Biz Uyurken Geldiler

Geldiklerinde uyuyorduk.
Ayşe Hanım, tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bir sesle uyandı. Koridorda hafif bir tahta gıcırtısı, sanki biri sessizce evde dolaşıyordu. Kulak kabarttı, kalbi hızlandı. Yanında kocası Mehmet Bey derin uykudaydı, kıpırdamıyordu bile.

— Mehmet, diye fısıldadı, omzuna dokunarak. — Mehmet, duyuyor musun?

— Hım? Ne oldu? diye mırıldandı, gözlerini açmadan.

— Evde birileri var.

Mehmet Bey gözlerini zorlukla açtı, saatine baktı.

— Ayşe, gece yarısı olmuş. Hayal görüyorsun.

— Hayal değil! Ayak seslerini duyuyorum!

Koca bir iç çekti ama yine de dinledi. Evin bir köşesinden hafif sesler geliyordu: gıcırtı, hışırtı, hafif bir tıkırtı.

— Kedidir herhalde, diyerek karısını sakinleştirmeye çalıştı. — Pamuk yine geceleri dolaşıyor.

— Ne kedi Mehmet? Pamuk üç yıl önce öldü, unuttun mu?

Mehmet Bey iyice uykusu açıldı. Sesler giderek netleşiyordu. Biri evlerinde rahatça dolaşıyor, eşyaların yerini biliyor gibiydi.

— Acaba Emel mi geldi? diye mırıldandı Ayşe Hanım. — Anahtarı var ya.

— Bu saatte mi? O şimdi çoktan uyur, yarın işi var.

Kızları ayrı yaşıyordu, komşu semtte, ama bazen eşiyle kavga edince buraya gelirdi. Tabii genelde önceden haber verirdi.

Sesler yatak odasına doğru yaklaşıyordu. Ayşe Hanım, kocasının kolunu sıkıca tuttu.

— Mehmet, ya hırsızlarsa?

— Sessiz ol, diyerek yavaşça yataktan kalktı, terliklerini aradı. — Gidip bakayım.

— Gitme! Ya bıçaklıysalar?

— Ayşe, ne hırsızı? Bizim apartmanda sürekli kapıcı var, güvenlik sistemi, kodlu kilitler. Üstelik çalınacak bir şeyimiz de yok.

Yavaşça kapıya yöneldi, kulağını dayadı. Kapının ardından hafif bir kadın sesi duyuldu, tanıdık bir ninni mırıldanıyordu.

— Ayşe, diye fısıldadı. — Gel buraya.

Çıplak ayakla kapıya koştu, o da dinledi.

— Bu… bu annemin ninnisi, dedi Ayşe Hanım, sesi titreyerek. — Çocukken bana söylediği.

Mehmet Bey kaşlarını çattı. Kaynanası on yıl önce vefat etmişti, ama bu sözsüz şarkıyı hatırlıyordu; ev işleri yaparken hep mırıldanırdı.

— Olamaz.

— Mehmet, ya bir hayaletse? diye korkuyla yaklaştı pijamasının koluna. — Annem geldiyse?

— Ayşe, saçmalama. Hayalet diye bir şey yoktur.

Ama o da sırtına yayılan bir ürperti hissetti. Melodi giderek netleşiyor, mutfaktan tabak tıkırtıları duyuluyordu.

— Tıpkı annem gibi, dedi karısı. — Hatırlıyor musun, uyuyamayınca mutfağa gider, çay koyardı?

Mehmet Bey hatırladı. Fatma Hanım’ın son yıllarında uykusu kaçardı. Gece yarısı kalkar, temizlik yapar, bu şarkıyı mırıldanırdı.

— Korkuyorum, dedi Ayşe Hanım.

— Aman be. Hadi gidip bakalım.

Kararlı bir şekilde kapıyı açtı, koridora baktı. Sessizlik. Sadece mutfaktan hafif bir ışık sızıyordu, ocak üstü lambası yanıyor gibiydi.

Eli ele vererek yavaşça mutfağa yaklaştılar. Mehmet Bey eşiğinde durdu, içeri baktı.

Mutfak boştu. Masada iki bardak, yanında kaşıklar, şekerlik duruyordu. Çaydanlık ocakta hafifçe buhar çıkarıyordu.

— Ben çaydanlığı koymadım ki, diye şaşkınlıkla mırıldandı Ayşe Hanım. — Kesinlikle ben koymadım.

— Ben de koymadım.

Girer mi girmez mi tereddüt ettiler. Çaydanlık kaynadı, otomatik olarak kapandı. Sessizlikte sadece hızlı nefes alışverişleri duyuluyordu.

— Ayşe, acaba uyurgezer mi olduk? diye şüpheyle sordu Mehmet Bey. — Uykuda kalkıp bunları mı hazırladık?

— İkimiz birden mi? Mehmet, ciddi olamazsın.

Ayşe Hanım dikkatle mutfağa girdi, bardaklardan birine dokundu. Ilıktı. Demin biri tutmuştu.

— Bak, dedi, pencereye işaret ederek. — Sardunya açmış.

Penceredeki saksıda uzun süredir solmuş duran sardunya vardı. Ayşe Hanım atmayı düşünmüştü, ama hep erteliyordu. Şimdi üzerinde taptaze pembe çiçekler vardı.

— Annem sardunyayı çok severdi, dedi yumuşak bir sesle. — “Bu çiçek eve huzur getirir” derdi.

— Ayşe, doktora gidelim mi? diye önerdi kocası. — Galiba ikimiz de tuhaf şeyler görüyoruz.

— Ne tuhaf şeyi? Çaydanlık, bardaklar, çiçekler… Bunlar kendiliğinden olmadı.

Sandalyeye oturdu, kimin hazırladığını bilmediği çaya baktı.

— Biliyor musun, annem ölmeden önce hep şaka yapardı: “Öldükten sonra bir gece gelip sizi kontrol edeceğim” derdi.

— Hatırlıyorum. Ama şakaydı işte.

— Ya değilse?

Mehmet Bey karısının yanına oturdu, elini tuttu.

— Öyle bile olsa korkacak ne var? Senin annen bu. Bizi severdi.

Ayşe Hanım başını salladı, biraz rahatlamıştı.

— Evet, severdi. Hep “İyi yaşıyorlar mı?” diye merak ederdi.

Sessizce masaya baktılar. Korku yerini huzura bırakıyordu. Sanki evde sevgi dolu bir varlık vardı.

— Hatırlıyor musun, yazlık yüzünden kavga etmiştik ya? dedi birden Ayşe Hanım. — Nasıl da barışmamız için yalvarmıştı?

— Tabii hatırlıyorum. Biz barErtesi gün hep birlikte Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret ettiler, ellerinde tazecik açmış sardunyalarla, çünkü artık biliyorlardı ki sevgi asla ölmez.

Rate article
Lifequest
Biz Uyurken Geldiler