Bugün evlendiğimi sanıyordum…
Aylin alışverişi öderken Cem kenarda duruyordu. Sonra Aylin poşetlere yerleştirmeye başlayınca, dışarı çıkıverdi. Aylin marketten çıkıp sigarasını tüttüren kocasına yaklaştı.
“Cem, şu poşetleri alır mısın?” diye rica etti, iki ağır poşeti uzatarak.
Cem ona öyle baktı sanki yasa dışı bir iş yapmaya zorlanmıştı: “Sen ne bakıyorsun?”
Aylin şaşkına döndü. Bu soru ne anlama geliyordu? Erkekler hep fiziksel yardım ederken bu tavır neden? Kadın ağır çantaları taşırken erkeğin kolayına bakması doğru değil ki!
“Cem, çok ağırlar,” diye karşılık verdi.
“Ee?” diye diretti Cem.
Aylin’in öfkelendiğini görüyordu ama inadına taşımak istemiyordu. Hızla yürüdü, peşinden yetişemeyeceğini biliyordu. “Poşet taşımak da neymiş! Ben hizmetçi miyim? Erkek adam karar verir!” diye düşünüyordu öfkeyle. Bugünkü ruh hali tam buydu: Karısını terbiye etmek.
“Cem, nereye? Poşetleri al!” diye arkasından çaresizce seslendi Aylin.
Cem poşetlerin ağır olduğunu biliyordu, zaten sepete o doldurmuştu. Eve yakındı, belki beş dakika. Ama sırtında o yüklerle yol sonsuz gibiydi.
Aylin eve doğru yürürken gözyaşlarına boğulacaktı. Cem’in şaka yaptığını umut ettikçe kalbi daha çok kırılıyordu. Adamın gittikçe uzaklaştığını görünce poşetleri fırlatıp atmak istedi, ama bir sis içinde sürüklenerek taşıdı.
Apartman girişindeki banka çöktü. Öfke ve yorgunluktan ağlamak istedi ama sokakta ağlamak ayıptı. Bu hakareti içine sindiremedi. Bilerek yapmıştı bunu! Evlenmeden önce ne kadar nazikti…
“Merhaba Aylin’im!” Sesler onu düşüncelerden çekip çıkardı. Üst kat komşusu Emine Teyze’ydi. Gençken Aylin’in ninesiyle yarenlik ederdi. Nine vefat edince Emine Teyze, Aylin’in tek sığınağı olmuştu. Annesi başka şehirde yeni ailesiyle yaşıyordu.
Aylin tereddütsüz alışverişi Emine Teyze’ye verdi. Emek boşa gitmesindi. Emine Teyze’nin emekli maaşı kıttı, Aylin sıkça ikram ederdi.
“Hadi teyzeciğim, sizi evinize bırakayım,” dedi o ağır poşetleri yeniden kavrayarak.
Emine Teyze poşetlerdeki zeytin, peynir, lokum ve diğer sevdiği ama alamadığı şeyleri görünce o kadar duygulandı ki Aylin mahcup oldu. Vedalaşıp kendi katına çıktı.
Tam kapıyı açınca Cem mutfaktan çıkıyordu, ağzı dolu.
“Poşetler nerede?” diye sordu hiçbir şey olmamış gibi.
“Hangi poşetler?” diye Aylin aynı tonda karşılık verdi. “Benim için senin taşıdıkların mı?”
“Canım, ne alınganlık!” diye gülmeye çalıştı. “Küstün mü yoksa?”
“Yok,” dedi Aylin sakince. “Artık kararımı verdim.”
Cem tedirgin oldu. Çekişme beklerken bu sakinlik içini kemirdi.
“Nasıl bir karar?”
“Benim bir kocam yok,” dedi iç çekerek. “Evlendiğimi sanıyordum, meğer bir ahmakla nikahlanmışım.”
“Ne diyorsun sen?” Cem hakaret edilmiş gibi davrandı.
“Anlamadın mı?” diye Aylin gözlerini dikerek baktı. “Benim eşim erkek gibi davransın istiyorum. Sen de öyle bir eş istiyorsan, sana da bir erkek lâzım.”
Cem’in yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi, yumruklarını sıktı. Ama Aylin görmedi bile, odada ona ait eşyaları topluyordu. Cem olayın abartıldığını söyleyip direndi:
“Ailemi niye bozuyorsun? Poşet taşımışsın, ne olmuş?”
“Kendi çantanı umarım sen taşırsın,” dedi Aylin sertçe, onu dinlemeden. Cem’in bu davranışını hoş görürse sonrakiler daha kötü olurdu. Buna kapıyı göstererek dur dedi.
Evlilik Hayali mi, Gerçek mi?




