O benim çocuğum değil

Bugün öyle bir şey yaşadım ki… Kapıyı gösterdi, sesi mermer salonda buz gibi yankılandı: “O benim oğlum değil. Toplanıp git ikiniz de.” Karım Elif, küçük Ali’yi gözyaşları içinde sımsıkı sardı. Keşke gerçeği bilseydi…
Dışarıdaki fırtına, evin içindeki gerginliğe eşlik ediyordu. Elif, öylece durdu, küçük Ali’yi göğsüne bastırdıkça parmakları bembeyaz kesilmişti. Eşim Cem Demir, milyarder iş adamı, on yıllık evliliğimizde hiç görmediğim bir öfkeyle bakıyordu.
“Cem, lütfen,” diye fısıldadı Elif, sesi titreyerek. “Neler söylediğinin farkında değilsin.”
“Çok iyi biliyorum ne dediğimi,” diye çıkıştı. “O çocuk… benim değil. Geçen hafta DNA testi yaptırdım. Sonuçlar ortada.”
Bu suçlama, bir tokat atmaktan daha çok yaraladı yüreğimi. Elif’in dizlerinin bağı çözüldü neredeyde.
“Bana… söylemeden mi test yaptırdın?”
“Mecbur kaldım. Bana benzemiyor. Benim gibi davranmıyor. Dedikoduları da artık görmezden gelemezdim.”
“Dedikodular mı? Cem, o daha bebek! Ve senin oğlun! Yemin ederim ki.”
Ama Cem’in kararı kesindi.
“Eşyalarını babanın evine göndereceğim. Bir daha buraya adım atma. Asla.”
Elif, bir an daha durdu, belki bu da diğer o anlık öfke nöbetleri gibi geçer diye bekledi. Ama sesindeki o buz gibi ton, hiçbir şüpheye yer bırakmıyordu. Döndü ve topuklu ayakkabılarının sesi mermerlerde yankılanarak, şimşeklerin ışıltısı altında köşkten çıktı.
Elif, mütevazı bir evde büyümüştü ama Cem’le evlendiğinde ayrıcalıklı bir dünyaya adım atmıştı. Zarif, sakin ve zekiydi – dergilerin övdüğü, yüksek sosyetenin kıskandığı her şey. Ama artık hiçbirinin önemi yoktu.
Babasının şehir dışındaki köy evine götüren otomobilde, Ali kucağında, zihni binbir soruyla doluydu. Sadık kalmıştı. Cem’i sevmiş, piyasalar çökerken, basın onu yerden yere vururken, hatta annesi onu reddederken bile yanında olmuştu. Şimdiyse, bir yabancı gibi kapı dışarı edilmişti.
Kapıyı açan babası, Ömer Yılmaz, onu görünce gözleri faltaşı gibi açıldı.
“Kızım? Ne oldu?”
Babasının kollarına düştü. “Ali’nin onun olmadığını söyledi… Bizi kovdu.”
Ömer’in çenesi gerildi. “İçeri gel.”
Sonraki günlerde Elif, yeni gerçeğine alışmaya çalıştı. Ev küçüktü, eski odası neredeyse hiç değişmemişti. Her şeyden habersiz Ali oynuyor, babıldıyordu, ona acılar arasında küçük huzur anları veriyordu.
Ama aklını bir şey kurcalıyordu: DNA testi. Bu nasıl yanlış çıkabilirdi?
Çaresizce yanıtlar arayan Elif, testin yapıldığı laboratuvara gitti. Onun da bazı bağlantıları – ve ödenmemiş birkaç iyiliği – vardı. Öğrendikleri kanını dondurdu.
Teste hile karıştırılmıştı.
Bu arada, Cem, köşkte yapayalnız, sessizliğin verdiği ıstırapla baş başaydı. Kendine doğru olanı yaptiğini tekrarlıyordu – başkasının oğlunu büyütemezdi. Ama vicdanı kemiriyordu onu. Ali’nin eski odasına girmekten kaçınıyordu ta ki bir gün merakına yenik düşene kadar. Boş beşiği, o peluş zürafayı ve rafın üzerindeki minik patikleri görünce içinde bir şeyler kırıldı.
Annesi, Nesrin Hanım, hiç yardımcı olmuyordu.
“Sana söylemiştim Cem,” dedi, ince belli bardağından çayını yudumlarken. “O Yılmaz kızı sana hiç layık değildi.”
Ama Cem’in hiç karşılık vermemesi onu bile şaşırttı.
Günler geçti. Sonra bir hafta.
Derken bir mektup geldi.
Gönderen yoktu. Sadece bir kağıt ve bir fotoğraf.
Cem, mektubu okurken elleri titriyordu.
“Cem,
Yanıldın. Hem de çok.
İspat istemiştin – işte burda. Orijinal sonuçları buldum. Teste hile karıştırılmış. Ve bu da annenin çalışma odasından çıkan fotoğraf… Ne anlama geldiğini sen de biliyorsun.
— Elif.”
Mektup elinden kaydı düştü. Nefesi kesildi. Utanç, pişmanlık, tarifsiz bir acıyla kalbi sıkıştı. Kadının dedikodu peşinde koşan fotoğraftaki adamla… Kod
Kucağında fotoğraftaki annesiyle bilinçsiz bebek halinin görüntüsünü dehşetle incelerken, Mehmet Demir’in dünyası, annesinin oğlunu kendi soğuk iktidarı uğruna nasıl feda ettiğini kavrayışıyla altüst oldu; servetinin verdiği gurur, yerini şimdi pişmanlığın kemiren acısına bıraktı ve bir daha asla unutamayacağı bir ders aldı: Gerçek zenginlik ailenin yüreğindedir, kasasında değil.

Rate article
Lifequest
O benim çocuğum değil