– Benim böyle kızım olmasın! – diye haykırdı Sevim Yılmaz, buruşuk kâğıdı sallayarak. – Tüm ailenin yüz karasısın! İnsanların yüzüne nasıl bakacağım?
– Anne, lütfen sakin ol, – diye yalvardı Burcu, mutfak kapısında durmuş, gözleri ağlamaktan kızarmıştı. – Konuşalım bunu.
– Ne hakkında konuşacağız? – annesinin sesi giderek tizleşiyordu. – Okulu bıraktın, düzgün iş bulamıyorsun, şimdi de bu! Kimlere bulaştın sen, mahallede rezil ettin bizi!
Komşu Ayşap Teyze, sesleri duyunca koridora ürkekçe baktı. Sevim Hanım onun meraklı bakışını fark etti, daha da öfkelendi.
– Gördün mü? Tüm komşular duymuş bile! – Kâğıdı masaya fırlattı. – Yirmi beş yıl büyüttüm seni, elimden geleni verdim, sen bana böyle mi karşılık veriyorsun!
Burcu, yere düşen kâğıdı titreyen elleriyle alıp düzeltti. Evlenme beyannamesiydi. Onun beyannamesi.
– Annecim, ama ben mutluyum işte, – açıklamaya çalıştı. – Murat iyi bir insan, beni seviyor…
– İyi mi? – Sevim Hanım acı ve sinir dolu bir kahkaha attı. – Evli boşanmış, çocuğu var, düzgün işi yok, senden on yaş büyük! Basbayağı bir fırsatçı o!
– Doğru değil! Murat çalışıyor, kendine ait bir araba tamirhanesi var…
– Tamirhane! – diye burnundan soludu annesi. – Garaj demek istiyorsun! Öyle mi? Ömrünün sonuna kadar benzin ve motor yağı mı koklayacaksın?
Burcu sandalyeye çöktü, ayaklarının kesildiğini hissederek. Günlerdir bu konuşmaya hazırlanıyor, söyleyeceklerini prova ediyor, biraz anlayış bekliyordu. Ama her şey planladığı gibi gitmiyordu.
– Anne, ben artık çocuk değilim. Yirmi beş yaşındayım.
– Aynen! – diye haykırdı Sevim Hanım. – Ben senin yaşındayken babanla evliydim, büroda çalışıyorduk, evimize çıkmıştık. Sen ne yapıyorsun? Kim bilir nerelerde, kim bilir kimlerle dolaşıyorsun!
– Babam seni bıraktı ya, – diye fısıldadı Burcu, sonra o sözlerden hemen pişman oldu.
Annesinin yüzü öfkeden bembeyaz kesildi.
– Ne cürretle! Baban kazada öldü! Bizi bırakmadı!
– Özür dilerim anne, demek istemediğimi…
– İstediğini dedin! – Sevim Hanım kafeste kaplan gibi mutfakta volta attı. – Benim kaderimi mi yaşamak istiyorsun? Tek başına çocukla mı kalacaksın? Bu senin Murat’ın bir aileyi yıkmış bir kere!
– Kendi rızalarıyla ayrıldılar. Uyum sağlayamadılar işte.
– Tabii canım, uyum sağlayamadılar! – Anne, kızının karşısına oturdu ona dik dik baktı. – Seninle mi uyum sağlayacak? Nereye bulaştığının farkında mısın? Önceki evliliğinden çocuğu var! Nafaka ödeyecek! Sana ne kalacak peki?
Burcu suskun, şakaklarını ovuyordu. Bağırtılar başını parçalıyor, göğsünde ağır bir ağrı vardı. Annesine mutluluğunu anlatacağını, beraber düğüme hazırlanacaklarını, gelinliği seçeceklerini hayal etmişti…
– Hem, – diye sürdürdü Sevim Hanım, – nerede buldun onu? Hangi bodrumda tanıştın?
– Gizem’in doğum gününde. Hatırlıyor musun, anlatmıştım?
– Gizem! – Anne ellerini çırptı. – Şu hayat kadını gibi gezen mi? Üçüncü kez mi evlenecek? Güzel tanıdıkların varmış!
– Anne, Gizem’le ne alakası var? Murat orada tesadüfen bulunuyormuş, arkadaşı davet etmiş…
– Tesadüfen! Öyle erkekler hiçbir yerde tesadüfen bulunmaz. Senin gibi saf kızların peşindedir onlar.
Burcu yerinden fır
Sevgi Ana’nın içindeki sıkıntı yerini ağır bir kabul duygusuna bıraktı, gökyüzüyle pazarlığı kızının sahte elmas yüzüğünün ışıltısını gördüğü an bitmişti, kırılgan umutlarını nihayete erdiren yegâne ilaç kızının ısrarlı “Lütfen anneciğim” bakışında saklıydı, kaderin verdiği bu izine içten bir “Allah’ın izniyle” diye fısıldayıp karanlığa karıştı.




