Kayınçısına Dayanamayan Gelin

Nebahat, gelini seveni götürmekten başka bir şey düşünemiyordu. Horozgözü Mahallesinden bir oğlan, önce iyi manevi bilgiye varamayan, sonra da ağır araba şoförü yapıp gece geç saatlere kadar bilgisayar oyunlarına kapılıp kalmış. Sema’nın annesi, kızının ömrünü böyle biriyle mahvetmemek için her şeyi denemiş ama şu Can, en basit yoldan kazanmıştı – Sema’yı gebertmişti.
Bu durumda ne yapacağına dair iyice kafasını yorduğunu sanmayayım. Diz çökerdi burada: Aile büyükleri de deyip durur, doğan çocuğu yoksa anne babadan kalırdı. Hemen düğününü ayarladı. Can, Sema’yı kiraya apartman almak istemiş, inanılmaz! Kızını kendi evinde konaklatıp ona hatta bir odayı ayırdu.
– Sema, canın bir daha bu oyunlara mı odaklandı?
– Annecim, stres atabiliyor. Bir oyun oynasın, sonra Yunus’u uyutturacagım, dedi kız.
– Hayır, sanki o Kanyonu oynamayı bırakınca her şey yoluna girer.
Nebahat, onu çoktan tanımıştı. Artık on yıldır dokunurdu, kendi lambaları bile bir türlü yerine takılamazdı. Ama Can, tüm dolapları onarır, musluğu da yerine koyardı. Ama bu da, sadece kötü geçimli bir erkek olmadığını kanıtlamazdı. Sema’nın dans öğretmenliği kitabından bahsediyorsun, değil mi? Sema’nın yeteneği vardı ama işte bebeğin doğumundan sonra sadece yerel bir dans çantası olarak geçecek. Hayır, Can kendisiyle öylesine yaramaz adamdı.
Can, annesine bir de nazikçe sesleniyor, adeta “anne” diyor. Kımıldamaya mı erdi ona bir bağ-mı bağlanacak?
– Anne, yemekler harika, diye her yemeği övgülüyordu. Ama Nebahat çoktan bilirdi ki, Sema’nın tabağındaki köfte kıyma et içerken, Can’ın arkada koyduğu yavru tavuk et ve ekmeğin karışımıydı.
Bir gün, soframda sadece Can için daha incel tilki yemeği koyduğunda, “Biliyorsunuz, başka insanların da bilgisayar başında geçimini sağlayan işleri var,” dedi Nebahat. Sonra bu işi yapan programcılar hakkında yakındı.
“Ben de buna gitmiştim,” diye devam etti Can, çatık ekmek dilimini ısırarak.
– Peki ama girmedi mi?
– Ah, girdim. Ama tamamlayamadım,” diye hayır demeyi beceremedi.
“Oyun oynuyor olacaktın,” dedi Nebahat.
– Anne, Seninle gülüyorum. Gece geç saatlere kadar çalışacaktım. Sema da beni uzaktan öğrenmeye teşvik edecek ama istemiyorum,” diye cevap verdi.
“Ah, akıl etmek niyeti yoktu bile,” diye ekledi.
Sema gülümsedi ve Nebahat odasına dönerken, gecenin huzuru üzerine uykuya daldı.
Nebahat’in gerçekten korktuğu şey ise, Can’ın ailesiydi. Onları sadece bir kez, düğünde görmüştü ama o an yeterli olmuştu. Bu yüzden Can, gözlerini yere götürerek, “Anneciğim, bir gün araya gelip kendi evlerimizde kalabilirler,” dediğinde, tam bir panik hariç, başka bir şey hissetmedi.
“Hotellerde kalsınlar,” dedi net.
– Onlarla da öyle dedim,” dedi Can. “Onlarla tanışmak için akşam yemeğine gelmek istiyorlar.
Nebahat, bu fikri tersine çeviriyordu, ama Sema, kahkaha atarak bir şeyler fırçalamaya karar verdi:
– Harika, kek ve koyun etli yarım limon yapacağım. Sen de tek tek bizim yemek yap, anneciğim.
Nebahat iç çekti, ama kızı kırmak istemiyordu, acaba sütü geçip gidecekti.
– Tamam, gelsinler,” dedi.
Tahmin ettiği gibi, misafirler boğuk ve kaba konuşurlardı. Hatta bir şey bile getirmemişlerdi, Yunus için bile hediye. Hepsinin işi tahmin edilebileceğini haykırdılar.
Yemeğin sonuna geldiklerinde, Can’ın annesi, Nebahat’in karbonada bir牽牛花 topladığını görünce, birdenbire dedi:
“Kardeşim, fazla koyduğun Tarlalı Yemeği çok yiyorlar. Biz onu çocuk yurdundan alıp büyüttük ve her zaman tarlanın gelmesini beklediler. Yemekten sonra öyle bir korkmuş!”
Nebahat çağrıştı ve Sema’nın yüzüne baktığında, bu ilk duygu olduğunu fark etti.
“Bu haberin yoktu,” dedi Sema.
– Evet! Can, cani bir çocuk. Bizidir. Kardeşlerimize yiyip bitirdik. Kafasını toparlaman için hepinize harcadık ama nihayet, ikinci bir kızı çözmek için geldik,” dedi anasının teyzesi.
Nebahat, bir gece değil, sabah saatlerinde Sema’nın küçük oğlunu uyuturken, Can’ı çağırdı.
“Annenin zulüm ettiği bu yüzden öğrenmeyi bıraktı, değil mi?” dedi, geçenleri gözleriyle işaret ederek.
“Anneciğim, onlarla iyi olmayın,” dedi Can. “Bana ev, yemek ve her şeyi verdiler. Daha önce hiçbir zaman böyle yemek yemedim. Hatta sizin yemekleriniz daha lezzetli,” dedi.
“Ve öğrenmek istememiş miydin?” diye sordu Nebahat.
– İstenmezdi,” dedi Can. “Kardeşimi önce okutmalıydım. Artık Sema ve Yunus’a bakmalıyım.
– Anlaşıldı,” dedi Nebahat ve odasına döndü.
Ondan sonra, Can’ın tabağındaki köfte Sema’nınkine eşit oldu. Bir hafta sonra ise Nebahat, esnaf gibi yarım limon yemek yaparken şöyle dedi:
“Can, işi seni alsın. Bilgisayar açma bilir misin?”
– Biliyorum,” dedi sırıtarak.
– Harika. Daha çok zamanın olacak. Bir koşulum var,” dedi.
– Her şeyi kabul ederim,” dedi Can.
– Tekrar okuyup devam etmeyesin,” dedi Nebahat.
Sema anneye sarılıp, “En iyi annem,” dedi.
“Yemekler de daha lezzetli oldu,” dedi Can.
Nebahat omuz silkti ve her şeyin doğal olduğunu düşündü. Hayır, o Can içinden o kadar kötü biri değildi…
“Memnun olsun, üzgün canım.”

Rate article
Lifequest
Kayınçısına Dayanamayan Gelin