– Bugün niye bu kadar sessiz ve dalgınsın? – diye sordu Volkan, geç vakitte mutfak masasında otururken karısına.
Zehra, ısıtılmış akşam yemeğini sessizce önüne koydu.
– Yine mi geç geleceksin bugün? – diye fısıldadı.
– Fazla mesai aldım… çeyrek sonunda prim verecekler.
Volkan, otuz beş yaşında, bankada çalışan, yakışıklı ve bakımlı bir adamdı. Az önce işten eve gelmişti. Evde onu ailesi bekliyordu: karısı ve üç kızı – altı, dört yaşında ve bir yaşında bir bebek. Son zamanlarda, ki bu “son zamanlar” neredeyse iki yıldır sürüyordu, eve gitmek istemiyordu. İşten sonra bankada oturuyor, şehirde dolanıyor… ancak geç saatlerde evin yolunu tutuyordu. Çocukların çığlıkları, gürültü, bezler, patikeler… geceleri ağlamalar ve karısı… sürekli çocuklarla meşgul, bakımsız: eski bir ev kıyafetiyle, saçı topuz yapılmış, gözlerinin altı mor halkalarla dolu, sessiz bir kadın.
Yedi yıl önce departmanlarının neşeli güzeliyle evlendiğinde, aile hayatının kendisi için böyle bir yük, böyle bir hayal kırıklığı olacağını düşünmüş müydü? Hayır, ilk birkaç yıl mutluydu: ilk kızları doğmuştu. Karısına ev işlerinde yardım etmeye çalışıyor, hafta sonları birkaç saatliğine onu özgür bırakıp kuaföre, maniküre, pediküre gitmesine izin veriyordu. Bir yıl geçti, Zehra yine hamile kaldı – peş peşe iki çocuk yapıp “işi bitirmeye” karar vermişlerdi. İkinci kızları huysuz bir bebektir: altı aya kadar geceleri avaz avaz ağlıyor, Volkan da uykusuz ve kan çanağına dönmüş gözlerle işe gidiyordu. Altı ay sonra bebek sakinleşti, hayat biraz düzene girdi. Çocuklar kreşe başladı, karısı işe döndü… Derken bir sürpriz: Zehra yine hamileydi.
O, bir çocuk daha istemiyordu ama kadın ağlayıp sızlamaya, kavga çıkarmaya başladı. Uzun süre direndi: “Nerede bir çocuk daha kaldı?” diye ikna etmeye çalıştı. “Bunlar daha küçük… Şimdi modern tıp var, küçük bir müdahaleyle halledebiliriz. Ameliyat masraflarını karşılayalım.”
Ama Zehra kararlıydı. Pes etti – bir çocuk daha kabul etti. Bir oğlu olur umuduyla…
Karısının hamileliği zor geçti, sık sık hastaneye yattı. O da iki çocukla baş başa kaldı: kreş, gezmeler, çamaşır, temizlik… Yardım bekleyecek kimse yoktu: Zehra’nın ailesi binlerce kilometre uzakta, Kuzey’deydi. Onun sadece yaşlı ve hasta bir annesi vardı, ona da yardım gerekiyordu.
Üçüncü çocuk da huysuzdu – geceleri ağlıyor, sadece annesinin kucağında susuyordu. Zehra, kızını kucağından indirmiyordu.
Zamanla Volkan, eve dönmek istemediğini fark etti.
“Bu yedi yılda ne gördüm? Evliliğin ilk yılında birlikte sinemaya, kafelere giderdik, sergiler gezerdik, hatta tatile denize giderdik. Peki sonra??? Çocuklar, ağlamalar, bezler, patikeler…” diye düşündü durdu.
Artık karısını bir kadın olarak arzulamıyordu, yakınlık onu cezbetmiyordu… Akşamları, çocuklar yattıktan sonra eve geliyordu… Karısına bakmak bile istemiyordu… Ona acıyordu – bir zamanların güzeli, ne hale gelmişti? Ama daha çok kendine acıyordu – bir çözüm bulmalıydı. Böyle bir hayata dayanamazdı.
İşte çalışanlar tatillerinden, Maldivler’e yaptıkları gezilerden bahsediyor, ona da “Aile babası, ne zaman hanımları denize götüreceksin, maaşın da fena değil ya!” diye soruyorlardı. Susuyordu. Kimseye, “Ben bu kadınlardan kaçıp birkaç günlüğüne, hatta birkaç aylığına uzaklara gitmek istiyorum,” diyemezdi ya…
– Volkan, yine hamileyim, – diye fısıldadı Zehra ve yavaşça sandalyeye çöktü.
Adam olduğu yerde donakaldı, çorbasına daldırdığı kaşık havada asılı kaldı.
– Delirdin mi sen? Ne zaman senle bir ilişki yaşadığımı bile hatırlamıyorum! – diye bağırdı.
– On iki haftalık… artık bir şey yapılamaz… – diye devam etti karısı sessizce.
– Aklını kaçırmışsın! Yeter artık, bu kadarı fazla. Bu hayat değil, işkence! Bir kendine bak! Ne hale gelmişsin? En son ne zaman kuaföre gittin?
“Korunduğunu söylemiştin!” diye haykırdı. “Bir mumyaya dönmüşsün… Seni görmek bile istemiyorum. Gidiyorum. Çocuklarla baş başa kal, ne yaparsan yap!”
– Nereye gidiyorsun? Ya biz? – diye mırıldandı Zehra ve yanağından tek bir gözyaşı süzüldü.
– Bu evi ve içindeki her şeyi sana ve çocuklara bırakıyorum. Arabayı alıp annemin yanına gidiyorum – orada yaşayacağım. Seni görmeye dayanamıyorum, – diye daha da yükseltti sesini Volkan.
Hızla masadan kalktı ve hızlı adımlarla kapıya yöneldi.
– Rüyamda bile görmek istemezdim böyle bir şeyi. Hayat değil, zindan bu! – diye bağırarak hızla evden çıktı.




