Bir Gün Gelip Seni Seveceğimi Söylemeyi Hayal Ettim…

Bugün okuldan çıkarken gökyüzü simsiyahtı. Kar hafif hafif yağıyordu, sokak lambalarının altında dans ediyordu sanki. Son defteri de üst üste koyduktan sonra sıra notları deftere geçirmeye gelmişti. Öğretmenler odasının camından dışarı bakarken, koridordan gelen metal kova sesiyle irkildim. Temizlikçi Ayşe Teyze, herkesin “Ayşe Abla” diye hitap ettiği, koridoru yıkamak için üst kata çıkmıştı. Öğretmenler odasının altından sızan ışığı görünce:

“Bunlar gece yarısına kadar burada oturur, yerleri çiğnerler. Keşke eve gitse şunlar!” diye homurdandı.

“Kimse beni beklemiyor Ayşe Teyze, biraz daha sabretmek zorunda kalacaksın,” diye içimden geçirdim ve sınıf defterini açtım.

Kırk dakika sonra yorgun bir şekilde defteri kapattım, dolaba kaldırdım ve dinledim. Ayşe Abla’nın ne zaman gittiğini bile fark etmemiştim. Aynada montumu düzelttim, çantamı aldım, öğretmenler odasına son bir bakış attım ve ışığı söndürdüm. Koridorun sonundaki gece lambasının loş ışığında, henüz kurumamış yerler ıslak ıslak parlıyordu.

Zemin kata indiğimde güvenlik masasında kimse yoktu. Küçük odaya girip anahtarı camekânlı dolaba astım.

“Çıkıyorum, öğretmenler odasını kilitledim, anahtar yerinde!” diye bağırdım, okulun sessizliğini dağıtarak.

Kimse cevap vermedi, kimse çıkmadı. Ama biliyordum ki bu okul asla boş kalmaz. Gece ya bir bekçi ya da güvenlik görevlisi mutlaka kalırdı.

“Hoşça kalın!” diyerek sokağa çıktım.

Birkaç adım attıktan sonra arkama dönüp baktım. Yaşlı güvenlik görevlisi kapıyı içeriden kilitliyordu.

Bahçedeki buzlu yollar, öğrencilerin ayak izleriyle doluydu ve üzerine yeni yağan kar serpilmişti. Dikkatlice yürüdüm ve demir kapıdan çıktım.

Sokak ıssızdı, hatta araba bile neredeyse hiç geçmiyordu. Eve doğru hızlandım.

Çocukluğumdan beri öğretmen olmayı hayal etmiştim. Annem de Türkçe öğretmeni olduğu için bu meslek bana hep doğal gelmişti. Pedagoji bölümüne girmek kolay olmuştu.

Fakültemizde erkek öğrenci sayısı azdı. Onlar da zaten sadece güzlere ilgi gösterirlerdi ki kendimi o kategoride görmezdim. Mezun olduğumda ne bir eşim ne de bir erkek arkadaşım vardı.

Bu konuda üzülmüyordum; zamanı gelirdi. Görünüş olarak yaşımdan küçük gösteriyordum. Hâlâ lise öğrencisi sananlar oluyordu. Ama annem endişeleniyordu. “Öğretmenlik mesleği karakteri değiştirir,” derdi. “Zaman geçtikçe iyi bir eş bulman zorlaşır.” Ailem bana bir daire aldı ve özgürlük verdiler.

Peki ya bu özgürlükle ne yapabilirdim? Okulda çalışanların çoğu kadındı. Beden eğitimi öğretmeni hariç—ki o zaten herkese âşık olmaya hazırdı—bir de emekli asker olan Güvenlik dersi öğretmenimiz vardı, üç torunu olan yaşlı bir adam.

“Allah korusun, benim kaderimi yaşama: geç evlenip kırkında tek çocuk sahibi olmak,” diye söylenirdi annem.

Ama bu endişeler bana bir eş bulmama nasıl yardımcı olabilirdi ki?

Evlerin pencerelerinde yanan yılbaşı ışıkları gözüme çarpıyordu. Kendi evime ağaç bile koymamıştım. Ne gerek vardı? Yine de ailemin yanında kutlayacaktım. Sessiz bir sokağa sapınca arkamdan gelen ayak seslerini duydum. İrkilerek döndüm.

Uzakta, başında kapüşonlu bir erkek yürüyordu. Yüzünü göremiyordum. Çantamın sapını sıkıca kavradım ve adımlarımı hızlandırdım.

Yakındaki bir apartmanın köşesine sapıp sırtımı duvara yasladım. Birkaç saniKapüşonu hızla açıp yüzünü gösterdiğinde, yıllar önce mezun ettiğim o eski öğrencimin gözlerindeki samimiyetle eriyip gittim ve birlikte yürümeye devam ettik, yeni bir hayatın eşiğinde durduğumuzu fark etmeden.

Rate article
Lifequest
Bir Gün Gelip Seni Seveceğimi Söylemeyi Hayal Ettim…