İşten elini ayağını çekmiş, aklı başında bir hayvan olan adamın komik hikayesi.

Her köylü bilirdi ki Mehmet ya kolu kanadı kırık bir hayvan, ya bir koyun, bir keçi, hatta bazen sı bir köpektir. Lakabı, işlediği kabahatin büyüklüğüne göre değişirdi. Hataların boyutu değiştikçe, karısının öfkesinin şiddeti de dalgalanırdı.
Oysa Mehmet, Şebnem’i hep Pamuğum, Tilki, Güneş’im, Kırlangıcım diye çağırırdı. Onun çığlıklarını duyanlar, “Bu koyun ne zaman gidip o pamuğu hakkıyla tokatlar?” diye düşünür, sonra “Ama o zaten boynuzsuz sığır” diyerek “Asla” diye tamamlarlardı. Mehmet, karısının çığlıklarına, hakaretlerine sağır dilsiz kesilir, hiç tepki vermezdi. İşte bu sükunet, öfkesine karşı bu kayıtsızlık, Şebnem’in krizlerinin uzun sürmesinin başlıca sebebiydi. Çığlık atmaktan yorulan Şebnem evden çıkardı. Kasılmalar boğazına düğümlenir, onu boğmaya başlardı. Yüzü kırmızı lekelerle, elleri titreyerek, sesi hırıldayarak yaşardı. Durmadan ağlama isteği gelir, ama gözünden yaş akmazdı. Mehmet ise kapıdan çıkan karısının arkasından alçak sesle seslenirdi: “Nereye, Pamuğum?”
Evliliklerinin ilk yılları dostça, sessiz ve huzurlu geçmişti. Kimse çıkıp da “Birkaç yıla bu sükunet kavga dolu bir sürükleyiciye dönecek” dese, Şebnem kesinlikle inanmazdı. Zira canı gibi sevdiği, bağrına bastığı adamla evlenmişti; sonu keçiyle biteceği aklının ucundan geçmezdi. Mehmet kaynakçıydı; içki, sigara nedir bilmezdi. Kış uykusundaki ayı gibi sakindi. Her zaman neşeliydi, hayatından memnundu. İçenin, gezmenin karıları kocalarına onu örnek gösterirdi, Şebnem de onunla övünürdü. Çocuk yapmayı hemen düşünmediler. Önce bir hamam, bir garaj yapmalı, araba almalılardı. Köy kooperatifi onlara bir ev vermişti, Şebnem de onu baştan sona yenileyip en güzel hale getirmeyi istiyordu.
Mehmet çok ağırdandı, belki de tembeldi. İş hep onu beklerdi. Gülerek, “Bütün iş bitmez ki. Beklemek lazım bazen, iş kendiliğinden çözülür. Ne diye acele edelim? İstek olmadan hiçbir şeye el sürmeye gerek yok. O zaten çalışmak değil, kendini sömürmek olur,” derdi. İşlerde öncü olma hevesi zaten hiç olmamıştı. Mehmetse bir işe girişti mi, her şeyi Mehmet’ten aşağı kalmayacak şekilde becerebilirdi: Bahçeyi kazar, evi boyar, çimleri biçer, hamam için odun kırabilirdi. Evin tüm kolaylıkları vardı, eski gibi su taşımak zorunda değillerdi. Kocasını harekete geçirmektense o işi kendisi daha çabuk ve iyi yapardı. Bir gece mutfaktan gelen korkunç bir gürültüyle uyandılar. Mehmet’in döşediği fayanslar üst sıradan alt sıraya kaymıştı. Şebnem ona ‘elleri tutmaz’ dedi ve ertesi gün ellerine sağlam bir usta getirdi.
Bir akşam işten geldiğinde çiçekliğini tanıyamadı: Komşu ineğasının toynakları bütün çiçekleri ezip geçmişmiş, çünkü Mehmet bahçe kapısını kapatmayı unutmuştu. Gün geçtikçe Şebnem, kocasının bu ağırkanlılığı, tembelliği, kayıtsızlığı sinirine daha çok dokunuyordu.
Evlerinin yanında kimsesiz bir ev vardı. Yaşlı sahipleri öleli çok olmuş, mirasçı sahipleri ilk zamanlar otları biçerlerdi ama sonra tamamen bıraktılar. Bir gün o eve pahalı bir otomobil yanaştı. Gelen, dedesi Mustafa’nın torunu Serkan’dı; ailesiyle memlekete kesin dönüş yapmıştı. Batman’da uzun süre çalışıp orada evlenmiş, şimdi öz yurduna dönmüştü. Batman parayı kazanma, memleket ise yaşama yeriydi. Serkan eski evi baştan sona elden geçirmeye koyuldu. İşte o zaman Şebnem’e ne demekmiş ‘eli işte gözü oynaşta’ onu gösterdi. Usta bir inşaatçı, kaynakçı ve elektrikçi olduğu belliydi. Ne yapırsa yapsın, karısı Gamze yanında görünmezdi. O yalnız ev işleri ve çocuğuyla ilgilenirdi.
Şebnem komşusunu gördükçe kocasına daha çok sinirleniyordu. Hep güçlü olmaktan yorulmuştu; zayıf ve nazik olmak istiyordu. Kocasını bir erkeğin yapması gere
Hepsi bir rüya gibi geçiyordu şimdi, Ayşe başını Mehmet’in omzuna yasladığında anladı ki, bazı eksiklikler gözünde hiç dursa da, gözünü başka sofralara dikmediği, evinin kapısını sıkıca kapattığı sürece, bu dingin nehrin kıyısında durmaktan daha büyük saadet olamazdı.

Rate article
Lifequest
İşten elini ayağını çekmiş, aklı başında bir hayvan olan adamın komik hikayesi.