Bugün, yine balkonumda bir fincan Türk kahvesiyle güne başladım. Sabahın serinliği, gece yağan yağmurdan sonra İstanbul’un kokusunu getiriyordu. Aşağıda şehir yeni uyanıyor, ben ise bankadaki işlerimi halledip hafta sonunun tadını çıkarmaya hazırlanıyordum. Telefonum çaldı. Annemdi.
*”Oğlum, bugün gelir misin? Senin en sevdiğin böreklerden yaptım,”* dedi o sıcak sesiyle.
*”Tabii anne, uğrayacağım. Ama fazla kalamam, arkadaşlarla Sapanca’ya gidiyoruz,”* diye cevapladım.
*”Yine mi balık? Otuz üç yaşında delikanlı, hâlâ bir kız bulamamış. Torun bekliyorum ben!”*
*”Anne, yine mi? Tamam, tamam, sen merak etme. Öpüyorum!”*
Telefonu kapattığımda derin bir nefes aldım. Bu “balık gezisi”, arkadaşlarımla yıllardır sürdürdüğümüz bir gelenekti. Tolga’nın Sapanca’daki yazlığı, mangal, sohbet… Tolga ve Cem, üniversiteden beri en yakın arkadaşlarımdı. İkisi de evliydi. Tolga’nın kızı ilkokula gidiyordu, Cem’in de bir oğlu vardı. Ve her seferinde aynı şeyi tekrarlıyorlardı:
*”Bizim son bekâr kurt, bakalım ne zaman teslim olacak?”* diye şakalaştı Cem, eşyaları arabama yüklerken.
*”Sen de direniyorsun ama bir gün vuracaklar seni,”* diye güldü Tolga, omzuma vurdu.
Ben sadece gülümsedim. Direndiğimden değil, beklediğimdendi.
*”Ben öyle büyük bir aşkla evleneceğim ki,”* dedim ciddiyetle. *”Öyle bir an gelecek, bileceğim. İşte o!”*
*”Aman Tanrım, sen hâlâ masallara inanıyorsun,”* diye güldü Cem arka koltuktan. *”Öyle bir şey yok. O filmlerde olur.”*
*”Ben inanıyorum,”* diye direndim, yola bakarak.
***
Sapanca’da, mangaldan sonra tartışma yeniden alevlendi. Civardan geçen köylü kızlar bize bakıyordu.
*”Hadi, teoriyi test edelim mi?”* dedi Tolga kurnazca. *”Kim ilk gözünü kaçıracak, o kaybeder.”*
*”Kaybeden ne yapacak?”*
*”Kaybeden,”* diye güldü Cem, *”şu karayolundaki ilk satıcı kıza evlenme teklif edecek!”*
Kendime güveniyordum ama belki de biraz fazla içmiştim, çünkü kaybettim. Arkadaşlarım kahkahalarla güldü.
Yarım saat sonra yolda bir tezgâhın başında oturan bir kız gördük. Sade bir elbise, başında tülbent. Uzaktan elleri yara izleriyle kaplıydı.
*”Hadi bakalım, damat!”*
Arabadan indim. Kız bana baktığında, masmavi gözleriyle irkildi. Konuşmadı, sadece cebinden bir not defteri çıkardı ve *”Ne istiyorsunuz?”* yazdı.
Şaşırmıştım. Hazırladığım şakayı unutmuştum.
*”Üzgünüm… Arkadaşlarla bir iddiaya girdik. Kaybettim. Size… evlenme teklif etmem gerekiyor.”*
Öfke beklerken, kız yavaşça başını salladı. Sonra deftere *”Kabul ediyorum”* yazdı ve bir adres verdi.
Ertesi gün, vicdan azabıyla o adrese gittim. Bahçe güllerle doluydu. Kapıda yaşlı bir kadın oturuyordu.
*”Gülşah için mi geldin?”* diye sordu sertçe.
*”Evet. Ben Emre.”*
*”Ben Nuriye Hanım, onun babaannesi. Niyetin nedir?”*
Utancımla olanları anlattım.
*”Şehirli çocuklar… Sizin için eğlence. Ama onun hayatı zor. O yangında ebeveynlerini kaybetti. Ben onu kurtardım. Konuşamıyor, o yüzden yazıyor.”*
Tam o sırada Gülşah çıktı.
*”Özür dilemeye geldim,”* dedim. *”Eğer hâlâ istiyorsanız, evlenelim. Tabii resmiyette kalır. Sonra ayrılırız. Size destek olurum.”*
Nuriye Hanım uzun uzun baktı. *”Bir şartla: Onu üzmeyeceksin!”*
***
Nikâh kıydık. Gülşah, zarif bir gelinlik giymişti. Duygusal bir an yaşadık. Sonra Nuriye Hanım’ın evinde basit bir yemek yedik.
O gece, evime döndüğümde uyuyamadım. Ertesi gün anneme gittim.
*”Anne, ne yapmalıyım?”*
*”Sorumluluğunu alacaksın,”* dedi annem. *”Git, onu yanına al.”*
***
Gülşah’ı şehre getirdim. Annem onu çok sevdi.
*”Merak etme kızım, bu izler geçecek,”* dedi. *”Konuşacaksın yine.”*
Aylar geçti. Ameliyatlar, terapiler… Gülşah’ın yüzündeki izler azaldı. Bir gün parkta Tolga ve Cem’e rastladık. Şaşırdılar.
*”Bu Gülşah mı?”*
*”Evet, eşim,”* dedim gururla.
*”Bu bir iddia değil, gerçek aşk,”* diye ekledim.
Gülşah, Tolga’nın eşinin bebeğini kucağına aldı. Gözlerindeki sevgiyi görünce, içim titredi.
***
Zaman geçti. Gülşah hamile kaldı. Doğum sancıları başladığında, o mucize gerçekleşti—
*”ANNE!”* diye bağırdı.
Konuşuyordu!
Bebeğimiz doğdu. O gece, Gülşah bana *”Seni seviyorum”* dedi.
***
Şimdi, balkonda gecenin sessizliğini dinliyorum. Arkamdan sarıldı.
*”Burada ne yapıyorsun?”*
*”Mutlu olduğumu düşünüyorum,”* dedim, öperek.
O masmavi gözlerine baktım. Hayal ettiğim o büyük aşk, işte buydu. Bazen peri, beklediğimiz yerden değil, hiç ummadığımız yerden çıkıyor. Sadece ona layık olmayı öğrenmemiz gerekiyor.




