Dokuzdan Sonra Asla Arama

Geçmişten Bir Kayıt: Dokuzdan Sonra Asla Ara
Bugün garip bir akşamdı. Leyla Hanım pijamasını giyip saçlarını örmeye hazırlanırken telefon çaldı. Keskin zil sesleri, evin sessizliğini yırtarak beni ürküttü. Saat akşam dokuzu geçiyordu.

“Alo?” Karşı taraf sessizdi. “Alo? Kimsiniz?”

“Anne?” Leman’ın sesi, duyan olur korkusuyla kısılmıştı sanki.

“Leman! Hayırdır? Bilirsin geç aramaları sevmem!” Yatağın kenarına oturdum, telefonu sıkıca tutarak. “İyi misin sen?”

“Evet… Yani hayır… Anne, gelebilir miyim? Hemen şimdi?”

Kızımın sesindeki o ton, içimi cendereye aldı. Leman yardım istemezdi asla. Hep kendi işini kendi görür, gururlu bir kızdı.

“Tabii gel kızım. Ne oldu yahu?”

“Anlatırım sonrâ. Çıkıyorum zaten.”

Telefondan kesik bip sesleri… Telefonu bırakıp çaydanlığı ocağa koydum. Leman, Çankaya’da oturuyor, trafik olmazsa otobüsle yarım saat sürerdi yolu. Demek bir saat sonra burada olur.

Vitrinden misafir çayı için sakladığım porselen fincanları çıkardım. Limon dilimledim, simitleri tabağa dizdim. Ellerim hafif titriyordu; içimdeki fena his peşimi bırakmıyordu.

Leman beklediğimden erken geldi. Kapıyı açtığımda, torunlarının ilkokul resimlerinin asılı olduğu koridorda, gözleri şiş, saçları dağınık duruyordu. Bir spor çantası vardı elinde.

“Aman kızım benim!” Leman’ı kucakladım; titrediğini hissettim. “Gir içeri çabuk, çay hazır.”

Mutfakta oturduk. Leman, ara hıçkırıklarla çayını içti. Ben soru sormaya cesaret edemeden bekledim. Hazır olduğunda anlatacaktı kendisi.

“Dövdü anne” diye fısıldadı sonunda, zor duyulan bir sesle. “İlk değil.”

Fincanı masaya bırakırken göğsümde bir buz hissi yayıldı.

“Nasıl dövdü? İdris mi? Sen ne diyorsun!”

“Yalan mı söylüyorum sanıyorsun?” Leman başını sertçe kaldırdı. Fondötenle kapamaya çalıştığı morluk, göz altında belli belirsiz duruyordu. “İşte, al bak!”

“Aman Allah’ım!” Uzanırken kenara çekildi.

“Acıma beni! Kendim ettim kendim buldum. Evlendikten sonra değişir sanmıştım… Aptalım ben anne, aptal!”

“Neden daha önce anlatmadın? Ben senin…”

“Ne yapacaktın ki?” Leman acı bir gülümsemeyle baktı. “Katlan, aileyi yıkma, çocuklar için diren dersin bana. Hep derdin: Evlenmek bir defadır asla boşanılmaz.”

Gözlerimi kaçırdım. Doğruydu. Kendim de Leman’ın babası Ahmet’le kırk yıl çetin geçse de yaşamıştım. Sarhoşluklarını, kabalığını, kayıtsızlığını sineye çekmiştim. Kader sanmıştım.

“Çocuklar nerede?”

“Kayınvalidemdedir. Onlara dedim ki: Büyükanneye misafir gidiyorum.” Leman gözlerini koluna sildi. “Beni böyle görmesinler istemem. Ayşe henüz yedi yaşında. Mehmet… o evde işlerin iyi gitmediğini anlıyor artık. Dün sordu: Baba niye sana bağırıyor diye?”

“Ne cevap verdin?”

“Baba işten yorgun geldi dedim.” Leman yumruklarını sıktı. “Yalan söylemeyi öğrendim çocuklara. Helâl olsun bana, değil mi?”

Ayağa kalkıp pencereye yürüdüm. Dışarıda çisenteli bir yağmur vardı, sokak lambaları su birikintilerinde sarı lekeler oluşturuyordu. Kaç kez kendim durmuştum bu pencerede, kocam eve gelmediğinde ya da sarhoş ve öfkeli döndüğünde. Kaç kez gitmeyi düşünüp kalmıştım. Kızım için o zamanlar.

“Peki o şimdi nerede?”

“Evde. Uyuyor. Sarhoş kendinden geçmiş.” Leman spazmlı bir nefes aldı. “Anne, dayanamıyorum artık. Çocuklar böyle bir evde büyümesin. Hatırlıyor musun, ben de babam sarhoş eve geldiğinde korkardım? Dolaba saklanıp, bana bağırmaması için dua ederdim.”

“Baban hiç el kaldırmadı bize!”

“Öyle bağırırdı ki komşular duvarı yumruklardı! Sen hep affettin, hep katlandın. Ben de öyle olması gerektiğini, bütün erkeklerin böyle olduğunu sanmıştım.” Leman annesine baktı. “Ayşe’nin, erkeğin kendini ezmesine izin vermenin normal olduğunu düşünerek büyümesini istemem.”

Masaya dönü
Dokuzu geçince arama derdi
Safiye Yılmaz pijamasını giymiş, saçlarını örmeğe başlamıştı ki telefonun keskin çınlaması gece sessizliğini yırttı, kadını irkiltti. Saat dokuz buçuğu gösteriyordu. “Alo?” diye sordu içi titreyerek. Karşıdaki sessizdi. “Kimsiniz?” dedi daha güçlü. “Anne?” diye incecik bir ses, konuşanın duyulmaktan korkuyormuşçasına. “Ayşe mi? Ne oldu kızım? Bilirsin, gece geç aranmamı hiç sevmem!” Safiye Hanım yatağın kenarına ilişivermiş, telefonu kavradığı elleri terden nemlenmişti. “İyi misin sen?” “Evet… Yok hayır… Anne gelebilir miyim? Hemencecik?” Sesindeki korku Safiye’nin yüreğini cendereye aldı. Ayşe hiç yardım dilememişti bağımsızlığıyla gurur duymuş, hep kendi işini kendi görmüştü. “Elbette gel kızım. Pekiyi, ne var ne yok?” “Sonra anlatırım. Tamam, yola çıktım bile.” Safiye telefonu elinde öylece bekledi, sonra sessizce kapatıp su ısıtmaya gitti. Ayşe komşu ilçede oturuyordu, trafik olmazsa minibüsle kırk dakika sürerdi. Saat geç olmasına rağmen bir saat içinde gelecekti. Vitrindeki misafirlik çay bardaklarını çıkardı, limon dilimledi, tabağa kurabiye dizdi. Elleri hafif titriyordu; içindeki ıstırap dinmiyordu. Ayşe beklenenden daha çabuk geldi. Safiye kapıyı açtığında kızı eşikte gözleri şiķ, saçları dağınık duruyordu. Kolunda bir spor çanta sallanıyordu. “Ay canım benim!…” Safiye kızına sıkıca sarıldı, bedeninin tir tir titrediğini hissetti. “Buyur gel içeri, çay kaynıyor hâlihazırda.” Mutfak masasına oturdular. Ayşe, sık sık soluğu kesilerek iç çeke çeke çayını içti. Safiye sormaya cesaret edemeden bekledi. Kızı hazır olduğunda anlatırdı. “Bana vuruyor Anne,” dedi Ayşe o kadar kısık ki sesi annesi zar zor duydu. “İlk değil bu…” Safiye Hanım elindeki bardağı bırakıverdi, göğüs kısmına bir buz gibi şey yayıldı. “Nasıl vuruyor? Özgür mü? Ne diyorsun sen kızım!” “Yalan mı söylüyorum sanki?” Ayşe ani bir hareketle başını kaldırdı. Göz altında allığını geçirmeye çalıştığı mor bir leke parlıyordu. “İşte al, iyice bak!” “Allah’ım…” Safiye Hanım uzandı ama kızı çekindi. “Zahmet etme, acıma beni! Kendim ettim kendim buldum. Evlendikten sonra düzelecek sandım, sakinleşir diye… Aptalım Anne, aptal!” “Madem öyle niye daha önce anlatmadın? Beraber hallederdik ya…” “Ne yapacaktın ki?” Ayşe acı acı gülümsedi. “Sabret derdin, boşama derdin, aileyi çocuklar için kurtar derdin. Hep derdin ya: Evlilik bir kereye mahsustur, ömür boyu.” Safiye gözlerini kaçırdı. Gerçekten hep böyle düşünmüştü. Kendi de Ayşe’nin babasıyla kırk yıl geçirmişti, zor anlar yaşamış olsa da. Onun içkili günlerine, kabasına, vurdumduymazlığına katlanmıştı. Evlilik böyle bir şey sanmıştı. “Çocuklar nerede?” “Kayınvalidemin yanında kaldılar. Dedim ki babaannende biraz kalacağım.” Ayşe gözlerini koluyla sildi. “Öyle hallerimi görmesinler istemedim. Masal henüz yedi yaşında, Toprak… O zaten evde bir şeylerin yolunda gitmediğini sezmiş. Dün sordu: ‘Anneciğim, babam neden seni azarlıyor?'” “Sen ne dedin peki ona?” “Babam işte yorgun arpacık dedim.” Ayşe ellerini yumruk yaptı. “Artık çocuklara yalan söylemeyi öğrendim. Bravo bana, değil mi anne?” Safiye kalkıp pencereye yürüdü. Sokakta hafiften çiseliyordu, ıslak kaldırımlarda sokak lambalarının sarı ışıkları ışıldıyordu. Kaç kez kendisi de bu pencerenin önünde dikildi, kocası eve gelmeyip ağzına kadar dolu gece yarıları dönünce. Kaç kez ayrılmak istedi de vazgeçti. O zamanlar kızı içinmiş gibi gelmişti. “Peki şimdi o nerede?” “Evde. Sızmış uyuyor. İçip kendinden geçmiş.” Ayşe tıkanır gibi soludu. “Anne artık dayanacak gücüm kalmadı. Çocuklarımın böyle bir evde büyümesini istemiyorum. Hani ben babam sarhoş geldiğinde korkardım ya? Ne zaman sesi yükselse dolaba saklanır, üstümüze gelmesin diye dua ederdim.” “Senin baban elini asla üstümüze kaldırmadı valla!” “Yerine bağırdı çağırdı öyle ki komşular kapıya dayanırdı! Sen ise hep affettin hep katlandın. Bende sandım ki her adam böyledir.” Ayşe annesinin gözlerinin içine baktı. “İstemem ki Masal da büyürken, bir erkeğin sana böylesi kötü davranmasına izin verilebileceğini düşünsün.” Safiye masaya döndü, kızının karşısına oturdu. “Lâkin Özgür her zaman böyle değil ki. Şu ilk evlendiğiniz zamanları hatırlıyorum da ne g
Saatler gece yarısını çoktan geçtiği halde, yeni günün ilk ışıkları pencereden sızarken Leyla’nın derin ve huzurlu nefeslerini dinleyerek, ben de nihayet uykuya daldım, artık dokuzdan sonraki her telefonun korkuyu değil umudu getirebileceğini bilerek.

Rate article
Lifequest
Dokuzdan Sonra Asla Arama