Her Şeyim Var – Sadece Sensiz

Emine Hanım, şu güzelliklere bir bakar mısınız! — Aylin Hanım telefonundan fotoğrafları sallıyordu komşusuna. — Bakın, burası bizim yeni yazlığımız, bu da oğlumun aldığı araba, ne kadar pahalı değil mi? Şu da torunum piyano çalarken, müzik kursunda!

— Evet, evet çok güzel, — diye onayladı Emine Hanım posta kutularının yanında durup mektupları karıştırırken. — Ama acelem var Aylin, affedersin…

— Nereye yetişeceksiniz ki? Yıllardır komşuyuz, laflayacak vaktimiz mi kalmadı? — diye diretmeden bırakmadı Aylin. — Bakın şu fotoğrafa, geçen ay eşimle Antalya’daki beş yıldızlı otelde tatilddik. Her şey dahil! Siz en son ne zaman tatile çıktınız?

Emine Hanım iç geçirdi ve döndü komşusuna. Grı̇ gözlerinde yorgunluk ışıldadı.

— Tatil yapmıyorum Aylin Hanım. Vaktim yok.

— Nasıl vakit bulamazsınız? — şaşırdı kadın. — Çocuklarınız büyüdü, torunlarınız var, emeklisiniz…

— Evet çocuklar büyük, — diye fısıldadı Emine Hanım. — Ama çok uzaktalar.

— Ne yani? Benim oğlum da İstanbul’da çalışıyor ama her hafta sonu bize gelir! Maaşı da aman Allahım! — Aylin yine telefonuna sarıldı. — Bakın, bu tiftik mantoyu bana hediye etti!

Emine Hanım sessizce ikinci kata çıktı, komşusunu telefonuyla aşağıda bırakarak.

Evde onı̇ her zamanki sessizlik karşıladı. Bir zamanlar dört kişilik aileye dar gelen iki odalı daire şimdi bomboş görünüyordu. Pencere kenarında menekşeler duruyordu — bu evdeki tek canlı varlıklar.

— Kızlarım benim, — diye mırıldandı Emine
Pençesinde çocuklarının sesini özleyişin acısı, nevresimlerin serinliğinde kalakaldı Emine Hanım, bir sonraki günün de aynı sessizlikle geleceğini bilerek sabahı beklerken. Masasının üstünde, rengi solmuş bir kıyafetin cebinden çıkan Murat’ın son mesaj ekranı parlıyordu: “Çok yoğunum anne.” Sabahın ilk ışıkları perde aralığından süzülürken, bir zamanlar kocaman kahkahaların yankılandığı salonun sessizliğinde, bir damla yaş gizlice yanağından süzüldü ve pencerenin önünde bakımını üstlendiği mor menekşelerin toprağına düştü. Bir annenin yalnızlıkla imtihanında, en sessiz çığlık olan gözyaşında boğulduğu o an, ne melodilerin ne de uzak ülkelerdeki başarıların dolduramadığı bir boşluk vardı. Hepsi benimle, dedi çiçeklerine bakarken, sağlığım var, başımın üstünde çatı var, karnım doyacak kadar yiyeceğim var… Evet, hepsi benimle. Yalnızca sen yoksun, dedi en solgun vişneçürüğü menekşeye dokunurken, sanki uzaklardaki kızına seslenir gibi, yalnızca sen… Sabahın erken saatlerinde, kapının önüne getirilen gazetenin hışırtısı, sokaktan geçen simitçinin “Taze simit!” nidası ve alt kattan yükselen kahve değirmeninin uğultusu, evin içindeki ağır sessizliği kırmaya yetmedi. Gün, tıpkı dün gibi, tıpkı dünden önceki gün gibi, tükenmez bir bekleyişle başlıyordu; beklenen telefon hiç çalmadığı halde, zili her çalışında içini hoplatan bir bekleyişti bu, içini yakıp kavuran bir boşluk bırakarak. Hepsi benimle, dedi usulca teneke sulama kabını masaya bırakırken, gözleri nemlenmiş, Sağlığım yerinde, evim var, ekmeğim var… Hepsi benimle. Masanın üzerinde, yıllar önce birlikte çekildikleri ve hepsi gülümseyen bir aile fotoğrafı duruyordu; yorganın kadife dokusuna uzattığı parmaklarının ucu, fotoğraftaki piyanoyu çalan küçük Selen’in yüzünde gezindi. Bir annenin kalbindeki en derin boşluk, sahip olduğu her şeyin, sahip olamadığı tek şeyin yanında ne kadar küçük kaldığını bir kez daha gösterdi ona. Yalnızca sen yoksun.

Rate article
Lifequest
Her Şeyim Var – Sadece Sensiz