“Anne, artık böyle yaşayamam,” diye fısıldadı Şebnem, ağır bulutlarla kaplı İstanbul’un gri gökyüzüne bakarak.
“Ne demek yaşayamazsın? Yirmi iki yıl yaşadın, şimdi mi aklına geldi?” Valentina Hanım ellerini çırptı, kırışık yüzü öfkeyle gerildi. “Yaşlandıkça aklını mı yitirdin kızım? Ne düşünüyorsun sen?”
Şebnem acı bir tebessüm etti. Ne mi düşünüyordu? Kocasını “iş görüşmelerinden” beklediği uykusuz geceleri mi? Akşam yemeğinde ona attığı küçümseyen bakışları mı? Yoksa arkadaşlarının önünde ona “çürük armut” deyip ardından kahkahalar atmasını mı?
“Kendim için bir kez olsun yaşamak istediğimi düşünüyorum,” dedi usulca.
“Kendin için mi?” annesi kısık bir kahkaha attı. “Peki ya ben? Ben ne olacağım? Emekli maaşımla ancak ekmek alabilirim! Murat ikimizi de geçindiriyor, hatırlatırım!”
Şebnem boğazına düğümlenen sözleri hissetti. Hep böyleydi… Kendisinden bahseder etmez, annesi hemen faturayı kesiverirdi. Borç, vefa, suçluluk – hayat boyu taşıdığı prangalar.
“İşe girdim, anne. Özel bir şirkette muhasebeci olarak.”
“Ne?” Valentina Hanım sandalyeye çöktü, elini göğsüne bastırarak. “Demek bu yüzden o kurslara gidiyordun? Benim arkamdan mı plan yaptın?”
“Kimseye hesap vermek zorunda değilim—”
“Hayır, vermelisin!” annesinin sesi keskinleşti. “Ben seni büyüttüm, geceleri uyumadım! Hayatımı sana adadım! Şimdi her şeyi yıkmak mı istiyorsun? Neden? Kaprislerin yüzünden mi?”
Girişte kapı çarpıldı – Murat gelmişti. Ağır adımları bir hüküm gibi yankılandı. Şebnem yumruklarını sıktı, tırnaklarının avuçlarına battığını hissetti.
“Hanımlar, neyin tartışması bu?” dedi Murat, her zamanki gibi ballandıra ballandıra konuşuyordu. “Valentina Hanım, sesiniz komşuları toplayacak neredeyse!”
“Senin karın aklını kaçırmış!” diye atıldı annesi. “İşe girmiş, boşanmak istiyormuş!”
Murat yavaşça Şebnem’e döndü. Gözlerinde buz gibi bir şey parladı.
“Öyle mi, canım?” dedi alaycı bir tonla. “Ne zamandır kafanda bu fikir varmış?”
Şebnem sırtına yayılan ürpertiyi hissetti. Bu ses tonunu çok iyi tanıyordu – şirin görünümlü bir fırtına habercisi.
“Kafamda değil, kararım,” dedi, kendi sesindeki kararlılığa şaşırarak.
“Kararmış!” diye bağırdı annesi. “Murat, bir şey söyle! Menopoza girdi herhalde, aklını kaybetmiş!”
“Anne!” diye kesip attı Şebnem. “Yeter! Elli iki yaşındayım, ne histerik ne de deliyim. Sadece artık istemiyorum—”
“Neyi istemiyorsun, sevgili eşim?” Murat bir adım yaklaştı, gülümsemesi gözlerine ulaşmıyordu. “Bu evde yaşamak mı? Yoksa araba beğenmedin mi? Ya da mücevherler az mı geldi?”
“Kes artık,” dedi Şebnem pencereye doğru gerileyerek. “Ne demek istediğimi çok iyi biliyorsun.”
“O genç sekreterle mi ilgili?” diye araya girdi Valentina Hanım. “Bunda ne var? Her erkeğin zayıf noktası vardır. Gözünü kapat ve katlan, normal kadınlar ne yapıyorsa!”
Şebnem içinde bir şeyin koptuğunu hissetti. İşte bu – “katlan”. Hayatında kaç kez duymuştu bu sözü? Alçaldığında katlan, aldatıldığında katlan, “annen için” katlan…
“Bak güzelim,” dedi Murat koltuğun kenarına oturarak, ayağını ayağının üstüne atıp. “Açık konuşalım. Kendi başına yaşayamayacağını biliyorsun, değil mi? Bu yaşta nasıl bir iş buldun ki? Kim seni ister?”
“İstemez mi?” Şebnem gülmeye başladı, annesi irkilerek baktı. “Haklısın Murat. Bunca yıl bana hep bunu öğrettin. Kimsenin beni istemeyeceğini, bir hiç olduğumu, senin her bakışın için minnettar olmam gerektiğini.”
“Kızım,” annesi elini tutmaya çalıştı, “kendini fazla kaptırıyorsun—”
“Hayır anne,” diyerek elini çekti Şebnem. “Yıllar sonra ilk defa her şeyi net görüyorum. Ve gidiyorum.”
“Hiçbir yere gidemezsin,” diye tısladı Murat, sahte yumuşaklığını anında silerek. “Bu evin tapusu kime ait unuttun mu? Annenin ilaçlarını kim ödüyor?”
“Demek buymuş,” dedi Şebnem garip bir sakinlikle. “Sonunda gerçek yüzünü gösterdin. Annemin yanında bile kendini tutamadın.”
“Şebnem, kızım,” diye yalvardı Valentina Hanım, elini kalbine bastırarak, “beni bırakmazsın değil mi? Nereye gideceksin?”
“Bir ev tuttum. Bir hafta önce taşındım.”
“Ne?” diye ağız birliği etmişçesine bağırdı annesiyle kocası.
“Evet, inanın. Küçük, Esenyurt’ta. Ama benim. Yani kiralık, ama benim.”
Murat kahkahalara boğuldu:”Öyleyse git, ama bir daha bu kapıdan içeri adım atmayacaksın,” dedi Murat, gülüşü anında kesilirken, Şebnem ise çantasını alıp çıktı, hayatının ilk özgür adımını attı.




