Evlendikten bir hafta sonra boşanmaya karar verdiler.
“Delirdin mi sen?” diye bağırdı Ayşe, kurumuş gül buketini yere fırlatarak. “Daha dün bu buket bana dünyanın en güzeli gibi görünüyordu. Daha bir hafta önce evlendik!”
“Ne fark eder ki?” dedi Mehmet, gözlerini telefonundan bile kaldırmadan. “Yanlış oldu. Olur böyle şeyler. Yıllarca acı çekmektense hemen düzeltmek daha iyi.”
“Yanlış mı?” Ayşe’nin sesi çığlığa dönüştü. “Ben senin için bir yanlış mıyım? Düğünümüz yanlış mıydı?”
Sonunda Mehmet başını kaldırıp ona baktı. Artık karısı değildi. Ya da ne denirdi şimdi ona?
“Dinle, Ayşe, neden bu kadar tepki gösteriyorsun? Nazikçe konuşuyorum. Birbirimize uygun değiliz, hepsi bu. Bunu ilk gecemizde anladım zaten, dişlerimi fırçalamadığım için bana kavga çıkardığında.”
“Öyleyse dişlerini fırçala! Zor mu yani?”
“Niye fırçalayayım ki? Evde hiç fırçalamazdım, bir şey olmuyordu.”
Ayşe kanepenin üzerine çöktü, başını ellerinin arasına aldı. Yedi yıldır bu adamla birlikte olduğuna inanamıyordu. Hiç mi fark etmemişti? Yoksa fark etmiş de, evlendikten sonra değişeceğini mi düşünmüştü?
“Mehmet, canım,” diye yumuşak bir sesle konuşmaya çalıştı. “Birbirimizi seviyoruz. Hatırlıyor musun, bana evlilik teklif ederken diz çökmüştün, bana mutlu edeceğine dair söz vermiştin…”
“O romantiklikti. Hayat başka şey. Bir haftadır birlikteyiz ve her gün kavga ediyoruz. Dün çoraplarımı sepete atmadığım için kızdın. Önceki gün bors tabağını hemen yıkamadığım için. Bu sabah da kendime kahve yapıp sana yapmadığım için.”
“Ama ben uyuyordum o sırada!”
“İşte gördün mü? Seni uyandırıp ‘kahve ister misin’ diye sorsam, istemezsen yine kavga çıkar.”
Ayşe şaşkınlıkla kocasına baktı. Ciddi miydi? Bu küçük şeyler bir aileyi yıkmak için sebep miydi?
“Mehmet,” diyerek ona sarılmaya uzandı, ama o geri çekildi. “Bunlar önemsiz şeyler! Alışırız, her çift bir süre böyle geçirir.”
“Ben alışmak istemiyorum. Kendim rahattım zaten. Niye evlendim ki?”
Bu soru havada asılı kaldı. Ayşe, içinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Yedi yıllık ilişki, bir yıllık düğün hazırlığı, harcanan paralar, düğüne gelen misafirler, balayını soranlar…
“Biliyor musun,” dedi, ayağa kalkıp gözyaşlarını sildi. “Belki de haklısın. Belki gerçekten acele ettik.”
Mehmet ona şaşırarak baktı.
“Yani boşanmayı kabul ediyor musun?”
“Başka ne yapabilirim ki? Seni zorla sevdiremem.” Sandıktan düğün fotoğrafını aldı. Resimde ikisi de mutlu, birbirine aşık gülümsüyordu. “Sadece bir şeyi açıkla. Evlenmek istemiyorsan, niye teklif ettin?”
Mehmet ensesini kaşıdı.
“Yani… Sen hep ima ediyordun. Bir arkadaşın evlendi, diğeri… ‘Artık sıra bize’ falan. Gerekliyse yapayım dedim.”
“Gerekli miydi?” diye tekrarladı Ayşe. “Benimle evlendin çünkü gerekliydi?”
“Sadece o yüzden değil. Birlikte iyiydik. Güzel yemekler yapıyordun, evi topluyordun… Evlendikten sonra da böyle olur diye düşündüm.”
“Şimdi ne değişti?”
“Fazla sinirli oldun. Her şeyden şikâyet ediyorsun. Eskiden bu kadar eleştirmezAyşe bir süre sessiz kaldı, sonra derin bir nefes alıp gülümsedi ve “En iyisi biz ayrı yollara bakalım,” diyerek hayatının yeni sayfasını çevirdi.




