O, Beni Anlayan Tek Kişi

“Beni sadece o anlıyor,”

“Öğle yemeğinde ne var?” diye sordu Can, burnunu çekerek. “Bir şeyler mi pişiriyorsun?”

“Evet. Lord için kurabiye yapıyorum. Hindi ve yulaf ezmeli,” diye gururla cevapladı Elif ve tepsiyi çıkardı. “Şu an zor bir dönemden geçiyor. Tüy dökme zamanı, bakım var, ruh hali sürekli değişiyor. Onu biraz şımartayım dedim.”

Elif, kısa, süt rengi sabahlığıyla masanın etrafında dönüp duruyordu. Ayaklarının dibinde ise Lord, küçük tüylü bir spitz köpeği, sadık bir mürit gözleriyle zıplayıp duruyor, havada sevinçten havlıyordu.

Can onların bu hevesini paylaşmıyordu. Öğle arasında işten kaçmıştı, ama görünen o ki bugün öğle yemeği sadece Lord’a nasip olacaktı.

“Ah, harika,” diye uzattı. “Peki bizim öğle yemeğimiz ne olacak?”

“Bilmem. Kendine bir omlet yapabilirsin. Ya da bir şeyler söyleyelim. Zaten sen de her şeyi yiyebileceğini söylüyorsun ya.”

İtiraz etmedi. Çünkü gerçekten de öyle demişti. Yemek yüzünden tartışmak basit geliyordu ona.

Elif, Lord’u Can ile tanışmadan çok önce almıştı. On dokuz yaşındayken annesi vefat etmişti. Babası, kızını nasıl teselli edeceğini bilemeyince, ona bir köpek yavrusu getirmişti.

O günden sonra Lord, onun hayatının merkezi oldu. Can’ın İstanbul’daki iki odalı dairesine taşındığında – daha doğrusu, Can’ı kendi evine alması için zorladığında – Lord elbette ilk giden oldu. Hem de büyük bir taşıma kabında, taksi ön koltuğunda, üşümesin diye ısıtıcının yanına yerleştirilerek.

Can itiraz etmemişti. O zamanlar Elif’in köpekle konuşması, onunla ilgilenmesi ona sevimli geliyordu. Ama üç yıl sonra bu dokunaklı sevgi, giderek patolojik bir bağımlılığa dönüşmeye başladı. Ve ne yazık ki bu bağ, başkalarına yönüne genişlemiyordu.

Can sessizce, lavabonun yanında ayakta hızlı hazırlanan makarnasını yedi. Ayşe Hanım neredeyse zamanında çıkageldi. Sanki oğlunun evinde neler döndüğünü kalbiyle hissediyordu. Kapıya bir poşetle geldi, içinde çorba dolu bir kap, bir paket lor peyniri ve folyoya sarılı tavuk göğsü vardı.

“Ne haber, gençler nasıl gidiyor?” diye neşeyle sordu kapıdan.
“Her şey normal anne. Elif Lord’a bir şeyler pişiriyor işte.”
“Ah, yine Lord. En azından misafirler için değil, yoksa bir ara onun ‘özel lezzetlerini’ denemek zorunda kalmıştım,” diye şakayla karışık söylendi, sözlerinin altında küçük bir zehir saklayarak.

Elif, imayı anlamamış gibiydi. Üvey annesine yol verdi ve gülümseyerek:
“Bugün hindiyle kurabiye yaptık! Denemek ister misiniz? Ciğer yok içinde, farklı bir tarif.”
“Hayır, teşekkürler. Sabah tavuk pişirdim. İnsanlar için,” dedi Ayşe Hanım ve doğruca buzdurBuzdolabını kapatırken iç geçirdi ve “Önce Lord, her zamanki gibi,” diye mırıldandı.

Rate article
Lifequest
O, Beni Anlayan Tek Kişi