Ahmet mutfakta eşi Aylin’le birlikte oturuyordu. Aylin, fırının başında meşguldü ve durmaksızın konuşuyordu. Ahmet ise işe gitmek üzere hazırlanırken kahvesini yudumluyor, pencereden yavaş yavaş yükselen güneşi seyrediyor ve sevdiği kadının laf salatasından ana fikri çıkarmaya çalışıyordu.
“Ahmеt, beni dinliyor musun?” Aylin’in tırnakları aniden omzuna battı.
“Tabii ki, canım!” diye aceleyle cevap verdi Ahmet, tırnaklarını omzundan uzaklaştırmaya çalışırken. Sonuçta Aylin her zaman özenli bir manikür yaptırırdı.
“Peki şimdi ne dedim?” Gözlerinde soğuk bir talepkarlık vardı.
Ahmet iç geçirdi.
“Yine evi satmaktan bahsettin.”
“Evet. Peki neden?”
“Annemi yanımıza alırsak hayat daha kolay olur. Tasarruf etmek zorunda kalmayız.”
“Biliyorsun ki orası neredeyse bomboş, değil mi? Bizim için faydalı hiçbir şey yok. Orada yaşamasının anlamı yok, emekli maaşı faturaları bile karşılamıyor. Neden biz ona para ödeyelim? Hakkı mı var?” Aylin’in sesinde küçümseme ve öfke vardı. Kırka merdiven dayamış, hayatı çözmüş bir kadının bu keskin tonu neredeyse ürkütücüydü.
O alçak, hafif kısık ses bazen büyüleyici oluyordu… Eskiden söylediği o ince, nağmeli şarkılar yoktu artık, ama yine de. Ahmet kırklı yaşlarını geçmişti ama Aylin’in dediklerini yapmaya alışmıştı. Genelde kötü sonuçlanmıyordu, hatta aksine.
“Annemin de yaşayacak bir yere ihtiyacı var,” diye mırıldandı Ahmet.
“Tabii ki var. Bizim yanımızda. Evi satarız. Hem para kazanırız, hem kredileri kapatırız. Üstelik mali durumumuz da düzelir. Beraber yaşamak daha keyifli olmaz mı?” diye ısrar etti Aylin.
Ahmet onaylar gibi başını salladı. İnşaat mühendisi olarak iyi para kazanıyordu ama ekstra gelir kimin hoşuna gitmezdi ki? Üstelik ev eskiden onun üstüneydi. Ödemeye devam etmek istemiyordu.
“Öyleyse hadi, yarın ilanı ver, annemi de ara, toplansın. Bize gelir, sonra bir alıcı çıkar,” dedi Aylin birden dişlerini göstererek gülümsedi, avını bulan bir yırtıcı gibi.
***
Fatma güne her zamanki gibi başladı. Güneş çoktan doğmuştu ama yaşlı kadın daha yeni uyanmıştı. Bahçeye çıktı, ağaçlarla ilgilenmek için. Tam o sırada cebindeki eski tuşlu Nokia çaldı.
Fatma yeni teknolojilere pek alışamamıştı. Ahmet bile ona çamaşır makinesindeki hangi tuşa basacağını defalarca anlatmak zorunda kalmıştı. Ama burada, şehirden uzakta, huzur vardı. Sanki zaman durmuş gibiydi, karmaşık hiçbir şey yoktu. Dergiler, komşular, emeklilik… Hayat güzel gidiyordu.
Ama oğlunun sesini duyduğunda kalbi sıkıştı.
“Merhaba anne. Bak, Aylin’le konuştuk ve evini satmaya karar verdik.”
“Ne?!” Fatma merdivenlere yürüdü, nefesi kesilerek banka oturdu.
“Neyden şikayetçisin ki? Köyde öylece durmanın anlamı yok, bizimle yaşarsın. Bu parayla borçları kapatırız en azından.”
“Yanınıza mı geleceğim? Size yük olmayacak mıyım?” diye sordu Fatma.
“Anne, ne diyorsun! Tabii ki olmazsın, sana oda bile ayırırız. Aile gibi yaşarız. Emekli maaşını da böyle zorlamazsın.”
Fatma sinirle dudaklarını ısırmaya başladı. Ama oğlu baskıyı artırdı.
“İlanı çoktan verdim. Hadi, toparlan, yarın gelip seni ve eşyalarını alırım. Çok da yükleme, vakit kaybetmeyelim.”
Böylece Fatma için yepyeni bir hayat başlamış oldu. Oğlu hemen telefonu kapattı, meşgul adamdı sonuçta. O ise bankta oturmuş, hayatı düşünüyordu. Ahmet’le faturaları ödeme konusunda anlaşmışlardı.
Evet, emekli maaşı çok azdı, ama bunu bir koz olarak kullanacağını hiç düşünmemişti. Seçenek bırakmamışlardı, boyun eğmek zorundaydı.
İç çekerek, belindeki ağrıyı ovuşturarak eve döndü. O kadar emek verdiği meyve ağaçlarıyla dolu bahçeyi bir daha göremeyecekti…
***
Aylin burun kıvırdı.
“Fatma Hanım, gerçekten çok fena… Size söylemiştim, böyle çorbalar yapmayın diye. Bütün mutfak koktu.”
Gelin, rahatsız edici ve keskin hareketlerle pencereyi açtı. Fatma birkaç saniye donakaldı.
“Peki ne yapmamı öneriyorsunuz? Sizin yeme alışkanlıklarınıza pek alışkın değilim,” dedi.
“Normal yemek yapın. Makarna, soslu, güzel şeyler… Hem biz yeriz, hem misafirler memnun olur,” diyerek o bildik yırtıcı gülümsemesiyle döndü.
“Şimdi bana bir şölen mi hazırlamamı söylüyorsun?”
“Hayır, kendiniz için bile yapın! Ama güzel kokan, göze hoş gelen şeyler olsun. Bu koyu çorbalar değil.”
Fatma üzüntüyle odasına döndü. Belli ki Aylin açıkça çatışma arıyordu ve bu daha başlangıçtı. İçinden geçirdi: “Böyle giderse bir şey yapmak zorunda kalacağım.”
O akşam, mutfakta hep birlikte otururken Ahmet telefonuna baktı.
“Evet? Eve bakmak mı? Hafta sonu gelin. Hemen alacak mısınız? Tamam, önce görmeniz iyi olur.”
“Bu kadar çabuk mu buldular?” diye şaşırdı Fatma.
“Tabii, fiyatı yüksek koymadım. Sonuçta kâr etmek değil amacımızAhmet, annesinin gözyaşlarını silerek, “Artık her şey düzelecek anne, seni asla yalnız bırakmayacağım,” dedi ve o günden sonra yüreğindeki vicdan azabını ancak onun mutluluğuyla dindirebileceğini anladı.




