Miras Kalan Ev
“Nasıl böyle bir karar verebiliyorsun?” diye şaşırdı kızı. “Anne, köyde tek başına olacaksın, korkmuyor musun?”
“Her yerde insan var,” diye yanıtladı sakin bir şekilde Elif Hanım. “Orada da arkadaş edinirim, merak etme sen. Ama seni misafir beklerim şimdiden. Artık şehre asla dönmem. Emekliliğimi ödül gibi bekledim. Üstelik düzgün bir ev de buldum. Taksitle bile aldım. Bu bir mucize değil mi?”
Elif’in keyfi yerindeydi. Hem şehre yakın bir köyde ev alma hayalini gerçekleştirmişti, hem de taşınmasının bir sebebi daha vardı. Kızı Ayşe artık otuz yaşına gelmişti ama hâlâ bir eş bulamamıştı. Bu yüzden Elif Hanım, kızına şehirdeki evini bırakmaya karar verdi ki, genç kendi hayatını kurabilsin.
“Sen burada kal, ben de ara sıra pazara alışverişe gelip sana uğrarım,” diyerek Ayşe’yi kucakladı ve otobüse bindi, hayalini gerçekleştirmek üzere yola koyuldu.
Köyde Elif çabucak alıştı. Şehirdeki daireyi hiç özlemedi çünkü daha önce de yazlığında zaman geçirmeye alışkındı, ki onu da artık ihtiyacı olmadığı için satmıştı. Köy güzeldi: bakkalı, otobüs seferleri, hatta sağlık ocağı ve kütüphanesi bile vardı.
“Harika!” diye seslenirdi Elif, sabahları gerinerek kapının önüne çıktığında. Komşuları yardımsever insanlardı, hatta yardım teklif ediyorlardı, ama Elif kabul etmedi. Her şeyi kendisi yapmak istiyordu çünkü.
Üstelik ilk zamanlar Ayşe sık sık köye geliyordu. Annesinin yokluğuna alışamamıştı ve onun için endişeleniyordu. Ne de olsa yıllarca yan yana yaşamışlardı, şimdi de Ayşe’nin aile kurup annesini hayal kırıklığına uğratmaması gerekiyordu. Elif Hanım ona böyle tembihlemişti.
Bahar sıcak ve yağışlı geçti.
“Güzel oldu,” diyordu Elif’in komşusu yetmiş yaşındaki emekli Mehmet Amca. “Toprak nemliyken ekmek tam zamanı. Bereketli bir yıl olacak.”
Elif Hanım sadece bahçeyle uğraşmakla kalmadı, tavuklar ve ördekler de beslemeye başladı. Ahırın da durumu iyiydi.
Kadın sanki kanatlanmış gibiydi! Sabahın erken saatlerinde bahçeye çıkıyor, kümes hayvanlarını besliyor, serayı açıyor, ot yoluyordu. Şehirden getirdiği tekir kedi Şanslı da peşinden ayrılmıyor, tavuklara ve horoza yarı şaşkın yarı meraklı bakıyordu.
“Merak etme Şanslı, iyi şeylere çabuk alışırsın. Bakıyorum da zaten burada kendini evin sahibi gibi hissediyorsun. Aferin.”
Kısa süre sonra köyde başıboş gezen Karabaş da Elif’in yanına sığındı. Daha önce köyde kapı kapı dolaşıp sadaka topluyor, kışın soğukta perişan oluyordu. Ama Elif acıyıp onu avlusuna almaya başlayınca, bir daha gitmedi. Mutlu gözlerle her sabah kendisine et artıkları ve kemikli yemek veren kadına bakıyordu.
Karabaş önce sundurmanın altına yerleşti, sonra Mehmet Amca Elif’in isteği üzerine ona ısıtmalı bir kulübe yaptı.
Köyde yeni komşudan bahsedilmeye başlandı: iyi yürekli, evine bağlı bir kadın olduğunu söylüyor, karşılaştıkça gülümsüyorlardı.
Kızı Ayşe ise bir süre annesinin ayrılığına alışamadı, sanki kendini suçlu hissediyor gibiydi.
“Nasıl teşekkür edeceğim sana anne?” diye soruydu, hafta sonları köye geldiğinde.
Ama Ayşe, Murat’la tanışınca annesinin yaptığının değerini bir kez daha anladı. Evlendiler ve bir yıl sonra bir kız çocukları oldu: Zeynep.
“İşte bana teşekkürün bu oldu,” diye gülüyordu mutlu büyükanne Elif. “Soyumuz devam ediyor! Torunum, ne güzel… Yazları bana gelirsiniz, Zeynep’e şifalı süt içirmek için bir keçi alırım.”
Yıllar geçti, Elif Hanım tam bir köy kadını oldu. Ayşe ve kocası banyo yapmak, bahçe işlerine yardım etmek, lezzetli konserveleri almak için köye geliyorlardı.
Bir gün kızı annesine sordu:
“Bu hayvanlarla uğraşmaktan yorulmadın mı köyde? Genç sayılmazsın artık. Altmışını geçtin… Hem yalnızsın, biz de ancak ara sıra gelebiliyoruz. İkimiz de çalışıyoruz, Zeynep de yakında okula başlayacak.”
“Şimdilik idare ediyorum,” diye yanıtladı Elif Hanım. “Zor gelirse hayvanları azaltırım. Onlarsız burada ne yapayım? Camdan bakıp dursam mı? Onlarla daha neşeliyim…”
Elif Hanım’ın yaşı ilerledikçe hastalıklar, ayak ağrıkları baş gösterdi. Yine de ördeklerden ve keçiden hemen vazgeçemedi.
Sonra, seksenini aşınca sadece tavukları bıraktı. Karabaş ve sevgili kedisi Şanslı artık yoktu. Yerlerine köyde sık görüldüğü gibi terk edilmiş iki kedi gelmişti.
“Anne, daha fazla hayvan alma,” diye rica ediyordu Ayşe. “Ben de gelip sana yardım etmekten yoruldum. Benim yaşım da ilerliyor, yakında ben de emekliliği düşüneceğim.”
Ayşe, kocasıyla uzun süre evli kalmadı. Zeynep liseyi bitirip üniversiteye başlayınca boşandılar. Ama baba, kızı okurken destek oldu. Ayşe de elinden geleni yaparak Zeynep’in eğitimine harcadı. Kızı, üniversiteyi bitirince şehirde kaldı, iş buldu ve orada evlendi.
Böylece Ayşe yine evde tek başına kaldı. Kızı ve damadı nadiren uğruyordu, yol uzundu ve onların da kendi hayatAyşe, köydeki evin bahçesinde güneşin altında otururken, annesinin sevdiği gibi kuş seslerini dinledi ve buranın onun gerçek yuvası olduğunu bir kez daha anladı.




