Teşekkürler Anne, Bu Hediye İçin!

Bir zamanlar, İstanbul’un dar sokaklarından birinde yaşayan Ayşegül, annesinden gelen telefonla irkildi. Dışarıda kar hafif hafif yağıyor, şehrin gürültüsünü yumuşatıyordu. Camdan bakarken, avludaki ağaçların dallarının nasıl beyaza büründüğünü fark etti. Avucuna düşen kar taneleri anında eridi. Yeni yıl yaklaşıyordu, portakal kokuları, süslenmiş çam ağaçları ve büyülü bir hava…

Marketten portakal, süt ve çay için birkaç tatlı aldı. Kasada beklerken telefonu çaldı.

“Ayşe, bugün bana gelebilir misin?” diye sordu annesi, sesinde bir heyecan vardı.

“Tabii, anne. Bir şey mi oldu?”

“Hayır, seni biriyle tanıştırmak istiyorum. Öğle vakti gel.”

“Yine mi birini buldun? Beni tanıştırmak için uygun aday mı arıyorsun?” dedi alaycı bir sesle.

“Sürpriz, göreceksin,” dedi annesi ve telefonu kapattı.

Ayşegül meraklandı. Annesini bu kadar neşeli duymamıştı uzun zamandır. Eski sevgilisi Mehmet ayrıldığında, annesine koşmuş, gözyaşlarına boğulmuştu. Annesi önce teselli etmiş, sonra “Ben demiştim” deyip işi bozmuştu. Tabii ki haklıydı, ama bu Ayşegül’ün acısını hafifletmedi. Küsüp gitmişlerdi. Artık arayıp kısa konuşuyorlardı sadece.

Kasada beklerken, pastaneye göz attı ve küçük bir pasta seçti. Boş gitmek ayıp olurdu.

Eve döndüğünde, annesinin ne hazırladığını düşünüyordu. Saçlarını yıkadı, uçlarını hafifçe kıvırdı. Biraz makyaj yaptı, gri etek ve şeftali renkli kazağını giydi. Aynaya baktı, gülümsedi. Ne olursa olsun, hazırlıklıydı.

“Mehmet pişman olacak,” diye düşündü ve paltosunu giyip çıktı.

Annesi kapıyı açtığında, Ayşegül şaşkınlıkla duraksadı. Gözleri ışıldıyor, yüzü pembeydi. Yeni saç kesimi ona on yıl gençlik katmıştı.

“Anne, harika görünüyorsun,” dedi, pastayı uzatırken.

“Teşekekkür ederim,” dedi annesi mahcup bir gülümsemeyle. “Gel içeri gir.”

“Demek misafir çağırdı.”

Hızlıca üstünü değiştirdi, saçlarını düzeltti ve salona girdi. Koltuktan, ellili yaşlarında, saçları dökülmüş, güçlü görünümlü bir adam kalktı. Gözlerinin kenarındaki kırışıklıklar, güler yüzlü biri olduğunu ele veriyordu. Ayşegül’ü merakla inceliyordu.

“Ayşegül, tanıştırayım, bu Hüseyin Bey, çocukluk arkadaşım,” dedi annesi, kızının beline sarılıp yüzüne bakarak.

“Köyden mi?” diye sordu Ayşegül, dudak bükerek.

“Yemek hazır, soğumasın,” dedi annesi aceleyle mutfağa geçti.

Ayşegül her zaman oturduğu yere, buzdolabının yanındaki sandalyeye geçti. “Acaba babamın yerine mi oturacak?” diye düşündü. Hüseyin karşısına oturdu, annesi araya girdi.

“Demek beni onunla tanıştıracaktın? Bundan mı bu kadar değiştin?” dedi Ayşegül sertçe.

“Niye böyle yapıyorsun?” diye sordu annesi üzüntüyle.

“Yumrukları mı özledin? Babam sana vurmadı mı yeterince? Rakıyı nereye koydunuz?” diye çıkıştı.

“Hüseyin içmez,” dedi annesi, duraksayarak.

Hüseyin annesinin elini tuttu. “Bırak, Fatma.”

Ayşegül durmadı, ağzına geleni söyledi. Annesinin gözleri doldu.

“Yeter artık!” dedi annesi sertçe. “Hayatımda ne gördüm ki? Kocamın içkisi, yumrukları. Sen kaçardın komşuya, ben sokaklarda gezerdim. Cebinden para alırdım uyurken, sana ayakkabı alırdım. Hiçbir şey bilmiyorsun…”

Ayşegül şaşkına döndü. Her zaman sessiz, korkak annesi, şimdi bir yabancıyı savunuyordu.

“Bunu sana çok önce söylemeliydim,” dedi annesi derin bir nefes alarak. “Bu senin baban. Hüseyin Bey, senin gerçek baban.”

Ayşegül sandalyesinden fırladı, buzdolabına yaslandı. İkisine de bakakaldı.

“Evet. Okuldan beri birbirimizi sevdik. Sonra askere gitti. Köyde gizli bir şey kalmaz. Annem hamile olduğumu öğrenince kızdı, dövdü. Sonra komşu köyden birini buldu. Bana ‘Şansını dene’ dedi. Bir gece kulüpten dönerken, adam eve kadar gelmişti. Annem, ‘Böyle gezemezsin, ya evlenirsin ya git’ dedi. O da ‘Ben ciddiyim’ dedi. İşte böyle evlendim. Şehre taşındık, sen doğdun. Onu sevmedim. Belki de senin ondan olmadığını anladı, içkiye vurdu. Hüseyin’e askerdeyken evlendiğimi yazdım. Seni bilmiyordu.

Geçen yaz köye gittiğimde onunla karşılaştım. Sonra o bana geldi. ‘Kızmıyorum, başka çaren yoktu’ dedi. Hep onu sevmişim. Köyüne gideceğim, evi sana bırakıyorum. Artık kirada yaşama. Kalan ömrümü onunla geçirmek istiyorum.”

Ayşegül duyduklarına inanamadı. Babası iyi biri değildi, ama yine de vardı. Şimdi bir de gerçek babası mı çıkmıştı? Hemen kabul edemedi. Kapıyı çarparak çıktı.

“Bırak, kendisi düşünsün,” dedi Hüseyin’in sesini duydu.

Ayşegül eve döndü, kendini yatağa attı. O gece, annesini düşündü. Ne kadar haksız olduğunu anladı. Gitmeli, özür dilemeliydi.

Birkaç gün sonra annesinin kapısını çaldı. Kapıyı açan annesi, sevinçle kucakladı kızını. Evde bavullar hazırdı.

“Eşyalarımı topluyorum. Hü”Köye gidiyorum, Hüseyin’le yeni bir hayat kuracağız,” dedi annesi gözleri parlayarak, ve Ayşegül onu son kez kucaklayıp yolcu ederken, içinde buruk bir sevinçle gerçek aşkın ve ailenin ne demek olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Teşekkürler Anne, Bu Hediye İçin!