Elif Yılmaz, ellerinde buruşmuş evrakları sımsıkı kavramış, okul müdürünün karşısında titriyordu. “Lütfen beni kovmayın Ayşe Hanım! İki çocuğum var, ev kredisi ödüyorum!” Gözleri dolmuştu. “Düzelteceğim, yemin ederim!”
Ayşe Arslan, kaşlarını çatarak baktı. “Elif Hanım, üniversite diplomanız sahte. Bu ciddi bir suç ki…”
“Bitirecektim! Yeminle! Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde son senem kalmıştı!” diye atıldı Elif, gözyaşları yanaklarına süzülürken. “Bir şans verin bana!”
Yirmi Üçüncü Okul’un müdürü, genç kadına acıyla baktı. Elif üç yıldır çalışıyordu; çocuklar ona tapıyor, veliler övüyordu. Ama yasa yasaydı. “Peki. Gerçek diplomanı getirmek için bir ayın var. Yoksa…”
“Teşekkür ederim! Çok sağolun!” diye koştu kapıya Elifçik. Tam çıkarken durdu. “Nereden anladınız?”
“Milli Eğitim’den personel evrak denetimi geldi. Tesadüfen uyuşmazlık çıktı.”
Koridorda tam adımlarını sıklaştırmıştı ki Burak Demir’e çarpacak oldu. Elli beş yaşlarında, ak saçlı beden eğitimi öğretmeni kolundan tuttu. “Neler oldu Elif Hanım? Yüzünüz bez gibi bembeyaz.”
“Her şey bitti Burak Bey! İşten atılıyorum!” Hıçkırdı.
“Sebebi ne peki?”
Elif dilini yuttu. Dürüstlüğüyle tanınan, yirmi yıllık öğretmene gerçeği söylemek imkansızdı. “Evraklarımda… sorun çıktı,” diye mırıldandı.
“Nasıl bir sorun? Yardımım dokunur mu?”
Burak Bey hep babacan davranırdı; çocuklarına şeker getirir, hal hatır sorardı. Boşandıktan sonra bu ilgi Elif’e ilaç gibi geliyordu. “Diplomam… diploma meselesi işte.”
“Kayıp mı oldu?”
“Evet,” diye yapıştı bu kurtarıcı ipe. “Taşınırken kayboldü. Yenisi çıkarılana dek kırtasiye işleri sürecek.”
Burak Bey sakalını kaşıdı. “Hangi üniversiteydi? Mezuniyet yılınız?”
“Ankara Üniversitesi Eğitim,” diye yalan söyledi Elif gözünü kırpmadan. Oysa sadece üç sene okuyabilmişti.
“Benim orada arşivde tanıdık var. Belki yardımcı olur. Evlilik öncesi soyadınız neydi?”
Elif yalan bataklığına daha da battığını hissetti. “Kılıç. Elif Kılıç.”
“Peki, konuşurum Cemal Bey’le. Üniversitede beraber okuduk.”
“Bu ne incelik Burak Bey…” diye fısıldadı Elifçik. “Nasıl teşekkür etsem?”
“Şey mi? Aynı geminin tayfalarız vesselam.”
Akşam evde telaşla dolanıyordu. Yedi yaşındaki Emre ödev yapıyor, beş yaşındaki Zeynep köşede bebekleriyle oynuyordu. “Anne, niye ağlıyorsun?” diye sordu oğlu.
“Yok tatlım, işte yorgunluk.”
“Peki ya babam gelecek mi?”
Elif’in yüreği burkuldu. Boşanmalarından beri çocuklar öyle sürekli soruyordu
Sevgi, Boran’ın sıcak kollarında dönerken, hayatın tuhaf tecellilerini düşündü; başladığı yalanın izleri silinmiş, yerini tek gerçek aşkın temiz ışığına bırakmıştı, birlikte geçmişin kabuslarını aydınlatan bu yeni dünyada sonsuza dek süzülüyorlardı.




