Ayşe, sabahlığının cebindeki kadife kutuyu elinde sıkıca kavradı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, sanki tüm apartman duyabilirdi. Duvarın ardından televizyonun monoton uğultusu geliyordu – Mehmet, her akşam yirmi yedi yıldır olduğu gibi haberleri izliyordu.
“Ayşe, çay ister misin?” diye seslendi kocası salondan.
“Birazdan,” diye cevapladı, kutuyu sıkmaya devam ederken. “Bitirince geliyorum.”
Mutfak penceresinden, parktaki komşu çocuklarının arabaların arasında top oynadığını izliyordu. Sıradan bir gün, ama bugün her şey farklıydı sanki.
Cebindeki kutu elini ısıtıyordu. İçinde Mehmet’e evlilik yıldönümü için aldığı elmaslı altın kol düğmeleri vardı. Üç aydır her maaştan bir miktar ayırıyor, kendi kozmetiklerinden bile kısıyordu. Ona ne kadar değer verdiğini göstermek istemişti.
Ama dün her şey değişti.
“Geliyor musun?” diye sabırsızca seslendi Mehmet. “Program başladı bile.”
Derin bir nefes alıp salona gitti. Kocası, eski tişörtüyle kanepesine kurulmuş gazete okuyordu.
“Bak, bizim sınıftan Şule’yi hatırlıyor musun?” diye sordu, gözlerini ekrandan ayırmadan.
Ayşe donup kaldı. İşte bütün gece düşündüğü kadın.
“Evet, hatırlıyorum,” diye yavaşça cevapladı. “Neden sordun?”
“Bugün markette gördüm. Kocası genç bir kız yüzünden boşanmış. Otuz yıllık evlilikten sonra, hayal edebiliyor musun?”
Ayşe bardağını masaya bıraktı. Elleri titriyordu.
“Şimdi ne yapıyor?”
“Tek odalı bir evde temizlik işlerinde çalışıyor. Yazık oldu, okulda iyi bir kızdı.”
Mehmet kanalı değiştirdi. Ayşe sustu. Onun bu buluşmayı kendi gözleriyle gördüğünü söyleyemedi. Şule’ye nasıl sarıldığını, yarın akşam buluşmak için sözleştiklerini duymuştu.
“Ayşe, neden bu kadar sessizsin?” diye sordu Mehmet.
“Bir şey yok, sadece yorgunum.”
Ertesi gün, Mehmet işe gittiğinde, Ayşe kuyumcuya gitti.
“Bu ürünü iade etmek istiyorum,” dedi.
“Bir sorun mu var?”
“Evet, bir sorun var. Ama düğmelerde değil.”
Akşam, Mehmet yine bir bahaneyle evden çıktı. Ayşe, bilgisayar başına geçip daireyi satılığa çıkardı.
Ertesi sabah, Mehmet neşeyle uyandı: “İyi ki evlendik, sevgilim!”
Ayşe soğuk bir şekilde gülümsedi. Akşam, Mehmet güllerle geldi.
“Konuşmamız gerekiyor,” dedi Ayşe. “Şule’yi biliyorum.”
Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu.
“Beni affet…”
“Git, Mehmet. Artık bizi zorlama.”
Kocası eşyalarını topladı ve kapıyı çekip gitti. Ayşe, masada solmaya başlayan güllere baktı.
Yılların emeği, boş bir kutuya dönüşmüştü. Ve vermek istediği hediye, asla verilemeyecekti.




