filmi izlememiş gibi. Konuşmalar arasında garip sessizlikler oluyordu. Ayşe arada bir soru soruyor, o da yeniden heyecanla anlatmaya başlıyordu. Keşke elimi tutsa diye düşündü ama Mehmet bir elinde onun çantasını taşıyor, diğeriyle filmi yorumluyordu.
Evin önünde durdu, gözlerini yere indirdi. Mehmet de sustu.
“Gideyim mi?” dedi Ayşe, çantasını alıp bahçe kapısını açtı.
“Ayşe, bir daha sinemaya gider miyiz?” diye seslendi Mehmet.
Arkasını döndü, karanlıkta yüzünü göremiyordu ama reddedilmekten korktuğunu biliyordu.
“Gideriz!” diye gülerek cevap verip koşarak uzaklaştı.
Birkaç kez daha sinemaya gittiler. Her seferinde ışıklar söner sönmez, Mehmet elini tutuyordu. Bazen sadece geziyorlardı. Mehmet geçen yıl liseyi bitirmiş, askere gidecekti. Babasının tamirhanesinde çalışıyordu.
Bir gün, onu dudak kenarından öptü. Ayşe bunu asla yapamaz diye korkuyordu. O an ne kadar mutlu olduğunu anlatamazdı!
Bahar geldiğinde askere gitti. Gitmeden önceki akşam camına taş atıp onu dışarı çağırdı. Sarhoştu.
“Yarın gidiyorum. Beni bekleyecek misin?”
“Evet,” dedi Ayşe boğuk bir sesle. “Tabii ki beklerim.”
Nasıl şüphe edebilirdi ki? Onun için dünyada başka kimse yoktu.
Tam o sırada annesi fark edip pencereden seslendi. Ayşe parmak uçlarına kalkıp Mehmet’in yanağına bir öpücük kondurdu ve kaçtı.
Babası içkiye düşkündü, geçen kış karda donup ölmüştü. Annesi başka bir adamla beraber olmuştu. Ayşe, mutfaktan bile çıkmaya çekiniyordu. Lise bitince şehre taşındı. Annesi engel olmadı, hatta rahatlamış gibiydi. Bir bavul ve biraz harçlıkla otobüse bindi.
İlk zamanlar arkadaşının akrabalarının yanında kaldı. Muhasebe kursuna gitti, ilk maaşıyla bir oda tuttu.
Mehmet mektup yazmayacağını söylemişti. Yazamadı mı, unuttu mu, ne fark eder? O yine de onu bekledi. Köye nadiren uğruyordu. Bir gidişinde annesinin karnının şiş olduğunu fark etti. İçi burkuldu, annesi başka bir çocuğu sevecekti, o ise artık geride kalmıştı.
Annesini genç bir kadın olarak görmemişti. Sınıf arkadaşlarının anneleri bu yaşta doğum yapmıyordu. Utandı ve köye gitmemeye başladı.
Ama Mehmet’in dönüşünde gitti. Arkadaşı yazmıştı, hafta sonu gelecekmiş. Küçük kardeşi Minik Mehmet evde dolanıyordu. Adını duydukça içi burkuluyordu.
Sokağa çıkıp gelip gelmediğine bakıyordu ama Mehmet ortada yoktu. Bakkala uğrayınca, annesinin, “Gecikti, askerlik yaptığı yerde bulduğu kızla geliyor,” dediğini duydu.
Bütün gece yastığa gözyaşı döktü. Sabah erkenden şehre döndü.
Altı ay sonra bir adamla tanışıp evlendi. Neden bilmiyordu, kimse zorlamamıştı. Ama hemen hatasını anladı. Kocası ona tepeden bakıyor, “Sen şanslısın, seni aldım,” diyordu. Arkadaşlarıyla maç izleyip bira içiyordu. Ayşegül buna katlanamadı.
“Beğenmiyorsan git, zaten benden iyisini bulamazsın,” diyordu.
Neyse ki çocukları olmadı. Kolayca ayrıVe yıllar sonra bir gün, aynı tramvayda tekrar karşılaştılar, bu sefer ikisi de hikâyelerinin geri kalanını birlikte yazmaya cesaret ettiler.




