Yakınlık Hakkı Olmayan Aşk

Doktor Elif Demir beyaz önlüğünü düzeltti ve saate baktı. Nöbetinin bitmesine daha dört saat vardı ama yorgunluk şimdiden kendini hissettiriyordu. Nöroloji servisinin koridorundaki olağan koşuşturma devam ediyordu – hemşireler odalar arasında mekik dokuyor, hasta yakınları köşelerde fısıldaşıyordu.

“Doktor Demir, sizi soran var,” dedi genç hemşire Sibel kapıdan uzatırken başını.

“Kimmiş?”

“Yedinci oda hastasının yakını. Sanırım Kaya soyadlı.”

Elif başını sallayıp incelediği hasta dosyasını bıraktı. Kaya… Bu isim kalbini hızlandırdı, oysa duygularını kontrol etmek için elinden geleni yapıyordu.

Muayenehaneye ellili yaşlarında, ak saçlı, yorgun bakışlı bir adam girdi. Ali Kaya elinde meyve dolu bir poşetle endişeli görünüyordu.

“İyi günler doktor hanım. Eşimin durumu nasıl?”

“Oturun lütfen,” dedi Elif masasının önündeki sandalyeyi göstererek. “Ayşe Hanım’ın durumu stabil. Tedaviye iyi yanıt veriyor.”

Ali rahatlamış bir nefes alıp saçlarını düzeltti.

“Allah’a şükür. Bütün hafta endişelendim. Kriz geçirdiğinde, onu sonsuza dek kaybedeceğimi sandım.”

Elif bu adama bakarken göğsünde tanıdık bir acı hissetti. Altı ay önce yerleşen ve ne gece ne gündüz rahat bırakmayan o acı.

“Ali Bey, eşiniz güçlü bir kadın. Felç çok geniş değildi, konuşması düzeliyor. Doğru bakımla normal hayatına dönebilir.”

“Yaptıklarınız için teşekkür ederim,” dedi Ali gözlerinin içine bakarak. “Ayşe’yle diğer doktorlardan daha çok ilgilendiğinizi biliyorum. Kendisi söyledi.”

Elif gözlerini kaçırdı. Evet, Ayşe Hanım’la gerçekten de diğer hastalardan fazla ilgileniyordu. Ama mesleki değil, içini kemiren bir suçluluk duygusu nedeniyle.

“Bu benim işim. Her hasta ilgiyi hak eder.”

“Yine de teşekkürler. Onu ziyaret edebilir miyim?”

“Tabii. Sadece uzun konuşmalarla yormayın.”

Ali ayağa kalktı ama ayrılmakta tereddüt ediyordu.

“Doktor, size kişisel bir soru sorabilir miyim?”

Elif gerildi.

“Buyurun.”

“Evli misiniz?”

Soru havada asılı kaldı. Ali’nin gözlerinde, kendisini de kemiren o duyguyu görebiliyordu.

“Hayır,” diye fısıldadı. “Evli değilim.”

“Anladım. Kabalık için özür dilerim.”

Kapıya yöneldi ama eşikte döndü.

“Elif Hanım, size şunu söylemek istiyordum ki… Eğer koşullar farklı olsaydı…”

“Lütfen yapma,” diye kesti onun sözünü. “Rica ederim, yapma.”

Ali başını sallayıp çıktı. Elif, gözlerine hücum eden yaşlarla baş başa kaldı. Ayağa kalkıp bahar yağmurunun şıkırdattığı pencereye yöneldi.

Her şey Ekim’de başlamıştı. Ayşe Hanım’ı ilk krizinde getirdiklerinde. O zaman hafif bir felçti ve kadın çabuk iyileşmişti. Ama kocası Ali her gün hastaneye geliyor, eşine ev yemekleri getiriyor, kitap okuyor, haberler anlatıyordu.

Elif başlangıçta bu aile mutluluğunu sadece mesleki merakla izlemişti. Böylesine bir özen pratiğinde nadir görülürdü. Genelde yakınlar hastaları nadiren ziyaret eder, kimilerini hiç gören olmazken…

Ama yavaş yavaş Ali’nin servise gelişini bekler olduğunu fark etti. Koridordaki sesini duymak için kulak kabarttığını. Yedinci oda civarında bahanelerle dolandığını.

O da sanki ona daha çok ilgi gösterir olmuştu. Eşinin tedavisi hakkında sorular soruyor, ilgisi için teşekkür ediyor, bazen kitaplar ve filmler hakkında sohbet ediyorlardı. Aşırıya kaçan bir şey yoktu, sıradan insani bir iletişim.

Ama duygular izin istemez. Kendiliğinden gelir ve koşulları umursamadan yüreğe yerleşirler.

Ayşe Hanım üç hafta sonra taburcu oldu. Elif onları bir daha görmeyeceğini düşünmüş ve Ali’yle karşılaşmalarında hissettiği o tuhaf heyecanı unutmaya çalışmıştı.

Ama Şubat’ta Ayşe Hanım’a tekrar kriz geldi. Bu sefer daha ciddiydi. Ambulansla getirilmişti, Ali’nin yüzü çarşaflardan beyazdı.

“Doktor, lütfen onu kurtarın,” diye yalvarıyordu Elif acilden ilk muayene sonrası çıkarken. “O benim her şeyim. Otuz yıldır birlikteyiz.”

Otuz yıl… Elif içinden tekrarladı bu sayıyı. Otuz yıllık evlilik, ortak anılar, alışkanlıklar, aşk. Peki ya kendisinde? Boş bir ev, iş ve başkasının kocasına duyduğu karşılıksız sevgi.

“Elimizden geleni yapacağız,” diye söz verdi.

Ve gerçekten de yaptı. Meslektaşlarıyla görüştü, yeni tedavi yöntemlerini araştırdı, hastasının durumundaki her değişimi takip etti. Ayşe Hanım sadece bir hasta değil, Elif’in karşılık beklemeden sevdiği adamın eşiydi.

Tuhaftı bu aşk. Gizli, dile getirilmemiş, mahkum. Sadece hastanede, sadece onun sağlığı konusunda buluşuyorlardı. Konuşmaları sadece tıbbi konularla sınırlıydı. Ama kelimelerin arasında, söylenemeyecek daha büyük bir şey asılıydı.

“Elif Hanım,” hemşirenin sesi onu gerçeğe döndürdü. “Yedinci odaki hasta sizi soruyor.”

İç çekip Ayşe Hanım’ın odasına yöneldi. Kadın yatakta dergi okuyordu. Hastalığına rağmen şaşırtıcı derecede şıktı. Kısa kumral saçları özenle taranmış, yüzünde hafif makyaj vardı.

“Doktor, buyurun, oturun,” dedi dergiyiElif o günden sonra Ali’yi bir daha görmedi, çünkü bazı aşklar ancak içimizde yaşayarak güzeldir ve gerçek sevgi bazen vazgeçebilmektir.

Rate article
Lifequest
Yakınlık Hakkı Olmayan Aşk