Ezgi’nin amcası Kemal’e karşı sempati duyması gerekiyordu. Aslında onu sevememişti. Peki, kimdi o babası? Babası asla kalmadı, bu da babası olmamıştı. Ancak annesi için ilk günlerden itibaren içtenliğini saklamaya çalıştı.
11 yaşında büyüyen bir kız olarak annesinin evlat istediğini, birinin onunla ilgilenmesini isteyerek anladı. Zaten Kemal iyi biriymiş gibi; sadece sessizdi. Ama yine de yabancıydı. Ezgi’yi görmezden geliyordu. Aralarındaki denge sadece iyi niyetten oluştu. Çünkü annenin evlisinin içki içmediği, en azından zinayi annenin babasına benzemiyordu.
Kemal ise annesinin bir kızı olduğundan habersiz gibiydi. Annesiyle evlenen biri olarak onu varlığı olarak kabul etmiş ve yaşamlarına dair plan yapıyor, Selin’in kendisine oğul gibi bir çocuğun doğacağına umudunu besliyordu.
Az bir zaman içinde iki daire bir büyük daireye dönüşmüş, Ezgi kendi odasına kapanmıştı. Babasının evladı olma durumu ikisi arasında bir “yapay barış” yaratmıştı. Okuldan sonra çay içer, kendi odasına sığınır, amcası da onunla ilgilenmek zorunda kalmazdı.
Selin bir gün kusmaya ve baş dönmesine tutulmaya başlayınca, yepyeni bir hayat – hamilelik – yaratılmıştı. Ezgi kardeşini arzulamıştı, Kemal ise oğlunu. Ama ne yazık ki, genç kadının beyin içine agresif bir tümör yerleştirildi. 11 yaşında bir çocuğun çocuk olmasının değil, orfandığı örneğidir.
Bir başkasını düşünmekten yabancılaşması gerekirken, annenin bir komşunun amcasına anlatması üzerine Tuğçe ile geçimini zorladıklarını, annenin kendisini alsak da yaşayamayacaklarını duydu. Ezgi dinlemediği konuşmayı öğrendiğinde, Memur Orfanduğu’na gönderilmeyeceği, bir zamanlar onu koruyan amcasının da bu durumu engelleyeceğini.
Kemal sabah Ezgi’ye konuşmak istedi ama kelimeleri yakalayamadı:-
– Annenin adına özür dilerim. Orfandüğüne gitmen gerekecek.
– Evet, biliyorum. Zaten öyle. Bana karşı manga benim gibi.
– Fakat… Eğer sen istersen yetimliğini senin üzerine alabilirim. Annemiz evlenmişti, azıda bu imkân var. Ama sadece sen istiyorsan. Elimde iyi bir babalık yok, ama seni orfanduğu’ya gönderemem. Havada olan annemiz bize izin verir diye düşünebiliriz.
Yabancı bir erkeğin ağlayacağını düşünmemişti. Özellikle de Kemal’in. Ne mutluluğunu duyduğu törenlerde, ne aziz bir gününde. Sert bir taşmış gibi davranış ettiği düşünülüyordu. Ama şimdi… Ona yaklaşarak sarıldı, çocuk gibi sakinlikten özenle sakinlik kurdu.
Her şey yoluna girdi. Kimse kimseyi destekledi. Zaman her şeyi iyileştirir. Gündelik kurallar doğdu. İkisi de yemeklerini hazırlayabilirdi, birbirleriyle konuşmayı öğrendiler. Kemal genellikle kısa cevaplar verirdi, ama Ezgi alışmıştı. Ona duyduğu minnet kıymetliydi. Adaletli bir adamdı. Bir zamanlar o duydukların城镇化’ı koruyordu. Belirli bolsamlar için ona maceracılık yapardı. Mesela bir tatilden sonra donma aldıysa bile, onunla gezebilecekleri sinema bileti temin ederdi.
Hayat ağır ağır akıp gidiyordu. Kemal ev ödevleriyle okul toplantılarına giderdi, maaşının bir kısmını ortak kullanıma ayrırdı. Hiç miktarları sorgulamazdı. Ezgi de onu hayal ettirmeye çalışmaya çalışırdı. Ancak ona “baba” denemezdi, çünkü kendisini onun çocuğ Like etmezdi.
O karar veren bazı “iyi niyetli” insanlar olmuştu, Ezgi’ye orfanduğu öğrenci olarak “hak” ettiriyorsa bile.
14 yaşında Kemal’le ikinci olası zorlu bir konuyu konuşacağını bildirdi. Bu kez de kendi evliliğiyle ilgiliydi. Bir iş arkadaşıyla ilişki başlamıştı, bir bebeklerin de evlesileceği yarattırıyordu bu durumu.
– Ona taşınmak isteyebilirim ama senin halen biri ile + olamayacağını biliyorum. Ayrıca. oradan birlikte Gitmek de olası olmayacak. Onun kendisine ait bir odasının olması yetiyor. Ama evdeyse, onu getirirsem, senin ne düşünürsün?
Dışarıda uyumuş oldum. Zeynep doğum öncesi özenli olarak hareket ediyordu. Kemal daha tatlı ve güvende hissediyor. Ezgi ise her şeyi dengelemeye çalışıyordu. O en azından Zeynep kadar olgun biri değildi. Belki annenin ölümüyle birlikte büyüdü. Ama Zeyneple fark var.
Çoğu şeyi onun gebeliğinden ötürü anladı ve Kemal’e onun yüz ifadesinin nasıl değiştiğini söylemedi. Kapının arkasına kapanmakta olduğunu, kendisiyle kıyaslandığını, çünkü artık orada esnaf konumuna sahip olduğunu. Uygunsuz bir şekilde “hiçbir şey”miş gibi davranıyordu.
Zeynep’in kelimelerinin gelmediği için, Kemal’le ne yaptığına dair konuşmalar da yoktu. Ezgi ve babası süreklilikle birbirlerine yaklaştılar. Bir çocuk Mehtap doğduğunda, Kemal’in anlaşamadığı olaylar üzerine dikkat etmeye başladı. Zeynep, onun burada olmaması gerektiğini söylemeye başladı, çünkü onun da fiti yeme zorunluluğu yoktu. Yönetimi de ülke içinde çözmeyi planladı.
Kemal kelimeler konuşmadan güçlü bir Tutum sergiledi. “Dinle,” dedi. “Yine konuşturmaya kalkarım.”
Ezgi’ye haftasonu annesine gitmesi yönünde çağrıda bulundu. Yerleri taze ettiler, ağaçları diktiler. Sessizlik içinde geçti; bir kere daha köprülü bir Yusuf sandalyede oturmuştu. Kemal “Her şey yoluna girecek,” dedi. “Mehtap ilkokula başlar, Zeynep çalışır. Onu düşünmeyecek.”
Ama Zeynep farklı bir strateji uygulamaya karar verdi. Gerekçesi olarak Mete’nin bağışıklığını zayıf göstererek Zeynep’in gelmesine izin veremedi. Annesi de akraba ilişkilerini sona erdirmeye karar verdi. Tobunu ekonomik konulara aldı. Ezgi’nin ortak hesaba erişimi kapanmıştı. Ona en gerekli şeyleri bile istediğini düşünürdi.
Yine sızmadı Kemal. Uzun süredir babasının neşesini görmekten memnun oluyordu, bir kez daha evine kızmak istemiyordu. Gördüğü şey; tekrar ışık açmış gözleri, yeğenini severek.
Bir gün Kemal evdeydi, Ezgi’nin okulda yemek almadığını öğrendi. Şimdilerde atletizm kulübüne gitmeye başlamıştı, 9. sınıfta kalmış, ancak kahvaltı yapamadığını düşünüyordu. Kemal okul öğretmeninin kendisini azarlaması gerekeceğini anladı:
– Kemal bey, yapmalıydınız. Rocket dip Safiya! Şimdi bir daha kusursuz olacak! Bu yetmezse ne? Okul sorumlu olacak?
Kemal o işi sorgulamaya çalıştığından, kendini kötü hissediyordu.
– Affet bana, kızım, sesin gibi. Ama neden sessiz kalmadın? Tanrı, sen anlamadın. Kendi bir hesabı var. Oraya aylık ödeme yapıyorduk. Fakat ileride gelir, senin için eğitim ve düğününü düşünmek mümkün. Kart da açayım, maaştan sürecek. Olursa bunlar için.
Ezgi verilen kartları duymamıştı. Tek kelimeleri yoktu. Kalpteki ses: “KIZIM.” Belki de kendisini kıymetli buluyordu, çünkü sevgisini tekrar arıyor.
Zeynep buradan biraz para alması gerektiği düşünülüyordu, çünkü hukuki hakkı ortaya çıkan para, olsa da onu kapsamıyor.
“Biraz tamam. Tatilde biraz yollar. Fakat Ankara’da mı? Denize gitmek istiyorum!” Tüm bu kavgalar yıllarca devam etti. Zeynep’i ezdiren, Kemal’e destek veriyordu. Hayatıyla birlikte çatışmaların sorumlu olduğunu bilseydi.
Sadece bir şey vardı: Ezgi ve Ayşe okulunu bitirip iş bulup birlikte kiralayabilecekleri bir odanın hayalini kuruyordu. Ayşe’nin babası tamamıyla kontrol edemiyordu, bir hafta uykusuz kalmayla, herkesin eşyalarını çalıyor. Kimin yaşı daha zor olacak?
Ama đâylarda hayal edilemedi. Ayşe liseyi bitirir bitirmez ilk adamla evlendi. Ezgi planında değişiklik yaptı, üniversite hazırlıklarına başladı. Yetim için kredi alma olduğunu biliyordu, ancak Zeynep’in verdiği karşı koyuşu sonrası妥协 etmek zorunda kaldı.
Bir çözüm geldi. Kemal’in sahip olduğu bir apartman vardı, onu bir memurluk yoluyla bir felsefe fakültesi okuluna verdi. Yapıdaki harçlar, yoksa kredi almayı düşünmesi gerekirdi. Zeynep ise biraz tutarsız bir duruma sahipti.
“Ona bunlardan neler kalmış? Dahil edildi.”
Aile yasaları Kemal’in bir apartmanı olduğunu öğrenirken, Zeynep onu boğuşmaya çalışırken. Ürkek bir tatil aradı.
Sakinliğin midemi Komşularla uzlaşması gerekiyordu. Yeni bir街区’di ama küçük.
– Babağınızla ne şanslısını falan. 邻居ler dedi.
– Evet, babam çok iyi. Ezgi cevapladı.
İlk burada ezgiye öyle bir an geldi. Baba ile kız alışverişi. Kemal son olarak sabit olmayan bir yere gelerek iç çehresine yüz verdi. Memur hizmetleri,-trafikte kalmış olsaydı, memnuniyetle. Dedinin vermiş olduğu yeni araba, عربيce bir saha.
Yetim çocuk her şeyi bildiğinde babasına öyledir.
Her bir düğün mutluluğu, anı saklamak için gerek yoktur. Ezgi’nin düğününde bu an aldı: baba ile kız.
YABANCI BİR ÇOCUKLA YOLCULUK




