Ninka’nın Düğün Hazırlıkları

Bir köyde yaşayan Elif’in neden hâlâ evlenmediğini kimse anlamıyordu. Kız tertemiz, her şeyi yerli yerinde, akıllı mı akıllı, güzel mi güzel. Hele işine bak: Köye yeni kurulan büyük çiftliğin veterineriydi. Muhtemelen mesele şuydu: Elif köylü değildi. Hem açıkça söylemek gerekirse, köylü kadınlardan epey farklıydı.

“Gösterişini bir azıcık bıraksa, bakarsın evde bir erkek sesi duyulur. Eh, iyilerini bulmak zor tabii, ama yine de erkek kokusu misali,” diye lafı açtı Ayşe Teyze. Akşam serinliğinde taş duvarın üstüne dizilmiş teyzeler arasında başlattı tartışmayı. Köydeki her olayı, olmadan önce bilirdi o.

Ama hep bir karşıtı vardı: Fatma Teyze. Genç kızlıklarından beridir hem dosttular hem de didişip dururlardı. Fatma Teyze beyaz derse, Ayşe Teyze köpürerek siyahın beyaz olduğunu ispatlamaya çalışırdı. Diğer teyzeler hemen Fatma Teyze’ye döndüler, komedinin yeni bölümünü bekler gibi. O da boşa çıkarmadı.

“Bu da neyin nesi şimdi? Adamın pis çorapları evi koksun diye mi kendini yıpratacak? Tüh, dinlemeyin onu! İlla erkekten ne istersin? Bırak kokusunu evde gezdirsin, kadın çalışsın iki büklüm. Eh, gösterişle takılmak daha iyi bence!” Ayşe Teyze’nin yüzü kıpkırmızı oldu. “Neler saçmalıyorsun sen? Kadının yanında erkek olmalı! Evde erkek bulunmalı!”

“Hayır, açıkla bana, ne için? Kendin diyorsun: Kalan erkekler eli yüzü düzgün olmayan tipler! Niye olsun? Onunla mı uğraşacak?”

Ayşe Teyze dayanamayıp fırladı ayağa. “Sen ne bön kadınsın! Çocuk doğurmak gerekmez mi?”

“Asıl sen bönsün! Çocuk doğurursun, sonra da ömür boyu şu sözde erkeği sırtında taşırsın! Şehre gidip düzgün, yakışıklı birini bulup çocuğu yapıversen daha iyi olmaz mı? Sonra da ömrünce bir ayyaşın ekmeğini çıkarmak yerine keyfine bakarsın?” dedi Fatma Teyze.

Teyzelerin ağzı açık kaldı. Fikir ayrılıkları en çok ahlak meselelerinde kızışırdı. Bir keresinde öyle dargınlaşmışlardı ki bir ay konuşmamışlardı. Hem de duvarın başına bile çıkmamışlardı. O zaman teyzelerin canı çok sıkılmıştı. Mesele şuydu: Ayşe Teyze’nin yirmi yıl önce kaybettiği bir kocası vardı. Fatma Teyze’ninse üç kocadan sonra hâlâ ona kur yapan, ‘hadi malımızı mülkümüzü birleştirelim’ diyen Vasıf adlı çilingir vardı. Fatma Teyze yetmişini aşmıştı, çilingir de seksenine merdiven dayamıştı ama ne gam? İşte bu yüzden konu hakkındaki fikirleri hep ayrı düşerdi. Şimdi de büyük bir kavgaya dönüşebilirdi her şey, tam o sırada konuştukları kişi çıkageldi.

“Merhaba kızlar!” Elif durdu, yaşlı kadınlara gülümseyerek baktı.

“Merhaba Elifcim! Şehirden mi geliyorsun?” “Şehirden, Fatma Teyze. Ha bu arada, geldiğim gibi şehire, pire damlası getirdim sizin için. Kedisi kaşınan varsa uğrar damlatırım.”

“Ay Elif, kedide pire de olmalı canım!” dedi Ayşe Teyze.

“Öyle demeyin Teyze. Şimdi öyle damlalar var ki: Bir kez damlat, altı ay boyunca tüylüyü yatağından kovalamazsın,” diye cevap verdi Elif. Bu sefer Fatma Teyze atıldı. Yüzünü buruşturup dostuna baktı:

“Elifcim, sağ ol, bana uğra. Ben bazı köhne kafalılardan, hâlâ geçmişin kuyusunda debelenenlerden farklı olarak, teknolojinin nimetlerinin farkındayım. Onlara bakma sakın, kömürle yıkandıklarına bile şaşırmam!”

Fatma Teyze kıkırdamaktan titremeye başladı. Ayşe Teyze ise öfkeden kıpkırmızı kesildi. Elif gülümsedi. Köyde altı yıldır yaşadığına göre alışmıştı: Burada özel hayat diye bir şey yoktu, olmazdı zaten. Sadece dedikodu vardı. İlk zamanlar üzülür, alınır, sonradan anladı ki bu gayet doğaldı. Asıl üzüleceği şey senin hakkında hiç konuşmamalarıydı. Bu, senin bir kişilik olmadığın, boş bir teneke olduğun anlamına gelirdi.

***

Elif bu köye yüreğinin sesini dinleyerek gelmişti. Tam bir şehir kızıydı, ama nedense çocukluğundan beri köyde yaşayıp
Elif de artık kendi yolunda mutluluğu yaşayacağına inanarak, içindeki umutla pırıl pırıl parlayan yıldızlar altında evine doğru adımlarını hızlandırdı.

Rate article
Lifequest
Ninka’nın Düğün Hazırlıkları