Altı Yaşında Yalnız Kaldım.

Altı yaşımda öksüz kaldım. Annemiz bizi ikisiyle başa çıkarken üçüncümüze hamileydi. Komşim kadınların toplanışını, annemin çığlıklarını, sonra birden kesilen sesini… Hepsi gözümün önünde. Hastaneye niye götürmediler? Halâ anlayamıyorum. Köye uzaklık mıdır, yollar kar mı? Sebep bir vardı mutlaka. Doğum sırasında hayatını kaybetti, bizi ve küçük, yeni doğmuş Özge’yi öksüz bırakarak. Babam ne yapacağını şaşırdı; Doğu Anadolu’daydık, akraba hep Batı’daydı. Komşiler “Hemen evlen” diye tutturdular. Annemin toprağa verilişinden bir hafta geçmeden, babam hazırdı. Öğretmen hanıma dünür göndermelerini söylediler; iyi kalpli diye. Babam gitti, kabul ettiler. Görücüye geldi akşam üzeri.

“İşte size yeni anne!” dedi babam. İçimi bir acı kapladı; çocuk kalbimle biliyordum, bu iyi değil. Ev hâlâ annemin kokusuydu. Onun dikip yıkadığı elbiseleri giyiyorduk, babam yenisini bulmuştu. Şimdi anlıyorum onu, o gün nefret ettim hepsine. Kadın eve babamın koluyla girdi. İkisi de çakırkeyifti. “Anne diyecekseniz, kalırım” deyince, küçük kardeşime “O bizim annemiz değil. Annemiz öldü. Deme öyle!” dedim. Kardeşim ağlamaya başladı, ben öne atıldım: “Hayır, demeyiz! Sen annemiz değilsin! Yabancısın!” “Aman ne güzel konuşuyor! Kalacak kalmayacak değil o zaman!” dedi. Kadın kapıyı çekti, babam peşinden gidecek oldu, ama eşikte durdu. Başı önde bekledi, sonra döndü, bizi kucakladığı gibi hıçkıra hıçkıra ağladı. Biz de katıldık ona. Beşikteki Özge bile huzursuzlandı. Biz annemize, babam sevdiğine ağlıyordu ama bizim gözyaşlarımız daha ağırdı. Öksüz gözyaşı dünyanın her yerinde aynıdır; anasız kalmış yürek, her dilde aynı acıyı taşır. Babamın ağladığını o gün ilk ve son gördüm.

Babamın Orman İşletmesi’nde işi vardı, ekip göreve gidecekti. İki hafta sonra öyle oldu. Komşumuz Ayşe Teyze’yle anlaştı, yemek parası bıraktı. Özge’yi başka bir komşuya verdi, ormana çıktı. Tek başımıza kalmıştık. Ayşe Teyze gelir yemeği pişirir, sobayı yakar, sonra giderdi; kendi işi çoktu. Biz bütün gün evde üşüyor, acıkıyor, korkuyorduk. Köy, bizi nasıl toparlayacağını düşünüyordu. Aileye sımsıkı sarılacak bir kadın gerekiyordu. Nereden bulunur ki? Uzak bir akrabada, kısır diye kocası terk etmiş bir kadın olduğunu duydular. Ya çocukları vefat etmişti ya da olmamıştı. Hemşerimiz Fatma Teyze’nin akrabasıydı. Adresini buldular, mektup yazdılar, Fatma Teyze aracılığıyla onu çağırttılar. Zeynep adındaydı.

Babam odunda çalışırken, Zeynep sabah erkenden bize geldi. O kadar hafif girdi ki duymadık. Uyandım, evde sanki annemmiş gibi biri mutfaktaydı, tencere tava şıngırtıları, etraf mis gibi kokuyordu! Gözleme yapılıyordu! Kardeşimle kapı aralığından bakmaya başladık. Zeynep usulca temizlik yapıyordu. Uyandığımızı anlayınca, “Hadi gelin bakalım, sarışın kuzularım! Günaydın!” dedi. Sarışın
Ve şimdi, bulunduğum her köyde binlerce minik yüreğe dokunarak, geri döndüremesem de benim annemi, başka anneleri hayata bağlamanın huzuruyla yürüyorum bu yolu hep.

Rate article
Lifequest
Altı Yaşında Yalnız Kaldım.