Evliyim ama yalnız yaşıyorum.
Komşum Fatma Teyze eşikte fileli eldiveniyle durdu, başını hayretle sallayarak: “Aylinciğim, nasıl anlamalıyım?” dedi. “Kocan var mı yok mu? Dün Serkan’ı gördüm, senin evden çıkıyordu. Bu sabah da metro girişinde sarışın biriyle el eleydi!”
Aylin derin bir nefes aldı, elindeki gazeteyi bıraktı, komşusunu mutfağa davet etti. Tam demleyen çayın kokusu dolduruyordu odayı.
“Oturun Fatma Teyze. Göründüğü gibi değil. Evet, Serkan resmi nikâhlım. Pasaportta mührümüz duruyor yedi yıldır. Ama ayrı evlerde yaşıyoruz. Herkes kendi yuvasında.”
“Ayrı evler mi?” Komşu sandalyeye oturdu, uzun bir sohbete hazırlanıyordu. “Ne biçim aile bu? Niye evlendiniz peki?”
Aylin misafirine demli çay koydu, karşısına geçti. Pencereden ekim yağmuru süzülüyor, camda tıpkı gözyaşı gibi iz bırakıyordu. Tam böyle bir havada, yedi yıl önce belediyede resmi nikâh işlemlerini başlatmışlardı.
“Elbette aşkla evlendim. Herkes gibi ortak hayat kurarız sandım. Çocuklar, yazlık, paylaşılan gündelik yaşam. Olmadı işte!” Aylin acı bir tebessümle başını salladı. “Altı ay içinde buz gibi insanlar olduğumuzu anladım. O kalabalığı sever, ben sessizliği tercih ederim. O eşyaları sağa sola atar, ben düzen isterim. O haftalarca duş almayabilir, bense gün aşırı banyo yapmadan duramam.”
“Bırak boşanın o zaman!” dedi Fatma Teyze elini havada sallayarak. “Niye kendinizi sıkıntıya sokuyorsunuz?”
“Asıl ilginç kısım şimdi başlıyor. Boşanamayız ki! Elimizde bir daire var, düğünden önce ikimiz adına tapulu. Beraber aldık, yarı yarıya ödedik. Serkan diyor ki: Boşanırsak evi satıp parayı bölüşmek zorundayız. Sonra nereye gidelim
Pisi’nin sıcak nefesi dizlerinde hissedilirken, İpek geçmişin keşkelerinin yerini şimdinin dingin huzurunun aldığını fark etti.




