Bugün yine pencerenin önünde oturup bahçedeki çocukları izledim. Saçları örgülü küçük kız, altı aydır görmediğim torunum Aydan’ı hatırlattı bana. Halbuki her gün görebilirdim onu.
“Ayşe Hanım, niye böyle dalmışsın?” diye seslendi komşum Fatma Hanım, elinde çayla yanıma geldi. “Yine torunlarını mı düşünüyorsun?”
“Öyle işte, aklıma türlü şeyler geliyor,” diye iç çektim. “Şu çocuklara bakıyorum da, keşke şimdi Aydan’la geziyor olsaydım, ona masallar okuyor olsaydım.”
“Niye kendini üzüyorsun ki? Seçimini yaptın, şimdi bununla yaşayacaksın.”
Fatma haklıydı elbet. Bir seçim yapmıştım. Ama sonuçlar hiç umduğum gibi olmadı.
Her şey eşimin hastalanmasıyla başlamıştı. Ağır hastaydı, doktorlar hemen söylemişti – sürekli bakım gerekiyordu. İşi bıraktım, tam bir bakıcıya dönüştüm. Bir buçuk yıl boyunca Mehmet’ten bir adım ayrılmadım. Kaşıkla yedirdim, çevirdim, yıkadım, gazeteleri yüksek sesle okudum.
Bu sürede büyük oğlum Cem üç kez gelmişti, o kadar. Hep iş, hep meşguliyet. Ama küçük oğlum Murat düzenli uğruyordu. İlaçlara yardım ediyor, erzak getiriyor, harçlık veriyordu. Eşi Esra da iyiydi – bazen çorba getirir, bazen çamaşır yıkardı.
“Anne, belki babamı hastaneye yatıralım?” demişti Cem o kısa ziyaretlerinden birinde. “Orada bakarlar, sen de dinlenirsin.”
“Hastaneye mi?!” diye tepki göstermiştim. “Ben olmazsam mahvolur. Kırk yıl birlikte yaşadık, şimdi terk mi edeceğim?”
“Terk etmek değil, uygun bir bakım sağlamak.”
“Uygun bakım evde, aileyle olur.”
Cem omuz silkip giderdi. Murat ise yardım etmeye devam ederdi. Hatta eşini ve kızını getirirdi, dedesinin torununu görmesi için.
Mehmet vefat edince tamamen yalnız kaldım. Ev kocaman ve bomboş geldi. Her köşe eşimi hatırlatıyor, her eşya kalbime bir sancı saplıyordu.
“Anne, bize gel,” diye teklif etmişti Murat taziyede. “Niye tek başına kalasın?”
“Bilmiyorum,” diye karşılık vermiştim şaşkınlıkla. “Buralara alıştım.”
“Anne, bizim yerimiz dar,” diye araya girmişti Cem. “Murat’ın evi daha geniş, onlar için daha kolay.”
“Yer buluruz,” diye kesin konuşmuştu Murat. “Önemli olan annemin yalnız kalmaması.”
Oğullarıma bakıp düşünmüştüm. Cem başarılıydı, üç odalı evi vardı, iyi bir semtte. Murat daha mütevazı yaşıyordu, kenar mahallede iki odalı bir evde, maaşı da daha azdı. Ama yüreği altındı, buna emindim.
“Düşüneyim,” demiştim o gün.
Düşünmem uzun sürdü. Cem seyrek gelirdi ama her seferinde pahalı yiyecekler, ithal ilaçlar getirirdi. Onun semtinin ne kadar iyi olduğunu anlatırdı – iyi bir sağlık ocağı, mağazalar, yürüyüş parkı.
“Anne, ben büyük oğlunum,” derdi. “Geleneklere göre ebeveynler büyük çocuklarıyla yaşar.”
Murat ise sadece gelir, yardım ederdi. Avizeyi temizler, erzak getirir, oturup sohbet ederdi. Esra’sı kek pişirir, Aydan resimler hediye ederdi.
“Anneanne, ne zaman bize geleceksin?” diye sorardı torunum, boynuma sarılarak. “Sana odamı göstereceğim. Oyun evim var, birlikte oynarız.”
“Yakında, kuzum, yakında,” derdim ama bir türlü karar veremezdim.
Karar beklenmedik bir şekilde geldi. Cem bir gün eşi Selma’yla çıkageldi. Mutfağa gidip oturdular, Selma hep birlikte yaşamanın ne kadar harika olacağını anlatmaya başladı.
“Ayşe Hanım, anlıyorsunuzdur ki Cem size daha iyi bir hayat sunabilir,” diyordu, zoraki gülümsemeyle. “Size ayrı bir odamız var, iyi yemekler. Murat’ta ne var? Üç kişi iki odada mı sıkışacaksınız?”
“Biz sıkışmıyoruz,” diye karşı çıkmıştım. “Onların evi çok şirin.”
“Aman, ne şirini. Tabii ki iyi insanlar, yok demiyorum. Ama imkânlar farklı. Şuna bakın,” Selma çantasından bir kağıt çıkardı, “size özel bir kardiyolog buldum. Şehrin en iyisi. Cem ödemeye hazır.”
Kağıdı aldım, üzerinde doktorun adı ve telefonu yazıyordu.
“Murat’ın maaşıyla böyle bir doktora gidemezsiniz,” diye devam etti Selma. “Tek randevu on iki bin lira.”
“Bu kadar mı?” diye şaşırmıştım.
“Tabii. Kaliteli tedavi ucuz olmaz. Sonra, geleceği düşünün. Kim bilir ne olur. Cem her zaman yardım eder, imkânı var.”
Cem sessizce oturuyor, arada bir eşinin sözlerine onay veriyordu.
“Bir de,” diye ekledi Selma, “sonuçta yabancı değiliz. Esra’yla aranız iyi olduğunu biliyorum ama… Ya yarın Murat’la kavga ederlerse? Boşanırlarsa, o zaman ne olacak? Biz Cem’le yirmi yıldır birlikteyiz, sağlam bir aileyiz.”
Gittikten sonra mutfakta oturup doktorun kağıdını okudum. Bir randevu on iki bin lira. Benim aylık emeklim on dört bin liraydı. Demek ki iyi bir doktor neredeyse bir aylık gelirime denk.
Selma haklıydı. Cem bunu karşılayabilirdi. Kendi küçük işletmesi vardı, güzel arabası, şehir merkezinde evi. Murat fabrikada çalışıyordu, üç kuruş maaş alıyordu. Ciddi hasta olsam, o nasıl yardım edebilirdi?O akşam Murat’ı aradım ve yüreğimin sesini dinleyerek asıl aileme dönmeye karar verdim, çünkü anladım ki gerçek zenginlik sevgide saklıydı.




