Gelinliğini Giyen Kayınvalidem: İki Düğünde Beni Rezil Etti ama Bu Sefer Fotoğrafçı Hesap Sordu

Düğün planlarken öğrendiğim bir şey var: sadece bir adamla evlenmiyorsunuz, annesiyle de evleniyorsunuz. Benim durumumda bu, hiç istemediğim bir rekabetin içine girmek demekti.

Benim adım Elif, eşim Can ise dünyanın en tatlı insanı. Sabırlı, düşünceli ve annesinin manipülasyonlarına tamamen kör. Annesi Serpil ise bazılarının deyimiyle “bir fenomendir”. Zarif, kültürlü ve sürekli hatırlattığı gibi “eski bir güzellik kraliçesi”. Saçları? Her zaman yerinde. Makyajı? Kusursuz. Gardırobu? Pahalı ve bir müze koleksiyonu gibi özenle seçilmiş.

Ve düğünlerdeki imza hareketi? Beyaz giymek.

Evet. Beyaz. Tamamen bembeyaz, fildişi rengi veya saf kar gibi elbiseler. Diğer misafirlerin iki kez bakmasına sebep olan, gelini içten içe öfkeyle yakan türden.

Can’ın ablası Deniz, benden üç yıl önce evlenmişti. Onun düğününde Serpil, omuzları açık, incilerle süslü, topuklara kadar uzanan bembeyaz bir elbise giymişti. “Gelinin de benzer bir şey giyeceğini bilmiyordum,” demişti masumiyet havalarıyla.

“O dantelli, tatlım,” diye cevap vermişti. “Benimki saten. Tamamen farklı.”

Deniz çok sinirlenmişti. Ama Can her zamanki gibi omuz silkti: “Annem işte, böyledir.”

Sonra Can’ın kuzeni Zeynep’in düğünü geldi ve tahmin ettiğiniz gibi, Serpil yine aynısını yaptı. Bu kez üzerinde şeffaf bir pelerinle uzun, bembeyaz bir takım elbise vardı. Birinin, “Yeniden evleniyor musunuz?” diye sorduğunu duydum.

Can o gece sonunda ona çıkıştı:

“Anne, ne yapıyorsun?” diye sordu.

Serpil güldü. “Ah, canım oğlum. Beyaz bana yakışıyor diye suçlu muyum? Matemdeymişim gibi siyah mı giyeyim?”

Mantığı buydu.

Ben ve Can nişanlandığımızda, bir seçeneğim olduğunu biliyordum: hiçbir şey söylemeden, birdenbire öz farkındalık kazanmasını ummak… ya da savaşa hazırlanmak.

Ben ikincisini seçtim.

Başından beri Serpil, planlama sürecini dayanılmaz hale getirdi. Mekanımızı eleştirdi (“Çok köy havası”), cateringi (“Glütensiz havyar servis ediyorlar mı?”) ve hatta uzun duvak seçimimi bile sorguladı.

“Çok tatlı bir yüzün var, Elif,” diyordu kibarca gülümseyerek. “Tüm o kumaşın arkasında saklamak istemezsin, değil mi?”

Kendimi zor tuttum.

Davetiyeleri gönderirken nazik bir kıyafet kodu notu ekledim: “Misafirlerimizden beyaz, fildişi veya şampanya rengi giymemelerini rica ederiz.” Bunun işe yarayacağını düşünmüştüm.

Yaramadı.

Düğünden iki hafta önce, Serpil’den bir mesaj aldım. İçinde giymeyi planladığı kıyafetin resmi vardı.

Beyazdı.

Sadece beyaz değil, parıltılı, süslü, etek kısmında tüyler olan bir elbiseydi. Altına yazmıştı:

“Çok şık değil mi? Temanıza uygun olur diye düşündüm!”

Ekrana baktım. Ellerim titriyordu.

Can ifademi görünce hemen sordu. Fotoğrafı gösterdiğimde nihayet anladı.

“Yine yapıyor,” dedim fısıldayarak. “Ve bu sefer benim düğünümde.”

Can haklı olarak uğraştı. Serpil’e bunun benim için önemli olduğunu, net bir sınır olduğunu söyledi.

Ama o her zamanki kartını oynadı.

“Onu bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Her şey neden bu kadar dramatize ediliyor? Hiç gelmesem daha mı iyi?”

O anda anladım ki mantık işe yaramayacaktı. Sınırlar da yaramayacaktı. Ama mahcubiyet? Belki işe yarayabilirdi.

İşte o anda düğün fotoğrafçımız Emre’yi devreye soktum.

Emre, bir arkadaşımın tavsiyesiyle gelmişti ve doğal tarzıyla espri anlayışıyla tanınıyordu. Durumu anlattığımda hiç şaşırmadı.

“İki düğünde de beyaz mı giymiş?” dedEmre gülümsedi: “Merak etme, bu kez işi olduğu gibi çekeceğim.”

Rate article
Lifequest
Gelinliğini Giyen Kayınvalidem: İki Düğünde Beni Rezil Etti ama Bu Sefer Fotoğrafçı Hesap Sordu