Yardım Çağır, Dedi İçimdeki Ses

“Acil’i ara,” dedi bir ses kafasının içinde. Emre etrafına bakındı, ama kimsecikler yoktu.

Bu hikâyeyi bana bir dostum anlattı.

Çoğu zaman biri bize bir mucizeden bahseder, biz de inanmayız. Dinleriz, baş sallarız, ama içimizden “Yok artık, böyle şey olmaz,” deriz. Uydurmuştur, hayal görmüştür, rüyasında görmüştür. Mucizeymiş, melekmiş, Allah’mış… Hepsi yaşlı teyzelerin masalları, inanılır gibi değil!

Peki bu çağda, bu bilgi çöplüğünde mucize nereden çıksın? Hem neden bir “şanslıya” mucize gözüksün de başkalarına gözükmesin? “Önce ben başıma gelsin, o zaman belki inanırım,” deriz ya…

Aynen böyle düşünüyordu 28 yaşındaki Emre. Annesi, Neriman Hanım’la yaşıyordu. Babası, Emre on yaşındayken vefat etmişti. Evlenmeye de acele etmiyordu. Sessiz, sakin bir kız olan Elif’le görüşüyordu. Önce bir ev alsın, sonra evlensinler. İki kadın bir mutfakta olmazdı. Kirada otursalar? Acele neydi ki? Hem annesini de yalnız bırakmak istemiyordu.

Günümüze göre “eski kafalı” denebilecek bir delikanlıydı. Bilişim sektöründe çalışıyordu, yani bir “IT’ci”ydi. Bir gün, işteyken annesi aradı. Neriman Hanım, gereksiz yere asla telefon açmazdı. Aradıysa, mühim bir şey vardı. Emre hemen açtı.

“Oğlum,” dedi annesi, sesi titrek ve güçsüz. “Düştüm, bacağım kırıldı. Çok acıyor, kıpırdayamıyorum.”

“Neredesin?” diye sordu Emre, öyle telaşlandı ki ayağa fırladı.

“Şu mahalledeki Migros’un önündeyim. Ambulansı aradım zaten. Sana haber vereyim dedim, aklıma bir şey olursa diye…”

“Tamam, geliyorum anne!” dedi Emre ve annesine doğru yola koyuldu.

Tam arabadayken telefon tekrar çaldı. Annesi, şehir hastanesine götürüldüğünü söyledi. Emre direksiyonu kırdı, hastaneye yöneldi. Vardığında ameliyata alınmıştı bile. Saatlerce koridorda bekledi.

“Yarın gelin, yoğun bakımdan çıkınca görüşürsünüz,” dedi çıkan doktor.

Güneş batmak üzereyken hastaneden çıktı. Eve giderken bir markete uğradı, annesi için meyve ve su aldı. Çıkarken sendeleyerek yürüyen bir kadın dikkatini çekti. “Düzgün görünümlü bir kadın nasıl sarhoş olur?” diye şaşırdı. Arabasına doğru yürüdü, bir kez daha arkasına baktı.

Kadın aniden durdu, sanki bir şeye tutunmaya çalışıyor gibi elini uzattı, sonra sendeledi ve yere yığıldı. Emre hiç düşünmeden koştu.

Çantasını yere koydu, eğildi, kadına seslendi. Hiç tepki yoktu. Eğilip kokladı, alkol kokusu alamadı. Ne yapmalıydı? Tıp bilgisi yok denecek kadar azdı. Üstelik etrafta kimse de yoktu.

“Beni duyuyor musunuz? İyi misiniz?” diye sordu, sonra hafifçe yanaklarına vurdu.

“Faydası olmaz. Ambulansı ara ve başını hafif yükselt,” diye açıkça duyduğu bir ses yankılandı kafasında. Etrafa baktı, ama kimse yoktu. Uzakta köpeğini gezdiren bir adam vardı, o kadar.

Telefonunu çıkardı, 112’yi aradı.

“İnme geçiriyor. Hızlı gelsinler,” diye fısıldadı yine o ses.

Emre, ambulansa durumu anlattı, inmeyi tekrarladı. “Kendi kendime konuşuyorum,” diye düşündü.

“Başını yükselt, dikkatle,” dedi ses.

Yanında bir şey yoktu. Gömleğini çıkarıp kadının başının altına koydu ve ambulansı beklemeye başladı.

“Oturma, kulaklarını iyice ov,” diye devam etti ses.

Kulakları kıpkırmızı olana kadar ovaladı. Kadının göz kapakları titremeye başladı. “Allah’a şükür, ayılıyor,” diye geçirdi içinden.

Marketten çıkan iki kadın yaklaştı, sorular sormaya başladı. Meraklılar toplanıyordu. Ambulans geldi, doktorlar kadını sedyeye alıp götürdü.

“İnme mi geçirdi?” diye sordu Emre.

“Öyle görünüyor. Siz doktor musunuz?”

“Hayır, ben sadece… ambulansı aradım.”

“Doğru hareket etmişsiniz, başını da yükseltmişsiniz. Umarım zamanında yetişmişizdir,” dedi doktor, ambulansa bindi.

“Hangi hastaneye götürüyorsunuz?” diye bağırdı Emre.

“Şehir hastanesine,” dedi doktor, kapıyı kapattı.

Kalabalık dağıldı. Emre gömleğini giydi, annesi için aldığı poşeti aradı. Poşet kaybolmuştu. “Birisi almıştır,” diye düşündü.

Eve döndüğünde yemek bile yiyemedi. O ses de neydi? Kendi kendine konuşuyordu ama bu kadar net bir “dış” ses hiç duymamıştı. O gece uyuyamadı.

Ertesi gün annesini ziyarete gitti. Neriman Hanım, “Bacağımı nasıl kırdım, hâlâ anlamıyorum,” diye söyleniyordu.

Emre, hastanenin kayıt bürosuna gitti.

“Dün akşam inme geçiren bir kadın getirilmişti. Adı neydi?”

“Sevgi Hanım. Nöroloji servisinde, üçüncü katta,” dediler.

Merak etti, yukarı çıktı. Kapıda durdu, ne diyeceğini bilemedi.

“Kimi arıyorsunuz genç adam?” diye sordu kapıdaki hasta.

“Sevgi Hanım’a,” dedi Emre.

“Benim,” dedi pencere kenarındaki yatakta yatan kadın. Konuşması yavaş ve peltekti.

“Oğlum Mehmet’in arkadaşı mısın?” diye sordu.

“Yok, ben sizi düşerken gören, ambulansı çağıran kişiyim.”

Kadın hafifçe gülümsedi. “Sizi gördüm.”

“Nasıl? Baygındınız.”

“Oğlum y”Oğlumun yanındaydınız, bana yardım ettiğinizi gördüm,” dedi Sevgi Hanım, gözleri dolarak, “ve o an anladım ki, hiçbir yardım boşa gitmez, her iyilik bir gün karşılığını bulur.”

Rate article
Lifequest
Yardım Çağır, Dedi İçimdeki Ses