Ayşe, kumlu hamuru kare tepsisine özenle yaydı. Oğlu Emrah ile gelini Damla birkaç saate geleceklerdi.
Sessizliği acımasız bir telefon zili böldü. Ayşe ellerini önlüğüne silerek telefonu açtı.
“Alo?”
“Merhaba,” diyen kadın sesi tanıdık değildi. “Ayşe Hanım’la mı görüşüyorum?”
“Evet, benim,” dedi Ayşe, içgüdüsel olarak diken üstünde.
“Ben Filiz Hanım. Damla’nın eski kayınvalidesi.”
Ayşe bir sandalyeye çöktü. “Eski kayınvalide?” Damla’nın geçmiş evliliğinden nadiren bahsettiğini, ama her seferinde yüzünün karardığını hatırladı.
“Anladım,” dedi sakin bir tonla. “Size nasıl yardımcı olabilirim, Filiz Hanım?”
Telefondaki kadının sesindeki yapay nezaket anında kayboldu. Yerini keskin, alaycı bir tona bıraktı.
“Damla’nız nasıl gidiyor, merak ettim de! Size de baş belası oldu mu, yoksa siz daha fark etmediniz mi? Ama inanın, bir gün pişman olacaksınız! Onu evinize aldığınıza bin pişman olacaksınız!”
“Filiz Hanım, anlamıyorum. Damla harika bir kız. Neden pişman olalım ki?”
“Harika mı?” diye cıyakladı Filiz. “Tembelin önde gideni o! Ben her gün yerleri silerim, olması gerektiği gibi. O ne yapıyor? Üç günde bir, zorla! Peki perdeler? Siz perdeleri en son ne zaman yıkadınız? Ben ayda bir yıkarım, şart! O ise belki yılda bir. Toz tavana yapışmış! Yemeklere gelince… Oğlumu zehirledi resmen! Çorba su gibi, köfteler lastik gibi. Adamın gastrit oldu!”
“Apartmanlarında tertemiz. Damla mükemmel yemek yapar. Ben ona birkaç sır öğrettim, o da harika öğrenci çıktı. Hiçbir şikayetimiz yok. Gastrit mi? Belki de oğlunuzun içkiden midesi yanmıştır!”
“Şikayet yok mu?” diye bağırdı Filiz, dinlemeden. “Peki kocasına nasıl davranıyordu? Adam yorgun argın eve gelir… biraz içer, rahatlar, her erkek gibi! Ama o ne yapar? Bir kadeh vermek, yatırmak yerine bağırır çağırır, kavga çıkarırdı! Tam bir vicdansızın teki!”
Ayşe gözlerini kapadı. Damla’nın “biraz içmiş” dediği kocasının sabaha kadar meyhanede kalıp, eve sarhoş döndüğünü, eşyaları kırdığını, ağza alınmayacak küfürler ettiğini biliyordu. Emrah ise içkiye el sürmezdi, işinden eve gelir, karısına “cansın” diye çiçekler alır, onun iş başarılarıyla övünürdü.
“Oğlum Emrah,” dedi Ayşe vurgulu bir tonla, “sarhoş eve gelmez. Asla. Karısına ve evine saygılıdır. Damla’nın ona bağıracak bir sebebi yok. Mutlular.”
Telefonda ağır bir sessizlik oldu. Filiz Hanım yeni bir saldırı için nefes topluyor gibiydi. Konuşmaya başladığında sesi iyice zehir doluydu:
“Mutlu mu? Ha! Peki hiç çocuk yuvasından geldiğini biliyor musunuz? Biz ona acıdık da aldık, ama oralarda neler oluyor, biliyor musunuz? Boşuna değil ki kısır! İçi boş! Göreceksiniz, yıllar geçecek, bir torununuz olmayacak! İşte o zaman ne bok yediğinizi anlayacaksınız!”
“Filiz Hanım,” dedi Ayşe, telefonu değil de karşısındaymış gibi net ve gür, “her konuda yanılıyorsunuz. Bizim evimizde huzur, düzen ve sevgi var. Damla’yı içtenlikle seviyorum. O da bana ‘anne’ diyor. Tabii ki çocuk yuvasında büyüdüğünü biliyoruz. Suçu mu? Tam tersine, ona şefkat gösterdim, birazcık anne sevgisi verdim. O iyi, güzel bir kız. Torun meselesine gelince… Kehanetleriniz için geç kaldınız. Damla ile Emrah’ın bir bebeği olacak. Yakında. Yani endişeleriniz yersiz.”
Sessizlik. Sonra hırıltılı bir nefes. Ve… bir anlık hıçkırık. Öfke, ağlamaya dönüştü.
“Bebek mi?” diye gıcıklaştı Filiz’in sesi, içinde kıskanç bir çatlak vardı. “Ciddi misin? Belki de oğlunuzdan değildir, hiç düşündünüz mü?” Bir anda hıçkırıklar arttı. “Ah benim oğlum… O rezilin teki! İçiyor, işten işe koşuyor… Parasız pulsuz… Ama ben torun istiyorum! Bir tane olsun!”
Ayşe bu itirafları sessizce dinledi. İçinde bir acıma hissi uyandı, ama Filiz’e değil, yıllarca bu zulmü yaşayan Damla’ya.
“Filiz Hanım—” diyecek oldu, ama kadın lafını kesti, sesi yalvaran bir tona büründü:
“Bakın… Ya Damla’nızla Emrah’ın işleri bozulursa? Ayrılırlarsa? Olur mu öyle şey! O zaman… bana hemen haber verin! Olur mu? Ben oğluma söylerim… belki aklı başına gelir! Siz diyorsunuz ya, artık iyi yemek yapıyor, temizdir falan. Belki bize geri döner? Lütfen! Zaten gidecek başka yeri yok, bizi tanıyor…”
İşte. Her şeyin sebebi. Pişmanlık değil. Geçmişin vicdan azabı değil. Kendisinin “işe yaramaz” diye attığı şeyin, başkasının elinde “elmasa” dönüştüğünü gören bir kadının çılgın açgözlülüğü. Damla’yı geri alıp, hizmetçi gibi çalıştırmak, torun doğurtmak istiyordu.
“Damla gibi bir gelin, bize lazım. Bir daha aramayın. Asla.”
Cevap beklemeden kapattı. Numarayı da engelledi. Boğazında bir yumru vardı; öfke, Damla’nın geçmişine acıma, duyduğu şeylerin vahşeti… Ama hepsinden güçlüsü, bir “koruma” içgüdüsüydü.
Yuvasını, Emrah’ı ve bir zamanlar kırılgan, ama şimdi güçlü olan Damla’yı korAyşe, mutfaktan gelen çayın mis kokusuna eşlik eden kahkahaları dinlerken, Filiz Hanım’ın sinir bozucu sesinin artık sadece uzak bir anı olduğunu düşündü, çünkü bu evin duvarlarını saran sevgi, her türlü negatifliği eritip yok etmeye yetecek kadar güçlüydü.




