“Anne, artık böyle yaşayamıyorum,” dedi Ayşe, pencerenin önünde durup ağır bulutlarla kaplı gri gökyüzüne bakarak.
“Ne demek yaşayamıyorum? Yirmi iki yıl yaşadın, şimdi mi aklına geldi?” Fatma Hanım elini masaya vurdu, kırışık yüzü öfkeyle gerildi. “Aklını mı kaçırdın? Neler düşünüyorsun sen?”
Ayşe acı bir gülümsemeyle başını salladı. Ne mi düşünüyordu? Kocasının “iş toplantılarından” dönmesini beklediği uykusuz geceleri mi? Yemek masasında ona attığı küçümseyen bakışları mı? Yoksa arkadaşlarının önünde ona “yaşlı karı” deyip sonra “mizah anlayışın olmalı” diye gülmesini mi?
“Kendim için yaşamak istediğimi düşünüyorum,” diye fısıldadı.
“Kendin için mi?” Fatma Hanım keskin bir kahkaha attı. “Peki ya ben? Nereye gideceğim? Emekli maaşımla ancak ekmek alabiliyorum! Mehmet ikimizi de geçindiriyor, bu arada!”
Ayşe boğazına bir yumru oturduğunu hissetti. Hep böyleydi—kendinden bahsetmeye kalksa, annesi hemen borç ve suçluluk duygularını öne sürerdi. Sanki hayat boyu sırtında taşıdığı prangalardı bunlar.
“İşe girdim, anne. Özel bir şirkette muhasebeciyim.”
“Ne?” Fatma Hanım sandalyeye çöktü, elini göğsüne bastırarak. “Bu yüzden mi o kurslara gidiyordun? Benim arkamdan plan mı yapıyordun?”
“Kimseye hesap vermek zorunda değilim—”
“Hayır, zorundasın!” diye bağırdı annesi. “Ben seni büyüttüm, gecelerimi seninle geçirdim! Hayatımı sana adadım! Şimdi her şeyi mahvetmek mi istiyorsun? Neden? Kaprislerin yüzünden mi?”
Kapı çarpma sesiyle içeri Mehmet girdi. Ağır adımları bir hükmün habercisi gibiydi. Ayşe yumruklarını sıktı, tırnaklarının avuçlarına battığını hissetti.
“Ne tartışıyorsunuz, hanımlar?” dedi Mehmet, her zamanki gibi tatlı bir sesle. “Fatma Hanım, öyle bağırıyorsunuz ki komşular koşa koşa gelecek.”
“Kızın delirmiş!” diye atıldı Fatma Hanım. “İşe girmiş, boşanmak istiyormuş!”
Mehmet yavaşça Ayşe’ye döndü. Gözlerinde buz gibi bir şey parladı.
“Öyle mi?” diye uzattı. “Peki bunu ne zamandır düşünüyordun, canım?”
Ayşe sırtına bir ürpertinin yayıldığını hissetti. Bu ses tonunu iyi tanırdı—şeker gibi görünen ama fırtınayı haber veren bir ton.
“Düşünmedim, Mehmet. Karar verdim.”
“Karar vermiş!” Fatma Hanım ellerini çırptı. “Mehmet, bir şey söyle ona! Menopoza girdi herhalde, aklını kaybetmiş!”
“Anne!” Ayşe keskin bir dönüş yaptı. “Yeter! Elli iki yaşındayım, ne histerik ne de deliyim. Sadece artık istemiyorum—”
“Neyi istemiyorsun, sevgilim?” Mehmet bir adım yaklaştı, gülümsemesi gözlerine yansımıyordu. “Yoksa bu evde yaşamak mı? Yoksa araba mı beğenmiyorsun? Yoksa mücevherlerin az mı?”
“Kes,” dedi Ayşe pencereye doğru çekilerek. “Neden bahsettiğini çok iyi biliyorsun.”
“O genç sekreterden mi bahsediyor?” diye araya girdi Fatma Hanım. “Bunda ne var? Her erkeğin zayıf noktası olur. Göz yum ve katlan, tüm normal kadınlar gibi!”
Ayşe içinde bir şeyin koptuğunu hissetti. İşte buydu—”katlan”. Hayatında kaç kez bu kelimeyi duymuştu? Kocası onu aşağıladığında katlan. Aldattığında katlan. Çünkü öyle olmalıydı, çünkü “anneni düşün.”
“Bak, sevgilim,” dedi Mehmet koltuğun kenarına ilişerek, bacağını bacağının üstüne atarak. “Açık konuşalım. Bu yaşında tek başına yaşayamayacağını biliyorsun, değil mi? Hangi iş? Seni kim ister?”
“İstemez mi?” Ayşe aniden gülmeye başladı, bu gülüş Fatma Hanım’ı ürpertti. “Haklısın, Mehmet. Tam da bunu yıllardır bana hissettirdin. Kimsenin beni istemediğini, bir hiç olduğumu, sana minnettar olmam gerektiğini.”
“Kızım,” diye yaklaştı annesi elini uzatarak, “kendini gereksiz yere üzüyorsun—”
“Hayır, anne.” Ayşe elini nazikçe çekti. “Yıllar sonra ilk kez her şeyi net görüyorum. Ve gidiyorum.”
“Hiçbir yere gidemezsin,” diye tısladı Mehmet, yapmacık yumuşaklığını kaybederek. “Bu evin tapusu kime ait unuttun mu? Ya da annenin tedavisini kim ödüyor?”
“Demek böyle,” dedi Ayşe garip bir sakinlikle. “Sonunda gerçek yüzünü gösterdin. Annemin yanında bile kendini tutamadın.”
“Ayşeciğim, kızım,” diye yakardı Fatma Hanım elini kalbine götürerek, “beni bırakmazsın, değil mi? Nereye gideceksin?”
“Bir ev tuttum. Bir hafta önce taşındım.”
“Ne?” diye haykırdılar ikisi de aynı anda.
“Evet, inanamıyor musunuz? Küçük bir ev, uydu semtte. Ama benim. Yani kiralık, ama benim.”
Mehmet kahkahayı bastı:
“Peki bunu neyle ödeyeceksin? Vasıfsız bir muhasebecinin maaşıyla mı?”
“Vasıfsız değilim,” dedi Ayşe sessizce. “Kursu takdirle bitirdim. Şimdi iyi bir pozisyondayım.”
“Hain!” diye bağırdı Fatma Hanım. “Seni büyüttüm, kocandan kaçıp kiralık evlerde mi yaşayacaksın? İnsanlar ne der?”
“İnsanlar, insanlar…” Ayşe başını iki yana salladı. “Bütün hayatın boyunca insanların ne diyeceğini düşündün. Peki ben ne diyorum, hiç merak ettin mi?”
Yatak odAyşe çantasını aldı, kapıya yöneldi ve kendisine ait yeni hayatına doğru ilk adımını atarken, arkasında bıraktığı geçmişin ağırlığından kurtulduğunu hissetti.




