Vitrindeki Ayakkabılara Hayran Kalıyor, Ama Mağazaya Asla Girmiyor.

Kimse onun adını bilmiyordu.
Dokuz yaşında, ince yapılı, biraz yıpranmış tişörtüyle bir çocuktu.
Her akşam okul çıkışında, mahallenin ayakkabıcısının önünden geçerdi.
Orada durur, vitrinde asılı duran kırmızı spor ayakkabılara sessizce bakar,
hiçbir şey söylemeden, camı bile dokunmadan, sadece izlerdi.

Bir gün dükkân sahibi Ahmet Usta çıkageldi ve sordu:
“Onları beğeniyor musun?”
Çocuk gözlerini yere indirdi ve yavaşça,
“Hayır efendim, sadece hatırlıyorum,” dedi.

Ahmet Usta anlamamıştı.
O zaman çocuk açıkladı:
“Ağabeyimin ayakkabılarının aynısıydı.
Ama o artık yok… ve ben onların nasıl göründüğünü unutmak istemiyorum.”

Ahmet Usta’nın sesi titredi.
O akşam, ayakkabıları bir kutuya koyup çocuğa hediye etti.
Ama bu sıradan bir hediye değildi.
“Bunu giydiğin her an, unutma ki kardeşler ayaklarındakilerle değil,
kalplerinde bıraktıklarıyla hatırlanır,” dedi.

Çocuk ayakkabıları evine götürdü ama hemen giymedi.
Onları ağabeyinin fotoğrafının yanına koydu.
Artık her akşam vitrine değil, o kutuyu seyrederdi.
Ve onları ilk kez giydiğinde, koşmak ya da oynamak için değil,
ağabeyiyle oturdukları parktaki o aynı banka gidip oturmak içindi.
Ve gülümsedi.

Çünkü bazen eşyalar sadece eşya değildir.
Köprülerdir.
Bırakmamanın yoludur.
Vedalaşmadan sevmeye devam etmenin bir şeklidir.

Rate article
Lifequest
Vitrindeki Ayakkabılara Hayran Kalıyor, Ama Mağazaya Asla Girmiyor.