Seni Daha Çok Seviyorum

Ayşe, hastane koridorundaki linol zeminde sürüklenen tekerlek seslerini ya da telaşlı ayak patırtılarını duymuyordu. Başı ritmik bir şekilde hafifçe sallanıyordu. Üzerinden geçen floresan ışıklarını görmüyor, Mehmet’in çığlıklarını işitmiyordu: “Ayşe! Ayşe!” Doktorun ona yolunu kestiğini fark etmedi bile.

“Oraya giremezsiniz. Bekleyin lütfen.”

Mehmet, yoğun bakım kapısındaki birleştirilmiş sandalyelere çöktü, dirseklerini dizlerine dayadı ve yüzünü avuçlarına gömdü. İşte bunların hiçbirini Ayşe görmüyordu. Hızla akan bir ışık tünelinde uçuyor ve tek istediği bu yolculuğun bitip huzura kavuşmaktı.

***

Üniversitenin 8 Mart kutlamasında kısa bir skeçte oynamıştı. Sınavına çalışmamış bir öğrenciyi canlandırmış, salondakileri gülmekten kırıp geçirmişti. Alkışlar uzun sürmüş, ardından danslar başlamıştı. Mehmet onu dansa davet ettiğinde, gözlerindeki içten hayranlıkla:

“Harikaydın, tam bir oyuncu gibiydin,” demişti.

“Zaten benim sahne almam gerekmiyordu. Son anda Didem korkup kaçtı, beni zorla çıkardılar. Öyle heyecanlandım ki replikleri unuttum, kafamdan uyduruyordum,” diye gülmüştü Ayşe, hâlâ adrenalinin etkisiyle gözleri parlıyordu.

“Ben hiç fark etmedim. Çok rahat ve akıcıydın. Bu mesleği yanlış seçmişsin.”

Dans sonrasında onu yurda kadar yürüyüp beceriksizce yanağından öpmüştü. Kendisi ailesiyle yaşayan Mehmet, bir ay sonra üniversite yakınlarındaki yaşlı bir kadının küçük odasını kiraladı. Ailesiyle uzun tartışmalar yaşamış, sonunda pes edip genç çifte yardım etmeyi kabul etmişlerdi.

Komşuları duymuyordu ama yine de müziği açık bırakıyorlardı. Ayşe o dönemi hayatının en mutlu zamanı olarak hatırlıyordu.

“Seni seviyorum,” diye fısıldıyordu Mehmet, terli göğsüne yaslanan Ayşe’ye sarılmış.

“Hayır, ben seni daha çok seviyorum,” diye karşılık veriyordu Ayşe.

“Olmaz öyle şey! Benim sevgim daha büyük!”

Bu oyunu oynamaya bayılıyorlardı. Sonra hayaller kuruyorlardı: Mezun olup işe girecekler, büyük bir ev alacaklar, bir kız, bir de oğulları olacaktı.

“Hayır, önce kız sonra erkek,” diye düzeltiyordu Ayşe.

“Sonra bir erkek daha,” diye ekliyordu Mehmet, onu öperek.

Kimsenin onlar kadar sevemeyeceğine inanıyorlardı.

Sınıf arkadaşları kıskanıyor, hocalar ise gülümseyerek gençliklerini anıyorlardı. Tıp fakültesinde nice aşklar görmüşlerdi ama şimdi gençlere diş hekimliğinin temellerini öğretmekten başka bir şey kalmamıştı.

Mezun olduktan sonra iki yıl devlet hastanesinde çalıştılar, ardından Mehmet’in babasının arkadaşının özel kliniğine geçtiler. İki yıl sonra ikinci bir şube açıldı ve Mehmet oranın müdürü oldu.

Kazançları iyiydi. Aileleri evin büyük kısmının parasını vermişti. Planladıkları gibi önce Elif doğdu, üç yıl sonra da Arda.

Kayınvalidesi hafta sonları çocukları alıp götürüyor, Ayşe ile Mehmet’e dinlenme fırsatı veriyorlardı. Mutlu, güzel ve başarılı bir aileydiler. Daha ne istesinlerdi ki?

Arda büyüyünce Ayşe işe dönmek istedi. Evde sıkılıyor, mesleğini unutmaktan korkuyordu.

“Niye? Ben iyi kazanıyorum. Çocuklarla ilgilen, bir de oğlumuz olsun. Annem-babam deli oluyor torunlardan, üçüncüye de yardım ederler,” diye itiraz etti Mehmet.

Ama bu kez hamile kalamadı. Sorunun kendisinde olduğunu düşünüp doktor doktor gezen Ayşe, hiçbir sağlık sorunu olmadığını öğrendi.

“Üzülme. Hiç çocuğumuz olmasaydı anlarım. Ama ikimiz de sağlıklıyız, hayat güzel. Keyfine bak,” diyordu Mehmet.

Ayşe sakinleşti ama iş konusunda ısrar etti.

“Alınmayacaksın ama seni kliniğe alamam,” dedi Mehmet bir gün. “Öncelikle eşlerin birlikte çalışması iyi olmaz. Üstelik yedi yıldır meslekten uzaksın. Kimse seni istemez.”

İşte o andan sonra mutlu ailede kavgalar başladı. Ayşe çocuklarla, evle ilgileniyor ama onlar kayınvalidesine gidince boşluğa düşüyordu. Bir akşam moralini düzeltmek için şarap içti. Rahatlamış, uyuyakalmıştı. Sabah uyandığında Mehmet’in gelmediğini fark etti. Üçüncü denemesinde telefonu açtı.

“Eve gelmedin…”

“Geldim ama sen içmişsin, fark etmedin,” diyen sesinde tiksinti vardı sanki.

“Bir kadeh şarap içtim. Başka ne yapayım? Sen izin vermiyorsun, çocuklar annenlerde…”

“Şimdi ararım, getirsinler. Ben çalışmalıyım,” diyerek kapatmıştı.

Ayşe telefonu duvara fırlatıp paramparça oluşunu izledi.

Ne zaman başlamıştı bu? Her şey yolundaydı, mükemmeldi. İlişkileri nerede çatlamış, hayat bir anda dağılmıştı? Evi dolaşıyor, eşyaları yerinden oynatıyordu. İçki içmek istiyordu ama çocuklar gelecekti. Zaman geçti, telefon kırık olduğundan arayamadı. Tekrar içip salonda uyuyakaldı.

Mehmet’in geliş sesiyle uyandı. Bakımlı, dinlenmiş hali onu şaşırttı. Kendi saçı başı dağınıkken o ne kadar taze görünüyordu.

“Harika görünüyorsun. İki gün çalışıp ofiste uyuyan birine benzemiyorsun. Üstelik gömleğin yeni,” dedi AyşMehmet ona uzun uzun baktı, derin bir nefes aldı ve “Artık her şeyi düzeltmek için bir şans daha vermeliyiz,” dedi, gözlerinde geçmişin pişmanlığıyla.

Rate article
Lifequest
Seni Daha Çok Seviyorum