Yalnız Bir Kalabalıkta
“Anne, yine neyi dert ediyorsun?” dedi Burcu, telefonundan başını kaldırmadan bıkkın bir tavırla. “Doğum gününe gelemediler diye dünyanın sonu mu geldi? Herkesin kendi işi var.”
“Ne işi?” diye mırıldandı Fatma Hanım, mendilini avuçlarında sıkarak. “Aylin çocuklarla geleceğini söylemişti, Murat da işten erken çıkacağını. Hasan ise hediyeyi bile aldım demişti.”
“Ee yani?” Burcu nihayet telefonunu bıraktı. “Aylin’in çocukları hasta, Murat’ın iş yerinde sorun çıkmış, Hasan da iş seyahatine kaldı. Kimse bilerek yapmadı bunu.”
Fatma Hanım sessizce oturma odasında masayı hazırlıyordu. En güzel örtü, sadece özel günlerde çıkarılan porselenler. Yetmiş yaş, özel bir gün değil miydi? Bir haftadır alışveriş yapıyor, çocuklarının sevdiği yemekleri hazırlıyordu. Aylin için hamsili pilav, Murat için mantarlı pide, Hasan için kaymaklı ekmek kadayıfı…
“Burcu, bir daha arayalım mı belki?” diye sordu. “Belki yetişebilirler?”
“Anne, yeter artık!” Burcu masadan kalktı. “Benim eve gitmem lazım. Mehmet tek başına çocuklarla kalıyor, yorulur.”
“Ama daha doğru düzgün yemek bile yemedik…”
“Ne var ki zaten? Çeşit çeşit mezeler. Evde yerim ben.”
Fatma Hanım, küçük kızının aceleyle çantasını topladığını izledi. Sanki çok önemli bir şeye yetişecekmiş gibi…
“Tamam anne, üzülme. Bir dahaki sefere herkes gelir, göreceksin.”
Bir yanaktan öpücük, kapının çarpılışı. Fatma Hanım, altı kişilik hazırlanmış masada tek başına kaldı.
Uzun süre boş tabaklara baktı. Evdeki sessizliği sadece duvardaki saatin tik takları bozuyordu. Kocasının otuzuncu yaş gününde hediye ettiği o saat. Bu masada kaç bayram kutlamışlardı? Çocukların doğum günleri, yılbaşıları, mezuniyetler, düğünler…
Ayağa kalkıp masayı toplamaya başladı. Hamsili pilavı saklama kabına koydu, komşusu Emine’ye götürecekti. Mantarlı pideleri buzdolabına yerleştirdi. Kadayıfı dilimleyip kaldırdı. Çok fazla dilim olmuştu.
Her şeyi topladıktan sonra, kocasının en sevdiği koltuğa oturup telefonunu eline aldı. Ekranda okunmamış mesajlar parlıyordu.
“Anneciğim, doğum günün kutlu olsun! Gelemediğim için özür dilerim. Çocuklar hasta, ateşleri çok yüksek. Hafta sonu mutlaka uğrarım. Öpüyorum.” Aylin’dendi.
“Anne, nice mutlu yıllara! İş yerinde sorun çıktı, kovulabilirim, ayrılamıyorum. Hediyeyi Burcu’ya vereceğim. Sağlıklı ol.” Murat, her zamanki gibi kısa ve öz.
“Canım annem, yüz yaşına kadar yaşa! Ankara’da kaldım, uçuş iptal oldu. Görüşünce telafi ederim. Seni seviyorum.” En küçüğü Hasan’dı.
Herkes özür diliyordu, herkes sevdiğini söylüyordu, herkes mutlaka gelecekti. Fatma Hanım telefonu kenara koyup gözlerini kapadı. Yorgunluk aniden çökmüştü, ağır ve bunaltıcı.
Ertesi gün kapı ziliyle uyandı. Kapıda komşusu Emine, bir demet karanfille duruyordu.
“Fatma, dünkü doğum günün kutlu olsun!” diye gülümsedi. “Özür dilerim dün tebrik edemedim, torunumun yarışması vardı.”
“Teşekkürler Emine,” dedi Fatma Hanım çiçekleri alırken. “Gir içeri, çay içelim.”
“Nasıl geçti kutlama? Çocuklar geldi mi?”
Fatma Hanım çaydanlığı ocağa koyarken sessiz kaldı. Emine söze gerek olmadığını anladı.
“Yine gelemediler mi?”
“İşleri varmış,” diye mırıldandı Fatma Hanım. “İş, hasta çocuklar…”
“Fatma, onlara senin için ne kadar önemli olduğunu söyledin mi?”
“Ne gerek var? Küçük değiller, anlamaları lazım.”
Emine başını iki yana salladı.
“Anlamaları lazım ama anlamıyorlar. Benimkiler de öyle. Açıkça söylemezsen fark etmiyorlar.”
Kadayıfın kalanlarıyla çay içtiler. Emine tarifi sordu, torunlarından bahsetti. Fatma Hanım dinlerken düşündü: Komşusuyla konuşmak, kendi çocuklarıyla konuşmaktan daha kolaydı.
“Fatma, gelsene bir kursa yazılalım?” diye önerdi Emine. “Ya da emekliler kulübüne. Dans var, şarkı söyleme var.”
“Ne yapacağım ben onları?”
“Ne yapacaksın? Çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını yaşıyor. Sen de kendin için yaşasan?”
Emine gittikten sonra Fatma Hanım söyledikleri üzerine uzun uzun düşündü. Kendi için yaşamak? Nasıl yani? Bütün hayatını başkaları için yaşamıştı. Önce anne babası, sonra kocası, sonra çocukları için. Kocası öldükten sonra bile çocukları için yaşamıştı. Torunlara bakmış, yemek yapmış, çamaşırları yıkamıştı.
Akşam Aylin aradı.
“Anne, nasılsın? Doğum günün nasıl geçti?”
“İyi geçti,” dedi Fatma Hanım.
“Burcu anlattı, ikiniz kalmışsınız. Ben de anlatmıştım, bizimkiler hasta.”
“Anladım kızım. Çocuklar önemli tabii.”
“Anne, öyle deme. Beni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Sadece işler ters gitti.”
“Biliyorum.”
“Bak, cumartesi gelebilir misin? Çocuklara birkaç saat bakabilir misin? Doktora gideceğim, hasta çocukla kabul etmiyorlar.”
Fatma Hanım sessiz kaldı.
“Tabii, gelirim.”
“Teşekkürler anneciğim! Sen bir tanesin!”
Konuşma bittikten sonra Fatma Hanım pencerenin önüne oturup bahçeye baktı.O gün, Fatma Hanım hayatında ilk kez kendisi için bir karar verdi ve çocuklarına artık sadece “anne” değil, bir birey olduğunu hatırlatmanın zamanının geldiğini fark etti.




