Güneşli bir sabah, İstanbul otogarında yerleri silen Mehmet, kulaklığındaki şarkıya dalmıştı. Son on yıldır burası onun dünyasıydı.
Aniden bir ses onu bölüverdi. “Affedersiniz…”
Mehmet arkasını döndüğünde, solgun görünümlü, gözleri kızarmış ve yanaklarından yaş izleri silinmemiş bir kadınla karşılaştı. Kucağında bir bebek, yanında ise iki çocuk duruyordu.
“Bir yardımım dokunabilir mi?” diye sordu Mehmet, kulaklığını çıkarırken.
“Ankara’ya gitmem lazım. Bilet alabilir misiniz lütfen?” Kadının sesi titriyordu.
“Her şey yolunda mı? Çok gergin görünüyorsunuz.”
Kadın tereddüt etti. “Kocamdan kaçıyorum… İyi biri değil. Günlerdir ulaşamıyorum, söyledikleri, yaptıkları… Beni korkutuyor. Ankara’da ablam var. Cüzdanımı kaybettim. Yardım edin!”
Mehmet, kadının haline dayanamadı. Son parasını harcayacağını bilse de bilet almak için gişeye yürüdü.
“Alın, yolunuz açık olsun,” dedi bileti uzatırken.
“Yürekten teşekkür ederim,” diye hıçkırdı kadın.
“Çocuklarınıza iyi bakın.”
“Adresinizi verebilir misiniz?”
“Neden?”
“Size bir şekilde karşılık vermek istiyorum.”
Mehmet direnemedi ve adresini verdi. Kadın ve çocukları otobüse binip uzaklaştılar.
Akşam eve, kızı Elif’in yanına döndü. Eşi onları terk ettiğinden beri Elif, onun tek varlığıydı. On yaşındaki kızı, okuldan sonra ev işlerine koşar, hatta yemek yapmaya bile yardım ederdi.
Küçük mutfaklarında birlikte yemek yapıp gülüşürler, akşamları ise koltukta günlerini anlatırlardı. Ertesi sabah ise her şey değişti.
“Baba! Kalk!” Elif omzunu silkerek uyandırdı onu.
Mehmet gözlerini ovuşturdu. “Ne oldu, yavrum?”
“Dışarıda tuhaf bir şey var!”
Avluya çıktıklarında onlarca kutu gördüler. Üstlerinde bir zarf vardı. Mehmet mektubu okurken, Elif kutuları açmaya başlamıştı bile.
“Merhaba! Dün yardım ettiğiniz kadın benim. İyiliğiniz için teşekkür etmek istedim. Ankara’ya götüreceklerimi size bırakıyorum. Satıp para kazanabilirsiniz.”
Tam mektubu anlamaya çalışırken, bir porselen kırılma sesi duydu. Elif bir vazoyu düşürmüştü. Öfkelendi ama sonra kırıkların arasında parlayan bir şey fark etti.
Elindeki taşı incelediğinde, nefesini üfledi. Buğulanmadı. Gerçek bir elmastı bu!
“Aman Allah’ım! Zengin olduk!” diye haykırdı.
“Geri vermeliyiz, Baba!” Elif kargo evraklarını karıştırdı. “Bu bizim değil!”
“Ama iyi bir okula gidebilirsin!”
“Hayır! Ya bu birinin son umuduydu?”
Mehmet taşı saklamak istedi ama Elif onu ikna etti. Ertesi gün, taşı iade etmek bahanesiyle bir antikacıya gitti.
“Bunu değerlendirebilir misiniz?” diye sordu Mehmet, taşı tezgaha koyarken.
Antikacı, büyüteciyle taşı inceledi. “Muazzam bir parça. Kesim, berraklık… En az 1.000.000 TL eder. Nereden buldunuz bunu?”
Mehmet şaşkınlıkla, “Aile yadigârı,” dedi. “Satabilir misiniz?”
Antikacı telefonla konuşmak için uzaklaştı. Döndüğünde, “100.000 TL veririm,” dedi.
“Ama az önce on katı değer biçtiniz!”
Antikacı, belgesi olmayan bir taşa bu fiyatı veremeyeceğini söyledi. Mehmet razı olmadı ve taşı alıp çıktı. Eve döndüğünde ise içini bir korku sardı.
“Elif?” diye seslendi ama cevap yoktu.
Mutfak tezgahında bir not vardı:
“Elması istiyorum. Kızını canlı görmek istiyorsan, aşağıdaki adrese getir. Polisi ararsan, Elif’i bir daha göremezsin!”
Mehmet’in yüreği ağzına geldi. Otobüsteki kadının sözleri çınladı kulağında: “Kocam iyi biri değil…” Kargo adresiyle nottaki adres aynıydı.
Eski bir binanın önünde durdu. Kapıyı çaldığında, kırık yüzlü bir adam silahını şakağına dayadı.
“Elması getirdin mi?”
Mehmet taşı masaya koydu. Adam öfkeyle baktı. “Bu cam! Gerçek elmas nerede?”
Mehmet şaşkındı. Antikacının taşı değiştirdiğini anladı.
“Ya bana 100.000 TL getirirsin ya da kızını bir daha görmezsin!”
Mehmet, antikacıya geri döndü. Adam aldatmacayı itiraf etti. Onun ve kaçıranın ortak olduğunu söyledi.
Mehmet, antikacıyı bağlayıp polisi aradı. Sonra kaçıranın yanına gitti.
“Antikacı her şeyi anlattı. Seni de kandırmış. Gerçek elmas dükkândaki kasada!”
Adam öfkeyle antikacıya gitti. Mehmet ise Elif’i kurtardı.
“Baba… Birini mi öldürdün?”
“Hayır yavrum. Onu kandırdım. Polis şu an onları yakalıyor.”
Plan işe yaradı. Suçlular yakalandı. Ama Mehmet’in içinde bir korku vardı. O elmasla polise gitmediği için başı belaya girebilirdi. Ama önemli olan Elif’in güvende olmasıydı.




