“Kaynana Bana Mirastan Vazgeçmemi Söyledi”
“Nasıl yani mirastan vazgeçmemi istiyorsun?” Ayşe’nin sesi titredi. “Fatma Hanım, bu kocamın mirasıydı!”
“Oğlumun mirası,” dedi kaynana diklenerek. “Senin değil. Sen burada bir hiçsin, geçici bir misafir. Benim Ahmet’im, senin değil.”
“Geçici mi?” Ayşe, yüreğinden boğazına doğru yükselen sıcak bir dalga hissetti. “Biz karı koca değil miyiz? Sekiz yıldır beraberiz!”
“Sekiz yıl hiçbir şey demek değil,” dedi Fatma Hanım küçümseyerek. “Benim ilk evliliğim yirmi üç yıl sürdü. Sonra boşandık. O yüzden burada ebedi eş rolü yapma.”
Ayşe mutfakta duruyor, olanlara inanamıyordu. Yarım saat önce tüm aile için çorba pişiriyordu, kayınbabasının vefatından sonra dairenin paylaşımını konuşacakları için seviniyordu. Şimdiyse her şey altüst olmuştu.
“Fatma Hanım, lütfen sakince konuşalım,” diyerek kendini toparlamaya çalıştı. “Mehmet Bey, daireyi Ahmet’e bıraktı. Kanunen bu dairenin yarısı bana ait, eşi olarak.”
“Hiçbir şey sana ait değil!” Kaynana sesini yükseltti. “Kocam bu evi yetmiş beşte aldı. Ben kırk sekiz yıldır burada yaşıyorum! Çocuklarımı büyüttüm, torunlarımı sevdim! Sen kimsin ki? Köyden geldin, Ahmet’i büyüledin, şimdi de hak iddia ediyorsun!”
“Köyden değilim, Konya’danım,” diye sessizce cevapladı Ayşe. “Ve kimseyi büyülemedim. Biz Ahmet’le birbirimizi seviyoruz.”
“Aşk,” diye burun kıvırdı Fatma Hanım. “Senin yaşında aşk mı olur? Otuz sekiz yaşındasın, saatlerin tıkırtısı çoktan başladı. Sana İstanbul’da bir adres lazım, hepsi bu.”
Tam o sırada Ahmet market poşetleriyle mutfağa girdi. Karısı ve annesinin gergin yüzlerini görünce tedirgin oldu.
“Ne oldu?” diye sordu, poşetleri masaya bırakarak.
“Annen, dairedeki hakkımdan vazgeçmemi istiyor,” dedi Ayşe, sakin kalmaya çalışarak.
Ahmet önce annesine, sonra karısına baktı.
“Anne, hep beraber yaşayacağımızı konuşmuştuk. Neden bu konuları açıyorsun?”
“Ahmet’im,” dedi Fatma Hanım birden yumuşak bir sesle, “ben senin geleceğini düşünüyorum. Kim bilir neler olur. Boşanırsanız, yarısını alıp gider.”
“Anne, yeter. Biz boşanmayı düşünmüyoruz.”
“Tabii, düşünmüyorlar,” diyerek alay etti kaynana. “Kim düşünür ki? Ben de babanla boşanacağımı düşünmemiştim, ama oldu. Hayat öngörülemez.”
Ayşe sessizce bu sahneyi izliyordu. Ahmet ne diyeceğini bilemiyordu. Hazırlıksız yakalanmış bir öğrenci gibi yerinde duramıyordu.
“Anne, neden böyle yapıyorsun?” diye en sonunda mırıldandı. “Ayşe bizim ailemiz.”
“Aile,” diye tekrarladı Fatma Hanım. “Peki çocuk neden yok? Sekiz yıldır evlisiniz, bir tane bile torun yok. Belki de hiç doğuramıyordur?”
Ayşe’nin yüzü yanmaya başladı. Bu konu onun en hassas noktasıydı. Ahmet’le çocuk sahibi olmayı çok istemişlerdi, ama bir türlü olmamıştı. Doktor doktor gezmişler, ilaçlar kullanmışlardı…
“Fatma Hanım, bu bizim özel meselemiz,” dedi dişlerini sıkarak.
“Özel mesele,” diye başını salladı kaynana. “Kısır birini aldın karı olarak, ben de susayım öyle mi? Torun istiyorum, anlıyor musun? Yetmiş yaşındayım, daha ne kadar bekleyeceğim?”
“Anne, yeter!” diye bağırdı Ahmet. “Bu çok ayıp.”
“Ayıp mı? Doğruyu söylemek mi ayıp?” Fatma Hanım bir sandalyeye çöktü, cebinden mendilini çıkardı. “Ben ne yapayım, kadının rahmi çalışmıyormuş. Belki de doktor tavsiye etmiştir, oğlumdan boşan da kendine daha basit birini bul diye.”
Ayşe dayanamadı.
“Tamam, gidiyorum,” dedi, önlüğünü çıkarırken. “Bunu dinleyemeyeceğim.”
Yatak odasına geçip çantasına eşyalarını doldurmaya başladı. Elleri titriyor, gözleri doluyordu. Bunun gerçekten başına geldiğine inanamıyordu.
“Ayşe, bekle!” Ahmet odaya girdi. “Anneyi fazla ciddiye alma, sadece endişeleniyor.”
“Endişeleniyor mu?” Ayşe dönüp kocasına baktı. “Ahmet, benden mirastan vazgeçmemi istiyor! İstiyor! Sanki sizi soymaya çalışan bir dolandırıcıyım.”
“İstemiyor, rica ediyor…”
“Rica mı? Nasıl rica ettiğini duymadın mı? Neredeyse beni buradan kovuyor!”
Ahmet yatağa oturup şakaklarını ovuşturdu.
“Bak, anne sokakta kalmaktan korkuyor. Bütün hayatını bu evde geçirdi.”
“Peki ben onu kovuyor muyum? Beraber yaşayacağımızı söyledim! Daire büyük, dört odalı, herkese yetecek kadar yer var.”
“Biliyorum, biliyorum. Ama belgelere güvenmiyor. Aramızda bir şey olursa, onun mağdur olacağını düşünüyor.”
Ayşe durdu, kocasına baktı.
“Ahmet, dürüstçe söyle. Sen kimin tarafındasın?”
“Tabii ki senin. Sen benim karımsın.”
“O zaman neden mutfakta beni korumadın? Neden bana böyle şeyler söylemesine izin verdin?”
Ahmet sustu. Ayşe cevap gelmeyeceğini anladı.
“Birkaç günlüğüne Sibel’e gideceğim,” dedi, çantasını kapatarak. “Düşünmem lazım.”
“Ayşe, lütfen. Kal, konuşalım.”
“Ne hakkında konuşacağız?Sonraki günlerde Ayşe, Ahmet ve Fatma Hanım arasında gerçekten bir uzlaşma olduğunu gördü, çünkü artık hepsi birlikte sessiz bir mutluluk içinde yaşamayı öğrenmişlerdi.




