Altı Yıl Boyunca Genç Bir Fırıncı, Adını Dahi Bilmediği Gizemli Bir Evsizi Besledi!

Altı yıl boyunca genç fırıncı kız; sessiz, evsiz adama hep yiyecek bıraktı. Hatta adını bile bilmeden! Düğün gününde tam oniki denizci, üniformalarıyla geldi… sonra da beklenmedik şeyler oldu.

Saatler, fırın açılmadan önce, Ayşe köşedeki eski ahşap sandığın üstüne bir paket koyardı. Havluya sarılı, içinde sıcak ekmek, tarçınlı çörek, bazen bir elma veya kağıt bardakta çay olurdu. Kimse istememişti bunu. Bir gün, sakalına kır düşmüş, zayıf bir adamın pencere pervazından düşen kırıntıları sessizce yediğini görmüştü o sandığın başında. Dilencilik etmez, gözlerinize bakmazdı, sadece oradaydı. İşte o günden beri, her sabah ona kahvaltısını götürdü Ayşe.

Adam hep oturur, bekler; kitap okur veya gökyüzünü seyrederdi. Bazen teşekkür niyetine başını sallardı, ama hiç konuşmazdı. O onun adını, o da onu bilmezdi. Birbirlerine karşılıksız iyilik eden iki yabancıydılar sadece.

Yıllar geçti. Fırın büyüdü, Ayşe’nin çırakları, müdavim müşterileri oldu. Nihayet, yan dükkandaki mütevazı nalburun oğlu, Mehmet’le nişanlandı. Düğünü bir köy bağ evinin çiçekli bahçesinde, sadece sevdikleriyle, samimi bir ortamda yapmaya karar verdiler.

O gün, zarif beyaz gelinliğiyle parlayan Ayşe, babasının koluna girmiş, süs takına doğru yürümeye hazırlanırken… kalabalıkta bir hışırtı yükseldi.
“Denizciler mi bunlar?” dedi şaşırmış bir misafir.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin tam teçhizatlı oniki eri, göğüslerinde madalyalarıyla, bahçede saf saf ilerliyorlardı. Her birinin elinde şeritle bağlanmış küçük bir paket vardı. Öndeki ise o tanıdık evsiz adamdı. Şimdi üniforma içinde, dimdik, tıraşlı bir askerdi. Bakışları yine sakin, ama derin bir manayla doluydu.

Ayşe’nin karşısında hazırolda durdu ve altı yıl sonra ilk kez konuştu:
“Davetsiz geldik kusura bakmayın. Adım Alper Sözer. Eski Deniz Piyade Çavuşu. Yaralanıp ailemi kaybedince sokakta kaldığımda, bana acımadan bakan ilk insan sizdiniz. Bir anne oğlunu besler gibi beslediniz. Hiçbir karşılık beklemeden. Ölmeye hazırken, siz… bana yaşama gücü verdiniz. Sayenizde kendime geldim, tedavimi tamamladım, inancımı kazandım. Bu arkadaşlar benim silah arkadaşlarım. Bugün onlar sizin şeref konuklarınız. Ve hediyemiz, ailenizde doğacak her çocuğun adına verilmek üzere bir eğitim bursu. Yaptığınız iyilik kat kat size geri dönsün diye.”

Ayşe hıçkıra hıçkıra ağladı. Misafirlerin yarısı da öyle.
Mehmet ne diyeceğini bilemezken, sadece sıkıca sarıldı ona. Çavuş Alper ise… altı yıl sonra ilk defa gülümsedi.

Düğün devam etti, ama planlandığı gibi değil. Artık sadece iki gönlün değil, insanlığın bayramıydı.
Çavuş Alper ve arkadaşları kaldı. İçmez, gürültü etmez, kenarda durup Ayşe’yle Mehmet’in ilk danslarını izlediler sadece. Bir misafir birine limonata uzattı, bir diğeri sandalye verdi. Sonra, görünmez bir işaretle, herkes Alper’den bahsetmeye başladı:

“Suriye’de hepimizi kurtardı,” dedi biri. “Ateş altında üç arkadaşı sırtladı çıkardı.”
“Ailesini trafik kazasında kaybedince, kimseyle konuşmadı. Bittik sandık. Sonra kayboldu…”
“Geri döndüğünde eski Alper değildi. Ama hep bir kızdan bahsederdi. ‘Fırından Ayşe’ derdi. ‘Hayatımı kurtarmadı, ama yaşama sebebimi buldum onda’ derdi.”

Mehmet, karısına yeni bir hisle baktı. İyi yürekli olduğunu bilirdi ama, küçük iyiliklerinin birinin kurtuluşu olabileceğini hiç düşünmemişti.

Daha sonra, düğün sona ererken, Alper tekrar Ayşe’ye yanaştı.
“Yarın gidiyorum. Evsiz gazilere
O günler geride kaldı, ama Ayşegül’ün fırınının önünden geçen herkes, pişen ekmeğin mis gibi kokusunda bir umut, bir bekleyiş, bir sıcaklık hissederdi, tıpkı o eski simitler gibi.

Rate article
Lifequest
Altı Yıl Boyunca Genç Bir Fırıncı, Adını Dahi Bilmediği Gizemli Bir Evsizi Besledi!