Anlaşmazlık

Hayrunisa e-postasını bir kez daha gözden geçirdi ve “gönder” butonuna bastı. Artık bir kahve için kahve makinesine yürüyebilirdi. Sandalyesini geriye iterek oturdu, birkaç saniye oturdu, e-posta programını kapattı, masasından kalktı ve ofisini terk etti.

Nefes nefese soluyan Zehra, kahve molası masasında tek başına oturuyordu. Hayrunisa, başkalarının yaşamlarına karışmayı sevmezdi. Belki de yönetici, hatalı çeviriler için kırmıştı. Kahve makinesini açtı, raftan kendi bardağını alıp içine birkaç kaşık çözülmüş kahve koydu. Bardağı kahve makinine koydu.

Zehra又一次哽咽,转过身看向窗户。

“Ne oldu? Beyin çevirilerini değil mi kabul etmedi? Hatası var mıyım?” diye sordu Hayrunisa.
“Sana ne?”
“Hiçbir şey. Yardım teklif etmek istedim.”
“Gerekmez.”
“Peki neden ağlıyorsun?”

Birden Hatırdı, zamanında Zehra’nın bir/saniyeler automobiles gibi serviste otururken, onu envantere giren bir bakışla göremediğini. Belki. Belki de o zaman-zaman anlaşılmayan bir çizgideydi, ama Hayrunisa’nın anlayışından Zehra’nın umutlarını süngere kaldırdığını görmeden kaçmıyordu.

Kahve makinesi fısıldadı, Hayrunisa bardağını doldurdu ve Zehra’nın karşısına geçti. Önlüğünü ileriye uzattı.
“Seni düzenli. Bu ofis sana gelecek sohbetlere yol açmaz. Jüpвеща. Hızla karar ver, ama jüp心脏病. Eğer öteye öteye Domingo dağının zirvesini sürdürebilirsin. Baba ekmeğin pron için biraz ışın tutarsa, ardı takip edecek. Kimse sizin çocuğunuzun evde olmaması için ister.”

Zehra kahveyi bir saniye tereddüt etmeden içti ve sonuçta dikiyordu:
“Sen… acımasızaksınız!” diye seslendi, <+;> olarak önlüğünü masada çöpe attı ve ofisi terk etti.

Hayrunisa dozajlenmiş kahvesini içti. Hayranın beceriksiz kehanetine dair. Belki de bu adam geri döner ve ona dünya verir. Yoksa zaten dünya vermiş kadar yaşlı. Belki de kadın ıslah edilebilirdi.

Zehra’nın solunduğunu bilen biri, kahve molasında artan her saniye,통신 service şirketinin başkan yardımcısnı bulamadığını haber verdi.
“Hayrunisa, Cemil Bey sizi çok soruyor. Başınızda.”
“Geliyorum.” Hayrunisa kahvesini içti, bardağı yıkadı ve yöneticiye gitti.

Cemil ona doğru gülümsedi. Hayrunisa’nın serbest离去を決定したことを duymuştu. Profesyonel bir şekilde gürüldü:
“Süper. Senin gibi bir uzman, bizim gibi küçük projelerden hayır gezmemeli. Bildirimi yaz. Hesap bölümüyle bağlantıyı hemen kur. İşe gitmeye gerek yok. Başarılar…”

Bunlardan birini duyanlar, Hayrunisa’yı “kariyersever” olarak etiketlerdi. En iyi của.Buttons ona atanırdı, çevirileri övünürdü. Garni管理人员や顧客とも telafi edebilir. Soğuk bir aklı vardı, herkes onun iş ya da aşk içindeki kararları hakkında fıkralar yapardı. Hayrunisa’nın başka bir sevgiliye inat pazarlığı olduğu söylenirdi. Ama bu hikâye ona ait değildi. Kendisi sadece seçtiği yaşıyordu: Önce iş, sonra her şey.

Kararı onun küçük yaşlı kavgasından sonra vermişti. Ebeveynlerinin birbirleriyle sürekli tartışmaları, hayat seçkinliklerinin parçasıydı.

***

Anne-baba çekişmeleri zamanla artmıştı. Annenin kavgaları daima, babanın “ekonominin yetersizliği”’e dönerdi. Bir zamanlar babası bir iş kurmuş, ama ortaklarından birisi onu düşürmüştü. Sonra onda bir kredi artar ve lisans öğretmenliği yapmaya başladı. Annem sadece parayla değil, “başkalarının babasına” kıyaslamaktan memnun değildi. Babanın işini değiştirmesi yeterli gelmiyordu. Eleştirmeye devam etti.

Baba, iş düzene girince, annenin işe gitmeye devam etmesini bekledi. Bir gün annesinin sabah erken işe gitme kararı, Hayrunisa için bir travma oldu. Uykusunu yitirirken, annenin geç dönüş ve bağırışlarını duydu.

“Sesini azalt! Herkes uyudurum kendini! Artık … işte mi olduğunu söyleyeceksin?” diye çığlık atıyordu baba. Anne, pis bir dille cevap verdi.
“Sen içkiyle bitmek mi? Kendi için emin olmayı düşünmedin mi? Çocuğumun yaşından emin olmayı düşünmedin mi?”
“Konuşma. Yorgunum.”
“Teyben. Konuşma. Ben… senin parasından emrin altındayım.”

Hayrunisa, koridora çıktı, dinledi.
“Ne istiyorsun? Sen işinden verirsin, ben içiğe kalmalıyım. Ama bu kez, koleksiyonu birebii hariç; bir de çocukları. Yeni ayakkabılara ihtiyaçları var…”
“Sana önerdim, sen…”
“Ne? Ben hemşirelik edersem, sen becermeden emen olursun. Bize her şeyi verdiğin an için bir kere düşünmemi istiyorsun. Hayrunisa’nın geçmişi biliyor musun? Senin verdiklerin yeterli değil.”

Hayrunisa, annesinin başka birine kaçtığını fark etti. Ertesi sabah, babasının evde yok olduğunu gördü. Annenin yüzü, üzgün görünüyordu.
“Baba nerede?” diye sordu Hayrunisa.
“Yolculukta…”

Tekrar eve gelen annesi, birya da daha gecikti. Hayrunisa, kapının önündeki arabaya baktı. Annesi araçtan inerken, hiç hızlı olmamış gibi görünüyordu. Araç uzaklaştı. Hayrunisa yatak odasına saklandı ama içinden onu görememe duygusu kalmamıştı.

“Annemle babam ayrılmış mı? Bir başkası var mısınız? Ben gördüm…” diye sordu.
“Zaten büyük bir kız oldun. Beni bir gün anlarsın,” dedi annesi.

Annesine itiraz etti, çünkü babası onun sevgisini anlayışı sevdiğiye göre. Babası doludan dolduğunu söyleyebilir, ama “annem onu seviyor” derdi. Hayrunisa babasına işa gittikten hem de hukuk eğitimi aldı.

“Annem doğruyu söylüyor. Ben bir fakir oldum. Onun hayal ettiği hayatı garanti edemedim. Belki o şey o kişi bizim için daha iyiydi. Bazen olur. Sana gelmek istemişim. Ama benim şu anda bir yere, Serhat’ın evinde yaşıyorum. Orada çocukları var, ikinci oda yok. Hiç kimseyi almak zorunda değilim. Verim. Karar ver. Seninle yaşayamam. Sonunda klasik oluyor.”

O an Hayrunisa, emin olmayı bıraktı. Sevgi adını verdiği şey aslında “karar verme cesareti”ni sınıflandırmıştı. Parayı öncelik kimdi. Çocukları, kıskançlık, kavgalar, işaretsiz bir hayat izlemeden anlattı. Kendisi sadece kendi yolunu seçti.

Liseden sonra Ankara Üniversitesinde uzaktan öğretim yapmaya başladı. Hem işte swapping, koleksiyonlarla hem de eğitime devam etti. Üniversitede, yabancı dil kitabı okumayı öğrendi. Hemen her zaman evde kalıyordu. Kötü temsilci olarak çalışmadı.

Anne ve babası ayrıldı. Anne başka bir erkeğe gitti, babası da başka bir kadının yanına yerleşti. Hayrunisa, babasını biraz daha fazla ziyaret etti. Annesiyle yoğun bir azalma yaşadılar.

Hikâye kendini devam etmişti. İstanbul’a göç etmesi gerekmişti. Babası onu evine almayı teklif etmişti, ama Hayrunisa reddetmişti. Artık kendi buluşlarını siyasi bir andan sonra çözüyordu.

“Beni İstanbul’a çağırmak istiyorum. Evim boş. Eğer bir şeyin varsa bana söyle. Söz verebilir misin?”
“Hiçbir şeyim yok. Gitmem. Mehtap sana evini satabilir. Burada alıştım. Sana senini her zaman çağırırım.”

“Çiftlik mi olacak?”
“Hayır. Ama niçin olmasın. Düğünde köşe veririm sana.”

Hayrunisa gitti. Daha önce iki kişinin hayatını ayırmış bir ilişkiden sonra aynı düşünceleri paylaşamayacağına inandığında, kendi hayatına karar verdi. Yetenekliydi, ama aşk için könnte değil.

İş sanatı, uluslararası etkinliklerde çevirmen olarak istihdam edildiğinde, kariyeri “İstanbul”da patladı.

***

Çalışma bittikten sonra babasını ziyaret etmeye karar verdi.
“Baba, İstanbul’a gidiyorum. Eve gelme fikri…”
“Hayır. Hiçbir şeyim yok. Orada alıştım artı. Sana yazı yazacağım.”
“tabii. Bir de…”
“CCC mi? O konu hayvan gibi. Projeyi takip et. Tek başına bir ev için durum yok. Sürücülü birey izleniyor. Senin için daha iyi. Birden fazla evimiz olur.”

Hayrunisa, annesini de görmek istemedi. Gerçek ufacık bir tartışma olmuştu. Annesi, bir başkasına gitmekten memnun olmuştu. Soy bir kız olduğunu fark etmişti.

Gözyaşı Hayrunisa’yı ona yaklaşmamasını emretti. Onların evine gittiğinde, annesi iki alışveriş torbasıyla yürüyordu. Hayrunisa, annesine gidecekken, bir erkeğin ona bağırıyor olduğunu duyuverdi.
“Verme! TEkrar İçki yapmayacaksın. Güçsüz adamsın. Yeter ki o işi bırakıp bir iş bulsun. Artık!”

Hayrunisa geri döndü. İnsanlarla Hikâye’lerin birbirine karıştığı bir yerde, annesi başka bir partner bulmuştu. Baba ise başka bir kadınla yaşamaktaydı. Çocuğun çağrısını anlama başarısı hepinin önceliğiydi.

Eğer annesi ve babası arasındaki tartışmalar bir yana bu safhada kalsaydı, Hayrunisa bir zamanlar bir sevgilie, evlenmeye, çocuk sahibi olmaya cesaret edebilir miydi? Onun şu anki durumun aksine, hayat başka bir yöne akar, İstanbul’daki apartman, başarı… Hayrunisa, bu kavgalar sayesinde kendi yolu yol aldı.

Aileler, bazen sadece kendi kavgalarını çözmeye çalışırken, çocuklarını da pişman ettiler. Her samimiyetli kelime, çığlık, tehdit, onların soyut hikâyesine birer adım daha eklemelerini sağladı. Hayrunisa, hiçbir zaman bir karara sürüklemediğinde bile, bu kavgaların izleri kendi kafasında birer çereç olmaktan çıkmadı.

Annesi ve babası, ıslah edilemeyen bir sistemle yaşanmaya karar verirken, Hayrunisa “güçlü bir erkek siperi” olmaksızın da bir hayat kurmayı bilmişti.

Rate article
Lifequest
Anlaşmazlık