Yaz sonu, Eskipazar’da.
Sabahtan beri sis, denizin kıyısındaki otların arasında ince pırıltılar veriyor. Ayşe Hanım, sahil evinin açık korkusunun kıyısına oturmuş, gözlerini denizde kaybolan ilk ışıklara tutuyor. Ne kadar ışık görürse, dalgaların altında durağan bir göl gibi yankılanan bu sade çatılı evin, dört yıldır en güzel yazlarını yaşadığını düşünüyor. Ama bu yaz başka. Son.
— Nene, neden uykusun? — Elif, uyanık gözlerini silerek kapıya yanaşıyor.
— Sisli satarı görekeyım, Nene dediğin. Gelmene okyak, gönül dire iştih galibi.
Elif, hasır sepetini tutup Nene’nin yanına diz çöküyor. On dört yaşında bir kızın inatçı olduğunu bildiği bir konuyu tekrarlayacaktır. Annesiyle babasının işlerini atlatır atlatmaz, yazın sonuna kadar bu sahil evine tatile gelmelerini ister her sabah.
— Nene, memleketteki kararını değiştirme olup? Bu evi satmamak için babamla annemi istersen?
— Neden olup, Nimet değil, deri yaşım yaşlı, iskeletim durmaz hâlde. Yetimdir aylık, çalışanlar işe yaramaz. Ağaçlar zehirli, evin çatısı çökecek.
— Ama biz seni destekleriz, babayla annem…
— Onlar her yaz, revene geldikleri zaman bile cep telefonlarına doymazlar. Bu yıl dahi, sabah durağan yataklarda yatarken, bilgisayarları açtılar.
— Yalan söyleme! Geçen yaz babam tırabzana tutunurdu!
— Tırabzanı tutturdu, demek istiyorsun. Sonra üç gün belini öksürüverdi. Annesi de 어머니 (=annesi) diye gelirdi, karanlıkta kabak toplamaya.
— Ama…
— Ama yok. Bu yaz bizim son yazımız. Anlatamayacağımız bir yaz, ama anlatmayacağız. Her anı ezberliyelim diye.
Nene, elindeki çay bardağını tamir etti. Ev yapımı tatlı çay, Elif’in dilinde yankılanıyordu. Gwen’ın, Turgut’un bordojlarını pencereden ittiği ses duyuldu. Sabahtan beri dolarlarla uğraşan derenin köprüsünü geçerek karşı tarafa geçer.
— Ayşe Hanım! Üç tür domates fideleri getirdim. Sırf sizin isteğinize göre!
— Bunları neyle yetişiceksiniz, evi satıyoruz! dedi Gwen.
— Elif,(“,”! evin bahçesine koşarken, otları emerek hasat etmek. Turgut’un bordosunda çay çalarak anlatmaya çalıştığı sınıfın inşası, Gwen’ın “gerçekten değerli” diye anlattığı o marek sesi, hepsi birbirine karışmıştı.
Geceleri, sahil evine tisa çayı yudumlayan herkes, karıncaya göksel gözlerle bakar olmuştu. Gwen’ın askeri hikâyeleri, Turgut’un hastanede esnaf haline gelen komik anısı, Ayşe Hanım’ın kocasının efsaneleşmiş korsan mutfağı. Sanki her an, o evin duvarlarından birer anı sızıyor gibiydi.
— Al Bakalım! dedi Gwen, Elif’e elindeki çay bardağını verirken. “Bu evin her köşesinde bir olay var. Örneğin, yeğenin babasıyla anasının ilk buluşma anı. Gökyüzü açıksa, biri bahçeye doğru koşar, diğeri ağacın ardında saklanırdı. Sonra…”
Elif’in gözleri onun anlatımına kenetlenmişti. Başta anlattığı minnettar gülümsemesinin ardından, içgüdülerle hissettiği gibi, tarihlerin geçtiği sıraları saymaya başlamıştı.
Geceleyin, sahile inen damarın ardında, Ayşe Hanım, Elif’in yanına oturmuştu. Gökyüzündeki yıldızlar, denizin yansımasında yankılanıyordu.
— Elif, bu evin her köşesinde bir hikâye var. Örneğin, bir zamanlar burada bir ada gözden kaybolmuştu. Yarısı pınar, yarısı da bir ağaç kökü. Binlerce kişi yaşamış, fakat savaş nedeniyle yok olmuş.
— Peki, bizim?
— Sizlerdi. Babanla anan, bu evin bahçesinde tanışmış. Eski bir yol yarışındaydılar. Arabaların farıyla yolum onlara verdi.
Elif, Nene’ye sarılmıştı. Gözleri yaşlanmış, ama yüreği doldurdu.
Son gün, Ayşe Hanım, evin sahibi olacak bir genç ailenin kapıda derenin köprüsünü geçerken, Elif’in elini tuttu. “Bu evin hikâyesi yeni başlıyor, ama siz de asla unutmayacaksınız,” dedi. Genç çift, tarihi bir kutsal olduğunu söyleyerek, masada yer alan nane çayı ve tatlıları aldı.
Ama Nene, o gece火车站’da bir bilet aldı. Elif’i taşımaya karar verdi. “İkimiz bu seyahatle, bir karaköydeki ormanlara gideceğiz. Orada, iskambil kartı kadar küçük bir dağa ulaşabilirsin,” dedi.
Elif, Nene’ye sarılırken, “Bu yazı silmektense, unutmayacağım,” dedi. çünkü, evlerin duvarları sadece taşlardan değil, anılardan inşasır.ездым
Elif, Nene’nin elini sıktığında, denizden esen rüzgâr, sahil evinin son nefesini birlikte alıp, yeasti; çünkü evetlerin duvarları toprakta kalırsa da, kalplerindeki hikâyeler, yeni bir yolculukla, ormanların arasına dökülen ay ışığında sonsuza kadar hâlâ yankılanacaktı.




