Hemen oğlumu geri getir, yoksa başına işler açarım!” — Eski kayınvalidem kapımda durarak alenen talep etti.

Ayşegül, babaannesinden kalan evinin mutfağında oturmuş, eski fotoğraflara bakıyordu. Yedi yıllık evliliği, tek bir albümün içine sığmıştı. O günleri düşündü, Mehmet’le tanıştıkları ilk zamanları hatırladı. Her şeyin düzeleceğine inanmıştı. Ama zaman onu yanıltmıştı.

Fatma Hanım, kayınvalidesi, neredeyse her gün çıkagelirdi. Habersiz, kendi anahtarıyla kapıyı açarak içeri dalardı – Mehmet vermişti o anahtarı “tedbir olsun” diye. Hep eleştirecek bir şey bulurdu: Yemek tatsız olmuş, ev tozlu kalmış, Ayşegül işten çok geç gelmiş…

Mehmet ise ya susar ya da konuyu değiştirirdi. Ayşegül ise dişlerini sıkar, sabrederdi.

Şimdi, babaannesinin evinde otururken, onun sözlerindeki bilgeliği anlıyordu: “Kızım, önemli olan kendi köşen ve işin olmasıdır. O zaman kimse seni ezemez.” Yedi yıl boyunca Fatma Hanım’ın gözünde “iyi bir eş” olmaya çalışmıştı.

Kapı zili onu anılarından çekip çıkardı. Kapıda dimdik duran, otoriter bir ifadeyle Fatma Hanım vardı.

“Ne bu tantana kızım?” diyerek içeri daldı. “Mehmet kendini yerden yere atıyor, sen burada keyif yapıyorsun.”

“Mehmet ne oldu?” diye sordu Ayşegül, kendini tutamayarak. “Neden kendisi gelmedi?”

“İşi var, senin kaprislerine ayak uyduracak vakti yok. Toplan da hadi, yeter bu saçmalık.”

Ayşegül’ün içinde bir öfke dalgası yükseldi. Yedi yıllık bu muamele – ve Mehmet bir kez bile eşini savunmamıştı.

“Hayır,” dedi kararlılıkla. “Ben geri dönmeyeceğim. Yetti artık.”

Fatma Hanım’ın yüz ifadesi değişti:

“Ne demek ‘dönmeyeceğim’? Ya aile ne olacak? Mehmet ne olacak?”

“Peki Mehmet beni hiç düşündü mü? Habersiz gelip her adımımı eleştirdiğinizde? Benim evimi satıp yazlığınızı tadil etmemi istediğinizde? Eşyalarımı attığınızda?”

“Ben sadece yardım etmek istedim! Tecrübesizdin, sana iyi bir eş olmayı öğretmem gerekiyordu.”

“Öğretmek mi? Beni eğitmiyordunuz, kırmaya çalışıyordunuz. Ama artık izin vermeyeceğim.”

Tam o sırada telefonu çaldı. Mehmet. Gözlerini kayınvalidesine çevirdi, onun zafer dolu gülümsemesiyle karşılaştı.

“Aç telefonu,” diye emretti neredeyse. “Mehmet her şeyi anlayacak, affedecek. Eve dönersiniz, eski günler gibi olur her şey.”

Ayşegül sessizce telefonunu cebine koydu.

“Biliyor musunuz Fatma Hanım,” dedi sakin bir sesle, “artık kararımı verdim. Sürekli kontrol ve aşağılanma içinde yaşayamam.”

Fatma Hanım’ın yüzü öfkeyle gerildi:

“Ne aşağılanması? Ben sana hep kendi kızım gibi davrandım!”

“Artık sürekli talimat bekleyen bir çocuk değilim.”

“Nankör kız! Senin için ne çabalar harcadım!”

“Hemen oğlumun yanına dön! Yoksa pişman olursun! İşini, beklediğin terfiyi biliyorum ben! Doğru kişilere bir telefon yeter…”

Ayşegül’ün içi buz kesildi.

“Bana mı tehdit savuruyorsunuz?”

“Sadece aileleri yıkanların başına neler geldiğini anlatıyorum. İyi düşün kızım.”

“İşte o zaman şunu bilin Fatma Hanım,” diyerek ona döndü, “istediğiniz kadar tehdit edin. Ama geri dönmeyeceğim. Mehmet kiminle evlendiğini biliyordu – güçlü ve bağımsız bir kadınla. Siz beni kuklaya çevirmeye çalıştınız.”

“Öyle mi?” Fatma Hanım çantasını kapıp, “Peki, uyardım seni,” dedi.

Kayınvalide kapıyı çarparak çıkıp gitti. Ayşegül pencerenin yanında dikiliyordu, içinde korkuyla rahatlama hissi karışmıştı.

O akşam arkadaşı Elif’i aradı.

“İnanabilir misin, geldi. Eğer Mehmet’e dönmezsem kariyerimi mahvedeceğini söyledi.”

“Aferin, pes etmediğin için!” diye destekledi Elif. “Biliyor musun, uzun zamandır söylemek istiyordum… Bu aylarda değiştin. Daha güçlü, daha dingin görünüyorsun.”

Ertesi gün, büyük bir şirkette mülakata gitti. Fatma Hanım’ın tehditleri boşa gitmemişti, önlemini almalıydı. Ofiste karşılaştığı hanımefendi gülümseyerek,

“Etkileyici bir özgeçmiş. Tam da bir proje yöneticisi pozisyonumuz açıldı. Sanırım bu işi harika yaparsınız.”

Eve dönerken, içinin ısındığını hissetti. Yeni bir iş, yeni fırsatlar, yeni bir hayat demekti.

Mehmet artık aramıyor, yazmıyordu. Galiba her şeyin bittiğini anlamıştı. Ya da Fatma Hanım oğluna daha uygun bir gelin bulmuştu.

Bir gün, işten dönerken Fatma Hanım’ın komşusuna rastladı.

“Biliyor musun,” dedi kadın, “eski kayınvaliden şimdi herkese zavallı oğlunu nasıl terk ettiğini anlatıyor. Ama kimse dinlemiyor – ilk gelinini de nasıl evden ettiklerini hatırlıyorlar.”

Ayşegül sadece gülümsedi. Artık Fatma Hanım’ın sözleri onu incitemezdi.

Akşam, evinin balkonunda otururken eski fotoğrafları karıştırıyordu. Düğün fotoğrafı artık acı vermiyordu. Sadece geçmişin bir parçasıydı – yeniden başlamayı başaran bir kadının hikâyesinin.

Tıpkı babaannesinin dediği gibi:

“Önemli olan kendi köşen ve işin olmasıdır.”

Bir de, seni hiçbir şeyin kıramayacağını bilmek.

Rate article
Lifequest
Hemen oğlumu geri getir, yoksa başına işler açarım!” — Eski kayınvalidem kapımda durarak alenen talep etti.