Ayşe, camın önünde durmuş, eşi Murat’ın komşularıyla konuştuğu avluya bakıyordu. Yine. Üst üste kaçıncı gündü bu? Esra Hanım, arabasının yanında el kol hareketleriyle bir şeyler anlatıyor, Murat ise dikkatle dinliyor, ara sıra gülümsüyordu.
Ayşe, fark edilmemek için geri çekildi. Göğsünde tanıdık bir his belirdi – kıskançlık değil, daha ağır bir şey: Anlayış.
“Anne, babam nerede?” diye sordu kızı Elif, mutfağa dalarak. “Matematik ödevime yardım edecekti.”
“Avluda,” diye cevapladı Ayşe, sesinin normal çıktığından emin olmaya çalışarak. “Birazdan gelir.”
Elif başını sallayıp odasına koştu. Ayşe çaydanlığı açtı ve dolaptan kurabiye kutusunu çıkardı. Elleri otomatik hareket ederken, zihni başka yerlerdeydi.
Murat eve girdiğinde yüzünde o özel ifade vardı – tatmin olmuş, biraz dalgın. Bu ifade, sadece Esra Hanım’la konuştuktan sonra beliriyordu.
“Selam,” dedi, mutfağa yönelerek. “Çay var mı?”
“Yeni demledim,” diyerek önüne fincanı koydu Ayşe. “Esra Hanım’la uzun mu konuştunuz?”
“Pek değil. Yeni işinden bahsetti. Reklam ajansında işe başlamış, bizim yaşımızda böyle bir fırsat bulması harika!”
Murat’ın sesinde bir hayranlık vardı. Sanki bu başarı kendisine aitti. Ayşe sessizce çayına şeker karıştırdı.
“Peki ne iş yapacak orada?” diye sordu.
“Müşteri temsilcisi olmuş. Zaten eğitimi de uygun, tecrübesi de var. Esra Hanım gerçekten güçlü bir kadın, boşandıktan sonra hemen toparlandı.”
Esra. Hep Esra. Altı ay önce karşı apartmana taşınan komşuları. Kırk iki yaşında, yakın zamanda boşanmış, çocuğu olmayan, başarılı ve ilginç bir kadın.
Tam da Ayşe’nin bir zamanlar olduğu, sonra eş ve anne olunca unuttuğu her şey. Pişman değildi belki, ama bazen…
“Elif seni matematikle bekliyor,” diye hatırlattı.
“Ah, doğru. Hemen gidiyorum.”
Murat çayını bitirip kızının yanına gitti. Ayşe mutfakta tek başına kaldı. Murat’ın fincanını eline aldı ve dibinde kalan çay yapraklarını gördü. Çocukken büyükannesi ona bunlarla fal bakmayı öğretmişti, ama o geleceği bilmek istemiyordu. Şimdiki zaman yeterince açıktı.
Murat aşık olmuştu. Ona değil, on yedi yıllık karısına değil, komşuları Esra’ya. Belki bunun farkında değildi ya da kabullenmek istemiyordu, ama Ayşe işaretleri görebiliyordu. Kendine daha fazla özen göstermeye başlamıştı, yeni bir gömlek almıştı, daha sık traş oluyordu. Hangi bahaneyle olursa olsun, Esra işten dönerken onu görmek için avluya çıkıyordu. Onun hakkında konuşurken gözleri parlıyordu.
Eskiden, sadece Ayşe’ye baktığında böyle parlarAyşe, çayını içerken gözlerini kapadı ve artık kendine ait bir hayat kurmaya karar verdi, çünkü gerçek sevginin kendini unutmaktan değil, kendini bulmaktan geçtiğini anlamıştı.




