Statüsüz Eş

Ayşegül koridordaki aynanın önünde durdu, saçlarını düzeltti ve kendini bir kez daha eleştirel bir gözle süzdü. Yeni elbisesi – lacivert, sade ama şık – tam üzerine oturmuştu. Topuklu ayakkabılar, aynı renkte çanta. Kocasının iş arkadaşlarıyla buluşmak için her şey tamamdı.

“Mehmet, hazırım!” diye seslendi çalışma odasına doğru.

“Geliyorum!” diye cevap verdi kocası, ama odadan gelen sesler hâlâ telefonda olduğunu gösteriyordu.

Ayşegül iç geçirdi. Yine geç kalacaklardı. Oysa ne kadar uğraşmıştı, Mehmet’in yeni şirketindeki bu insanlarda iyi bir izlenim bırakmak için. Üç aydır Mehmet müdür yardımcısıydı, ama Ayşegül hâlâ şirket etkinliklerinde kendini rahat hissetmiyordu.

“Ayşe, dinle,” nihayet Mehmet koridorda belirdi, ceketini düğmelerken. “Serkan Bey ve eşi de gelecek, hatırlıyor musun? Çok etkili bir adam, onun desteği çok önemli. Eşiyle iyi anlaşmaya çalış, tamam mı?”

“Tabii, çalışırım,” diye başını salladı Ayşegül. “Ne iş yapıyor peki?”

“Fazla bilmiyorum. Ev hanımıdır herhalde. Ya da bir dernek işleridir. Hayırseverlik falan. Sen konuşursun, öğrenirsin.”

Mehmet aceleyle konuşuyordu, aklı başka yerdeydi. Ayşegül detay alamayacağını anladı ve suskun kaldı.

Restoran loş ışıkları ve yumuşak bir müzikle karşıladı onları. Büyük masada birkaç çift oturuyordu bile. Mehmet hemen erkeklerin yanına gitti, Ayşegül’ü ise eşler arasında yerini bulmaya bıraktı.

“Sen Ayşegül olmalısın?” dedi bir kadın, pahalı takım elbisesi ve zarif duruşuyla ellili yaşlarında görünüyordu. “Ben Serkan Bey’in eşi, Emine. Mehmet senden bahsetmişti.”

“Memnun oldum!” dedi Ayşegül, elini uzatarak. “Neler anlatmış acaba?”

“Genel şeyler. Harika bir eş olduğunu, her konuda desteklediğini falan,” diye gülümsedi Emine Hanım, ama gözlerinde değerlendiren bir ifade vardı.

Ayşegül yanına oturdu, hafif bir gerginlik hissetti. Masadaki diğer kadınlar da Emine Hanım’la aynı yaşlardaydı, hepsi pahalı ve zarif giyinmişti.

“Sen ne iş yapıyorsun Ayşegül?” diye sordu ince yapılı, esmer bir kadın, kendisini Zeynep olarak tanıttı.

“Çevirmenlik yapıyorum,” dedi Ayşegül. “Freelance, genelde teknik dokümanlar.”

“Ah, ne kadar ilginç!” dedi Emine Hanım, ama ses tonu tam tersini ifade ediyordu. “Hangi diller?”

“İngilizce ve Almanca.”

“Anladım. Peki çocuk var mı?”

“Henüz yok,” dedi Ayşegül, yanaklarının kızardığını hissetti. Bu soru hep rahatsız ederdi onu.

“Önemli değil, daha zaman var!” dedi üçüncü bir kadın, tombul ve sarışın. “Benim üç tane var, hepsi büyüdü. En büyüğü Amerika’da yaşıyor, iş adamı.”

Sohbet alışılageldik yöne doğru ilerledi. Kadınlar çocukları, torunları, lüks tatilleri ve alışverişi konuşuyordu. Ayşegül ara sıra araya giren cümlelerle dinliyor, kendini gitgide daha yabancı hissediyordu.

“Ayşegül, hangi firmalara çeviri yapıyorsun?” diye sordu aniden Zeynep.

“Farklı müşterilerle çalışıyorum. Kendi işim yani.”

“Yani freelance,” diye başını salladı Zeynep. “Evden çalışmak rahat tabii. Ama kazancın düzensizdir herhalde?”

“Yeterli oluyor,” dedi Ayşegül, istediğinden daha sert bir tonla.

“Tabii, elbette,” dedi Emine Hanım, yine o anlamsız gülümsemeyle. “Biz kızlarAyşegül derin bir nefes aldı ve kendine söz verdi: Artık sadece birinin eşi olarak değil, kendi adıyla da saygı göreceği bir hayat kuracaktı.

Rate article
Lifequest
Statüsüz Eş