Yalnız Bir İşaret…

**Yalnız Güllü…**

Birkaç haftadır Güllü, karşı daireye taşınan yeni komşusunu gözlüyordu. Otuz yaşlarında, küçük kızı dört yaşındaydı. Adı Ayşe’ydi. Kadın kocasından ayrılmış, şimdi tek başına yaşıyor, kızını da apartmanın bahçesindeki anaokuluna götürüp getiriyordu.

Güllü, Ayşe ile tanıştı ve daha birbirlerine gülümsemeye başlamışlardı ki, bir hafta sonra cumartesi günü küçük Elif’i evine alıp bakıcılık yapıyordu.

“Çok usludur, oyuncaklarıyla köşede oynar, sen de işine bakarsın,” diye açıkladı Ayşe. “Yardımın için sağ ol, bugün bir görüşmem var, gece mutlaka döneceğim.”

Güllü omuz silkti. Ayşe aceleyle apartmandan çıkınca genç kadının bir randevuya gittiğini anladı.

“Vay be, ‘görüşme’ ha…” diye fısıldadı, küçük kıza şefkatle baktı.

Güllü’nün kaderi pek iyi gitmemişti. Yirmi sekiz yaşındaydı, sevdiği bir adamla evlenip çocuk sahibi olma vaktiydi ama ikisi de hayatında yoktu.

“Çağın gerisinde kalmışsın,” diyordu arkadaşları. “Sürekli örgü örüyorsun, biraz hareket et, dansa çık, eğlen, sosyalleş! Yoksa böyle prens beklerken gençliğini çöpe atarsın.”

Güllü kabul ediyor ama harekete geçmiyordu. Hafif kiloları yüzünden utangaçtı ve sıradan görünüşüyle kendini güzel bulmuyordu.

Şimdi Elif’le arkadaş olmuş, akşamları onu ağırlıyordu. Küçük kızı bırakıp başka bir erkeğe giden bir anneyi asla anlayamıyordu. Aile, hele bir de çocuk, Güllü için kutsal bir armağandı. Elif’i bütün kalbiyle sevmiş, ona kitap okuyor, oyunlar oynuyor, oyun hamurlarıyla şekiller yapıyordu.

“Gül, sana nasıl teşekkür etsem bilemiyorum,” diyordu Ayşe, uykulu kızını alırken. “Sen benim can simidimsin.”

“Peki baban?” diye sordu bir gün Güllü. “Elif onu sık sık anıyor, özlüyor galiba.”

“Ziyaret ederdi ama şimdi iş seyahatinde. Hep bu seyahatler yüzünden… Yakında döner, o zaman sen de rahatlarsın, onu gezmeye götürür. Kızımı çok sever, oyuncaklara boğar, ki hiç gerek yok. Keşke daha fazla nafaka ödese…”

Gerçekten de kısa süre sonra baba çıkageldi. Uzun boylu, kumral bir adam, Elif’i kucakladı, bırakmak istemiyordu. Güllü mutfak penceresinden görüp gözleri doldu: baba ve kız birbirlerine o kadar içten sarılmışlardı ki…

Birkaç gün sonra Güllü, Mehmet’le tanıştı. Elif yine ondaydı; artık “Teyze Gül”ün yanına koşup oyun oynamak, çizgi film izlemek adeti olmuştu.

“Çok teşekkür ederim,” dedi Mehmet. “Kızıma baktığınız için… Elif sizi çok seviyor. Hep ‘Benim Gülüm’ diyor.”

“Baba, gel çay iç!” diye seslendi Elif, mutfaktaki poğaçasını yerken.

“Buyurun,” diye davet etti Güllü. “Yeni demledik, sizi de bekletmeyelim.”

Mehmet mutfağa geçti, kızıyla sofraya oturdu.

“Ev yapımı mı bunlar?” diye şaşırdı.

“Evet, tabii. Buyurun, afiyet olsun… Ben de severim, biraz fazla kaçırıyorum galiba, diyete başlayacağım.”

“Niye?” dedi Mehmet. “Size çok yakışıyor. Zaten genç kızların poğaça yaptığını da sanmıyordum. Köyde nineleGüllü gülümsedi, Mehmet’in gözlerine baktı ve o an anladı ki, hayatının aradığı sıcaklığı sonunda bulmuştu.

Rate article
Lifequest
Yalnız Bir İşaret…