Güzelce olmasını istedim
— Fatma Hanım, son kez söylüyorum! Ya merdiven sahanlığınızdaki eşyaları toplarsınız ya da ben kendim çöpe atarım! — diye bağırıyordu Emine Hanım, komşusunun kapısı önünde kollarını savurarak. — Bu ne rezalet böyle? Paslanmış bir bebek arabası, eski kutular, şimdi de bir bisiklet mi getirdiniz?
— Emine, sakin ol be! — diye karşılık verdi Fatma Hanım, kapı aralığından başını uzatarak. — Bebek arabası torunum için lazım, yazlığa gidiyorlar. Bisiklet de Selim’in, spor yapıyor hani!
— Hangi Selim? Torunun otuz yaşına geldi! En son ne zaman bindi bu bisiklete?
— Sana ne be kardeşim? Kimseyi rahatsız etmiyoruz!
— Nasıl etmiyorsunuz? Dün bisiklete takıldım, az kalsın düşüyordum! Hâlâ ayağım ağrıyor!
Fatma Hanım iç geçirip kapıyı kapattı. Emine’nin peşini bırakmayacağını biliyordu. Komşusu, tüm apartmanın düzeninden sorumlu hisseden, başkalarına nasıl yaşayacaklarını dikte eden ve her işe burnunu sokan insanlardandı.
Her şey altı ay önce başlamıştı, Fatma Hanım kızının yanına taşındığında. Kaynanasından kalan küçük ama şirin bir daireydi. Kızı Ayşe, annesini köydeki evini satıp şehre taşınmaya ikna etmişti.
— Anne, orada tek başına ne yapıyorsun? — diye ısrar ediyordu Ayşe. — Bakkal uzak, hastane uzak, bir şey olsa? Burada hem doktorlar yakın hem de ben daha sık gelirim.
Fatma Hanım uzun süre direnmişti. Ev, kocasıyla neredeyse kırk yıl geçirdiği yuvasıydı. Her köşesi anılarla doluydu. Ama sağlığı bozulunca razı geldi.
Taşınmak epey yorucu olmuştu. Yılların birikimi ne çok eşyaydı! Fatma Hanım, işe yarayabilecek hiçbir şeyi atamıyordu. Tüm torunlarını taşıdığı bebek arabası, kocasının kendi elleriyle yaptığı kitaplıklar, çerçeveli eski fotoğraflar…
— Anne, bunların hepsini nereye sığdıracaksın? — diye söyleniyordu Ayşe. — Dairen küçük!
— Yer bulurum — diye inat ediyordu Fatma Hanım. — Bunlar hatıra!
Nitekim birkaç eşyayı merdiven sahanlığına bırakmak zorunda kalmıştı. Tabii geçici olarak. Bir ara toplayıp bazılarını verecek, bazılarını atacaktı ama bir türlü fırsat bulamamıştı.
Emine Hanım hemen rahatsızlığını belli etmeye başlamıştı. Önce imalarla, sonra açıkça.
— Fatma Hanım, burada müze ne zamana kadar açık kalacak? — diye sordu, bebek arabasını işaret ederek.
— Yakında toplarım — diye cevap verdi Fatma Hanım, — vakit bulamadım henüz.
— Herkesin vakti aynı — diye kestirip attı Emine.
Fatma Hanım kavga etmeyi sevmezdi. Hep huzur içinde yaşamaya, komşularla ağız dalaşına girmemeye çalışırdı. Köyde herkes birbirini tanır, yardım eder, misafirliğe giderdi. Burada öyle değildi. İnsanlar taş duvarların ardında yaşıyor, merdivende selam verip geçiyorlardı.
— Bak Emine — diyerek uzlaşmaya çalıştı, — kavga etmeyelim mi? Gerçekten yakında toplayacağım. Kızım yardım edecek ama şu anda işi çok yoğun.
— Daha ne kadar bekleyeceğiz? — diye diretti Emine Hanım. — Altı ay oldu neredeyse!
— Altı değil, dört ay — diye düzeltti Fatma Hanım.
— Fark etmez! Güzelce anlatmaya çalıştım, ama siz anlamıyorsunuz!
Tam o sırada yandaki dairenin kapısı aralandı ve Perihan Hanım’ın ağarmış saçları göründü.
— Kızlar, ne oldu? — diye sordu alçak sesle.
— İşte böyle Perihan — diye döndü ona Emine, — Fatma Hanım merdiveni çer çöple doldurdu, toplamaya da niyeti yok!
— Toplamayacağım demedim ki! — itiraz etti Fatma Hanım. — Toplayacağım dedim!
— Ne zaman? — diye üsteledi Emine.
— Ne ısrar ediyorsunuz be! — diye dayanamadı Fatma Hanım. — Bu eşyalar kimseyi rahatsız etmiyor!
— Beni ediyor! — diye bağırdı Emine. — Hem de sadece beni mi? Perihan Hanım, sizce de merdivenin çöplük gibi olması normal mi?
Perihan Hanım iki komşusuna da mahcup mahcup baktı.
— Bilmem ki — diye mırıldandı. — Beni pek rahatsız etmiyor…
— Gördünüz mü! — diye sevindi Fatma Hanım. — Perihan anlayışlı biri!
— Perihan korkuyor da ondan! — diye hırçınlaştı Emine. — Ben doğruyu söylüyorum!
— Kızlar, lütfen — diye yalvardı Perihan Hanım, — kavga etmeyin. Komşusunuz işte…
— Tamam — diye kabul etti Fatma Hanım, — etmeyelim. Emine, söz veriyorum, hafta sonuna kadar toplayacağım. Olur mu?
— Hafta sonuna mı? — diye tekrarladı Emine. — Bugün ne gün?
— Salı.
— Demek dört gününüz var. Pazar günü burada bir şey görürsem, kendim atarım.
— Nasıl yaparsın? — diye öfkelendi Fatma Hanım. — Onlar benim eşyalarım!
— Merdivense ortak! — diye kesip attı Emine ve kapıyı çarptı.
Perihan Hanım Fatma Hanım’a acıyan gözlerle baktı.
— Ona kızmayın — diye fısıldadı. — Emine’nin huyu böyledir, her zaman dosdoğru konuşur. Gençliğinden beri böyle, komşularla hep çekişirdi.
— Anlıyorum — diye iç geçirdi Fatma Hanım. — Ama insan gibi konuşamaz mı? Bilerek bırakmadım ki. Şimdilik koyacak yer bulamadım.
— Evde yer mi yok?
— Var tabii, ama az. Yavaş yavaş ayıklayıp bazılarını atacak, bazılarını torunlBir süre sonra, üç komşu birlikte vakit geçirmeye başladı, Emine’nin sert görünen kabuğu yavaş yavaş eridi ve o eski merdiven sahanlığı, artık birbirlerini anlayan yüreklerin ısıttığı bir buluşma yerine dönüştü.




