Bir Aşk Hikayesi

Ayşegül sabah kötü uyanmıştı. Pencereden kar yağıyordu. Dün markete gittiği için şükretti, yoksa bugün şu karlı yollarda yürümek zorunda kalacaktı, özellikle de ağrıyan bacaklarıyla. Üstelik tansiyonu da yükselmiş gibiydi. İlacını aldı, kanepesine uzandı ve gözlerini kapattı.

“Niye böyle yatıyorum ki? Kelle paça yapmam lazım.” diye geçirdi içinden, ama kalkacak hâli yoktu.

Her yılbaşında oğlu Mehmet ve gelini ona yemeğe gelirdi. Eskiden, küçükken torunu da gelirdi. Her seferinde kapıdan girer girmez sorardı: “Anne, kelle paça var mı? Hep salata yemekten bıktık.” Ayşegül biraz daha dinlenip mutfağa gideceğini düşündü. Zamanı vardı. Kendini dinledi. Başı biraz ferahlamıştı sanki.

Gözlerini açtı ve duvardaki kocasının fotoğrafına baktı. Özellikle oraya asmıştı, uyurken ve uyanırken onu görebilmek için. Yedi yıl geçmişti, ama hâlâ alışamamıştı. Sık sık anar, fotoğrafına bakarak onunla konuşurdu.

“Sen yokken çok zorlanıyorum, Yaşar,” dedi yüksek sesle.

“Hatırlıyor musun, doğum günümde işten hediye almadan geldiğini? Çiçekleri ceketinin altına saklamıştın. Kasten yavaş çıkardın üstünü, ben de gelip sana niye bu kadar oyalandığını sorayım diye…

Sonra da maaşını kaybettiğini söyledin. Bana hediye seçerken birisi cüzdanını çalmış, dedin. O zaman sana çok kızmıştım. Hile yaptığını seziyordum, o yaramaz tavırlarını biliyordum, yine de tuzağına düşmüştüm.”

“İnatçıydın sen… Aklına koyduğunu yapardın. Ben o ay nasıl geçineceğimizi düşünüyordum.”

“Sonra misafirler geldi: oğlum Mehmet ile gelini, senin arkadaşın Ahmet ve eşi, benim de kız arkadaşım Esra. Sofraya oturduk, şaraplar dolduruldu, sen bir kadeh kaldırdın… Sonra bana bir kutu uzattın, içinde altın küpeler vardı. O zaman elli yaşıma girmiştim. Sinirimden neredeyse o kutuyu sana fırlatacaktım! Sen ise gülüyordun, yine beni kandırabilmiş olmaktan mutluydun.” Ayşegül hafif kızgın bir ifadeyle fotoğrafa baktı.

“Peki anahtarları kara düşürdüğünü hatırlıyor musun? Ne kadar uzun aradık onları. Komşular bile yardıma gelmişti. Sonra kasten koymuştun ki ben bulayım. Kaç kere sordum, itiraf etmedi. Komşuların önünde utanırdın, değil mi? Onlar anlamazdı. Yalnız bana yapmazdın bu numaraları, çocuklara da…”

Duvardaki Yaşar onu sessizce dinliyordu. Nadir bir fotoğraftı; genellikle sinsi sinsi gülerdi ama bunda ciddi görünüyordu. Ayşegül derin bir nefes aldı ve doğruldu. Başı biraz rahatlamıştı.

Mutfakta kelle paça yapmaya başladı. Her hareketi dizlerindeki ağrıyla yankılanıyordu. Pişirirken anılarına daldı…

***

Sıcak bir ağustos günüydü. Genç Ayşegül, beyaz gelinliğiyle aynanın karşısında oturmuştu. Arkadaşı Esra saçlarını yapıyordu. Şehirde kuaförlük okurdu. Ayşegül’ün içi içine sığmıyordu. Bazen mutlulukla gülüyor, bazen dalgın dalgın bakıyordu.

Damat yakında gelecekti, ama hâlâ annesini dinleyip doğru karar verdiğinden emin değildi.

“Zekeriya’nın ailesi sağlam, evi geniş, kendisi de çalışkan bir delikanlı. Köyde başka kime varacaksın ki? Şehirli erkekler kendi kızlarıyla evlenir.” diye ikna etmeye çalışıyordu annesi.

Ve Ayşegül kabul etti. Yirmi yaşındaydı, evlenme vakti gelmişti. Esra gelinliğini, Zekeriya’yı övüyordu, ancak Ayşegül’ün gözleri doldu. Kulakları sürekli pencereden gelen sesleri dinliyordu, araba gelmiş mi diye. Ve her araba geçtiğinde içi bir rahatlıyordu.

Sonra motor sesi kesildi, kapı çarptı. Ayşegül irkildi ve gerildi. Kalbi bir kuş gibi hızla atmaya başladı.

Esra dışarı fırladı, damadı karşılamaya ve başlık parasını istemeye. Annesi zaten kapıda bekliyordu…

Ama Ayşegül bir gelinin düşünmesi gerekenleri değil, başka şeyleri düşünüyordu. Bir gün önce annesi onu bakkala göndermişti, orada Yaşar’la karşılaşmıştı. Askerden dönmüş, köye yerleşmemiş, şehirde iş bulup yerleşmişti. Yıllardır onu görmemişti.

Olgunlaşmıştı. Yakışıklı denemezdi belki, ama gösterişli bir delikanlıydı, tam bir şehirli gibiydi. Bakışlarından utandı Ayşegül, yüzü kızardı, gözlerini yere indirdi.

“Geç kaldın delikanlı. Ona bakma boşuna. Senin için değil o. Yarın evleniyor,” dedi bakkal teyze Fadime.

“Bunu henüz göreceğiz,” diye gülümsedi Yaşar, gözlerini Ayşegül’den ayırmadan.

Ne aldığını, nasıl ödediğini bile hatırlamadı. Sokağa fırladı ve ancak orada rahat nefes aldı. O andan sonra onun bakışlarını unutamadı.

Ayşegül kulak kabarttı. Başlık parası için bu kadar uzun pazarlık etmeleri normal değildi. Birden kapı açıldı. Eşikten giren Zekeriya değil, Yaşar’dı.

Ayşegül yerinden fırladı, kalbi öyle hızlı atıyordu ki neredeyse göğsünden çıkacaktı. Annesi Yaşar’ı engellemeye çalıştı, gömleğinden tuttu. Esra ise sadece olanları izliyordu. Yaşar sonunda kendini kurtardı ve Ayşegül’e yaklaştı.

“Sen olmadan yaşayamam. Benimle gelir misin? Şimdi?” diye sordu.

O ise tek kelAyşegül’ün gözleri doldu, kalbi hızla çarptı ve Yaşar’ın ona uzanan elini tutarak, “Evet,” dedi, ve o an hayatının en büyük kararını verdiğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Bir Aşk Hikayesi