Hürriyet Caddesi’nin köşesindeki bir giyim mağazasının vitrininde bir manken duruyordu. Hep aynı kıyafetle görünürdü: beyaz gömlek, gri pantolon ve hiç kimsenin düzeltmediği eğri bir bere. Sanki unutulmuştu. On yıldan fazla zamandır oradaydı. Öyle hareketsiz, öyle sıradan bir görüntüydü ki artık kimse onu fark etmiyordu bile. Ancak mahallenin esnafı ona alışmıştı. Her sabah dükkânlarını açarken ona seslenirlerdi: “Günaydın, Rıza Bey!” Çünkü ona bu ismi takmışlardı. Bir şakaydı bu, küçük bir ritüel, güne başlama vesilesi. Fırıncı, kırtasiyeci, çiçekçi kadın… Hepsi bu mankene her sabah selam verirdi. Tabii ki o hiç cevap vermezdi. Ta ki bir gün verene kadar.
Pazartesi sabahıydı. Sabahın neminden vitrinin camı buğulanmıştı. Eski adetleri üzere “Günaydın, Rıza Bey!” dediklerinde, manken gülümsedi. Kımıldadı. Ve yavaşça, “Günaydın çocuklar,” diye karşılık verdi. Hepsinin kanı dondu. O bir manken değildi. Gerçek bir insandı. Gerçek adı Rıza’ydı ve 74 yaşındaydı. Aylardır mağazanın gece bekçisiydi. Evini kaybetmiş, ailesi uzaktaydı, gidecek yeri yoktu. Bu yüzden geceleri mağazanın arka odasında uyuyor, sabahları dükkân açılınca vitrinde hareketsiz durup manken taklidi yapıyordu. Şaka olsun diye değil. Orada, camın arkasında, daha az yalnız hissettiği için.
“İnsanları izlemeyi seviyorum,” demişti. “Güne nasıl başladıklarını görmek… En azından burada kimse beni görmezden gelmiyor.”
Bir genç bu anı görüntüleyip sosyal medyaya yükleyince hikâye herkese ulaştı. Binlerce insan yorum yaptı: “Bazen kimsenin bizi görmediğini sanırız… Oysa camın öteki tarafında her zaman bakan biri vardır.”
Artık Rıza Bey manken taklidi yapmıyor. Mağazada karşılama görevlisi olarak iş buldular. Vitrinin yanına bir sandalye koydular. Orada oturup geçenlere gülümsüyor. Ve her sabah “Günaydın, Rıza Bey!” diyenlere, mahallenin artık unutamayacağı o sözle karşılık veriyor: “Günaydın… beni gördüğünüz için teşekkürler.”




