Eve, kızı için acımak
— Babacım, neden bu şekilde etiyorsun varlık?! Annemle birlikte Avrupa’da mı yaşayacağız yoksa sokakta mı? — Zeynep koltuğundan sıçradı, sinirden yüzü kızarmaya başladı.
— Kızım, allah aşkına. Sokakta değil, ev alacağım. İlk ödeme yaparım, — Mehmet Bülent sakin bir sesle konuşmaya çalıştı ama kızı kulak asmadı.
— İlk ödeme! Babacım, şu günlerde ev ne kadar kâr ettiğini biliyor musun? Ahti it Mehmet babacım, Emir’i o eve ücretsiz mi vereceksin, prensesliğini mi?
— O benim oğlum, Zeynep.
— Ben de kızın değil miyim? — Zeynep’in sesi titredi. — Otuz yıldır senin kızmışım, birden evet artık değil?
Mehmet Bülent yorgun bir şekilde iç geçirerek oturdu. Bu konuşmalar bu hafta üçüncü defa tekrarlıyordu. Her seferinde aynı. Sızlanmalar, göz yaşları, suçlamalar.
— Zeynep, anlayacağını biliyorum. Emir ile ailesi bir odayla sığınıyor. Üçüncü çocuk üzerinde. Sen ve Erkan ise üç odayınız var.
— Kiraya! — Zeynep kesildi.
— Ama en azından bir oda değil mi? Her şeyi reddetmiyorum. Sadece… Ev yaşıyordu. Elimdeki taşları bir bir sıralamıştım, Emir’e bırakacaktım.
— Ama sen beni hastanlıkta nasıl yardımıma koyuldun? Her gün Avrupa’dan geliyordum, onlar çay içerken ben bira içmemeliydim! Emir neredeydi? Ank’le işe?
Mehmet Bülent, gözünü ovuşturdu. Emir’i işe göndermek zorunlu değildi. Son beş yıldır iki işte emek harcıyor, ailesini besiyordu. Kız ise… Zeynep, hastalığı sırasında ona yardım etmişti elbette. Ama o İstanbul’da oturuyor, Ankara’ya değil.
— Kızım, ev hep oğluma aittir. Bu karar annen ve benimle sen doğmadan beri alınmıştı.
— Aman anası! — Zeynep acıyla gülümsedi. — Anası böyle bir haksızlık yapmazdı.
— Aksine. Anam Emir’in ev olacağını biliyordu. Sana da ev alımına yardım etmiştik.
— Annem on yıldır vefat etti! — Zeynep’in gözlerinden yaşlar dökülüyordu. — Sen ise… sen sadece kendine aklı kurmaya çalışıyorsun! Bir çay bile vermedin!
Odada Zeynep’in on yaşındaki oğlu Nasır ortaya çıktı. Annesine ve sustu babasına korkuyla baktı.
— Annecik, niçin kırınıyorsun?
Zeynep ani şekilde dönüp usulde seslendi:
— Odaya git Nasır. İnsanlar konuşuyor.
Kız çocuk bir an durdu ama itaat etti. Zeynep ağır ağır koltuğa yığıldı.
— Babacım, anladım. Sen her zaman Emir’i daha çok sevindin. Her zamanki gibi en iyisini o alırken ben kalan kalçaya geçiyordum. Ayrılırken de adalet istememe kimsenin hakkını vermeyesin. Jüris alınır. Ben de benim payımı alırım, diğeri ne olursa olsun.
Mehmet Bülent ürperdi. Kızı bugün jüriden söz etmişti ilk defa.
— Zeynep, bu nasıl… Hâlâ yaşıyorum. Ne jüri?
— Emir ile birlikte evi size götürmeni mi? Dün konuşmuştum. Emir biraz tutulmuştu. Hediye ev mi?
Mehmet Bülent sustu. Gerçekten bir ay önce evi Emir’e hediye etmişti. Otel yazısı imzalamıştı. Zeynep’in ismini geçirmemişti. Koyunu kovmuyordu ama bir yandan da köylü olmamaya çalışıyordu.
— Ben herşeyi düşünüp yapayım dedim. Size ev alırım sözlerini veriyorum. Ama ev Emir’ink.
Zeynep birden kalktı.
— Ah be! — Sözünü tamamlayamadan çantasını alarak salondan çıktı. — Nasır! Hemen gidelim!
Nasır bir dakika sonra içeri girdi, babasına utançla gülümsedi.
— Annemi kırmayın, dedek. Yorgun.
Mehmet Bülent güçlükle gülümsedi ama elini oğlunun kafasına koydu.
— Git, anneni bekletme.
Salon kapısından duydukları seslerdeki eşik açıldı. Nasır’ın dedesi pencereye gitti. Zeynep, elinde çocuğuyla cips gibi yürüyordu. Kapının önünde bir an durdu, babası yine sevdiği gözlenmeye fark etmiş gibi döndü ama yine eşiğe sertçe vurdu.
Mehmet Bülent, hüzünle kum tomurcukları gibi gözlemeye başladı. Aşkına, Zeynep haklı mı? O ona gerçek Bülentler miydi? Çocuklar birbirine eşit olmalı, ama taşlar… Taşlar her zaman küçüklerin elinde miydi? Gitmek için buradan.
Telefonla çaldı. Emir.
— Baba, nasılsın? — Zeynep’in erkek kardeşi neşeliydi. — Cuma günü gelmiştik. Burcu yarım masa hediyesi aldı, çocuklarını da hazırladı.
— Evet, oğlum, iyi misin. Seni bekliyorum.
— Zeynep gelecek mi? Söylemiştin.
— Geldi… — Mehmet Bülent tereddüt etti. — Fakat iyi anlatmadı.
— Ben de biliyordum! — Emir’in sesinde sinirden ses yükseldi. — Onun harika hüzmesi var. Ne tekdüzelir, ne kangren. Aman babacım, yine bir cadı gibi?
— Emir Bülent, sesten öyle deme. Ona da zor. Erkan diğer kızla anlayış yok, para daima eksik…
— Kime Gitmek? — Emir kırdı. — Ben de bir yüzük değil. Her gün daha ağır işlerde çalışırım. Kendi için değil, ailem için!
— Zeynep de çalışır, — özenle söz verdi ama emlak satışları.
— Üç gün kitap kütüğü mi? Evet, ama… Aman babacım, sen en çok önemli olanı hak ediyorsun. Zeynep’in imzaları olmazdı, ben onunla uyuyorum.
Mehmet Bülent usulde kıkırdadı. Bu son yıllarda babacığın yardımı sayesinde sadece bir mektup verilip, bir de tam bir onlar çay içerdi. Ama Emir’i gerçekten zor dönemler geçiriyordu, eşi, küçük oğulları, üçüncü çocuk, ağır iş.
— Tabii, oğlum. Biliyorum.
Konuşmadan sonra kalbin zaferi daha da ağıra etti. Mehmet Bülent yavaşça mutfakta çayını pişirdi. Eski evi her yukarıdan iniliyordu. Wit eleştiriyordu. Hırsız bir çay demleme. Eski zamanların peteği geçmeye başlamıştı.
Cep telefonu bundan sonra Zeynep’ten aldı.
— Baba, — sesi schlepaydı, — affedersin. Aşırıya gittim.
— Karım, köpeğin dişleri.
— Yani değil. Ben asıl problemin farkına varamadım. Sadece… sadece sızım. Bilirsin, her zaman senin, Emir’le eşit hissettiğimi. Ama şimdi farkettim ki bu gerçek değil.
— Kızım, her ikisiniz de benim çocuğum, aynı şekilde seviyorum. Ama ev… ev her zamanki gibi Emir’in olacaktı. Güvenli bir gelenek.
— Gelenek, — Zeynep, tonunun yansımasını çaldı. — Bilirsin, şu zamanlar nelerin geçtiği? Sadece hâlâ gelenek mi? Eşitlik olmaz mı?
Mehmet Bülent cevabında karamsar bir hata yaptı. Zeynep sustu.
— Baba, düşündüm, jüriye gitmeyeceğim. Olay saçmalıktır. Biz bir aileyiz. Ama artık geldiğimde değil. Ağır bir kırık.
— Zeynepçim, ne doğru…
— Hayır, babacım. Her şeyi kararlaştırdım. Nasır’ı görebileceğini düşünebilirsin, biriyle çok yarlıysa. Ama ben… ben gelmeyeceğim daha.
Mehmet Bülent gözlerinden bir gözyaşı geliyordu.
— Kızım, anlayacaksın.
— Güle güle, babacım.
Telefonda yankı yankı yankı yankı yankı yankı yankı yankı yankı. Mehmet Bülent uzunca bir süre hareketsiz oturdu. Ailelik yankı yankı yankı silinmiş. Çaylar履职.
Önceki günler Crimea inşaat dedikleri işlerle geçti. Emir ailesini getirtti. Yeni bir gürültü, çocuklar, kargaşalar. Yeni Gelin Burcu kargarmıya şöhretle başlamıştı. Emir taşıyordu, saçlarını dövüyor, küçük bir oda hazırlamıştı. 5 yaşındaki Emre ve 3 yaşındaki Ela, evi gezinmekle meşgul.
Mehmet Bülent Bülent eski oda alındı. Burcu ona bir konfor odası hazırladı: rahat bir sandalye, yeni perde, ortopedik bir yatak.
— Baba, siz yeterli alan eksik mi? — Emir’in karısı soruyordu. Zeynep’in eşine olan tutumudur. — Belki bir tezgâh ?.
— Hayır, hayır, yeterli. — Elden bir şeyi bulamaz.
Akşamları bir araya gelirlerdi. Burcu yemek pişirirdi, Emir gelece诳e imzaları vardı. Emir, bir odayı, bir çatıyı, bir sistem.
— Babacım, sizin buraya çok şanslısınız, — gülümseyerek Emir dedi. — Hele benim meslekde olur.
Mehmet Bülent başıyla onayladı ama aklındaki sonuçlar bir başkasıydı. Nasır ve Zeynep neredeydi, onlar? Kızı onlarla temas kurmuyordu, o aramalarda da sevgisizce cevap veriyordu.
Bir akşam, çocuklar uyumaya gittiğinde, Burcu banyodan geri döndü, Mehmet Bülent konuşmaya karar verdi.
— Emir, Zeynep’i düşünüyorum.
Oğlunun gözleri silecek gibi oldu.
— Ne onunla? Yeniden dolar mı?
— Hayır. Sakin… Bu her zaman doğru mu? Ayrılırken bu evin payı?
Emir gazetesini koyarak düşündü.
— Babacım, bir gelenek var. Ev her zaman erkek soyundan geçerdi. Size askımdı. Aşağı yukarı.
— Kızım da bir ailesi var, — Mehmet Bülent sadece sordu.
— Aile? Zeynep’in alkolik Erkan ile sadece bir oğlu var. Ama onlar bir evde zorlayıcı. Biz ise üç çocukla yeni bir ev kazandık.
— Ama bu evi paylaşabilirizdi. Araziyi bölerdik…
— Babacım, — Emir,Otoriteyle, — her şey kararlaştırıldı. Zeynep sadece kıskandı. O tarihlerde sana on yıldır otomobil vermeyi düşündüğüne dair bir taşma almayla ilgileniyordu.
Mehmet Bülent uzun uzun iç geçti. Emir’in sözlerinde bir gerçeklik var. Zeynep sadece, ucuz bir dairede kalıyordu. Ama bu onun hatası mıydı? Onlar da çocuklarını bu şekilde yetiştirmemiş miydi?
— Ayrıca, — Emir ekledi, — onu diğeri biriyle çok zorlıyor. Erkan açıktan biriyle birlikte.
Mehmet Bülent tekrar iç geçti. Burcu odaya girdi.
— Ne konuşuluddle, adamlar?
— Baba, Emir’in dedikleriyle ilgileniyordu.
— Baba, düşünmeyeceksin. Her şey doğru. Zeynep zamanla anlayacak. Biz sizin için daimi olarak emin olacağız.
Mehmet Bülent gülümsedi. Burcu, harika bir kadın, çok iyi. Emir’e pek şans var.
Hayat kendi gidişiyle başlamıştı. Mehmet Bülent çocuklara baktı, bahçesinde çalışıyor, Emir, Burcu ile evi yapmaya çalıştı. Zeynep hakkında düşünmeyi bırakmadı.
Bir sabah, Emir işe gitmişken, Nasır kapımı çaldı.
— Babacım, merhaba! — Çocuk koşarak babasını emmeye çalıştı. — SSD!
— Nasır, sevgili! — Babası çok sevinip kavuştular. — Ne kadar büyümüşsün bu üç ayda!
— Tam iki santim! — Meyin yok gibiydi. — Ayrıca sınıf başkanı. Notlarımı gösterebilirim.
— Tabii, memnuniyet.
Nasır çayla печенье yaparkenstorybook anlatıyordu. Mehmet Bülent her harfiyle履职.
— Zeynep Nasır, nasılsın?
Nasır birden sustu.
— Anacım üzgün. Sık sık görmedüğüm zaman gözyaşı. Babasıyla kavga ediyor.
— Ne kadar?
— Hep. Babası Anacım gülüp gülümemez, ama Anacımdan öyle. — Nasır yine sustu. — Kimse bizi sevmez diyorlar. Anacımdan bize bir şehirde yaşamak zorunda.
Mehmet Bülent kalbini biraz daha sıkıştırıyordu. Zeynep nerede? Nasır’ı da alıp götürmek isterdi.
— Babacım, Anacımdan kovarak gidecekler mi? — Nasır bir anda sorarak, uzaklara çekilebilir.
— Nereye?
— Bilmiyorum. Anacım bir iş buldu. Kitapsever dünyanın kapanması için, ama bizde çok para yok…
— Erkan melasına da gidecek misin?
Nasır başını salladı.
— Hayır. Babası burada kalacak. Bu yüzden ayrıldılar.
Bu, Mehmet Bülent dede kavgasını yeniden düşünmesi için bir vurdu. Zeynep buradan oldukça离开了. Nasır’ı almayı düşünmüştü.
Akşam, birlikte yemek yiyorlar. Mehmet Bülent sessizleşmişti. Burcu ve Emir planlarını konuşarak, çocuklar yığın yığın. Oysa onun aklında Nasır’ın sözleri dönüyordu.
Akşam, birlikte yemek yiyorlar. Mehmet Bülent sessizleşmişti. Burcu ve Emir planlarını konuşarak, çocuklar yığın yığın. Oysa onun aklında Nasır’ın sözleri dönüyordu.
Nihayet, Nasır uykuya gittiğinde, Mehmet Bülent tekrar Emir’i aradı.
— Oğlum, konuşmalım.
Emir TV ekranından kaşlarını çattı.
— Ne oldu?
— Zeynep Emir’i sunulmuyor, şeker. Yeni bir şehre gidecek.
— Vah bin il. Derdi olur, Erkan’ın kafasında artı! Kelimesi biriyle.
— O değil. Kızım biriyle olduğuna üzülüyor. Ona yardımcı olmak istiyorum.
— Nasıl?
— Evi satacağım.
Emir koltuğundan fırladı.
— Ne? Ne demek? Deli mi oldun, babacım! Evin senin! Hediye!
— Evin senin değil. Hukukta olduğunu sordu. Sileceğim.
— Babacım, sen… — Emir, üstür腯. — Bu nedeni? Bizden ne olacak? Çocuklar tekrar odayla mı mı mediante?
— Hayır, sadece. İkisi ev alacağız. Ailenize, diğer Yılan ve Nasır’a. Param yok, ama bir tek adım kararlıyım.
— Sen… — Emir kafasını sıktı. — Bu Zeynep’in ! Onu zorluyor! Evet mı mı mı? Sızlanıyor?
— Hayır, sadece Nasır. Böyle bir şey. Dedim ki, Anacımdan çok mutsuz. Gidecekler diyor. Bana cep telefonunu birlikte görmek istermisin?
— Babacım, biliyorsun. Kimsenin Emir’den bir hartası yok. Kimse Nasır’ı gelip görmeyecek.
— Hayır, Elif’i güzel bir aile olarak düşünüyorum. Ben başka biri olarak düşünüyor. Nasır’ı göremezsem.
— Babacım, sadece. Para yok ya…
— Ev, sınırlar, çocuklara eşitlik. Bunlar bizim aileden. Ailemizden biri olmamalı.
Burcu koridordan girdi.
— Emir, ama babanın hakkı var. Elif’in daha çok zorlu halleri vardır. Sizin gibi destek. Ama nasıldır…
— Böyle değil. Biz uzun süredir bu evi inşaat dedik! Ne yapacağız?
— Bu bir bireysel yardım, değil bir köpek için. Elif’in küçük kızına. Emir, düşün, eğer olsaydın sadece kızına değil, sadece babanın elinden yardım alırsınız.
Emir uzunca bir süre düşündü. Sonra hüzünle iç geçti.
— Tanrılar, istiyorsanız. Vallahi. Sonradan mağazam!
Mehmet Bülent Emir’e elini koyarak:
— Teşekkür ederim, oğlum. Anladığın için. Benim sendirim.
Ertesi gün Zeynep’ten aradı.
— Elif, söyleştirelim. Bu önemli.
— Babacım, meşgulüsem. Neden…?
— Ev sattı. Gece altı gel.
Zeynep doğru saate geldi. Burnu çökmüş, teni solgundu. Emir ve Burcu da eve gelmişlerdi. Yorgan soğumuş, oturuyorlar.
— Gel, kızım, — Mehmet Bülent onu içeri aldı. — Otur. Sohbetin ağır olacak.
Zeynep kuşkuyla oturdu. Emir’i aradı, annesi de.
— Evi satacağım. — Mehmet Bülent dedi. — Herkes indirip iki ev almaya çalışacağız. Birincisi Emir için, diğeri sizin için.
Zeynep o işi duyunca dondu.
— Ne? Ama… Emir… Hediye?
— Hediye iptal edilecek. — Mehmet Bülent soğuk bir şekilde açıkladı. — Emir onayladı.
Zeynep emir’i baktı. Emir usulce başını salladı.
— Neden? — Zeynep tereddütlü olarak sordu.
— Çünkü ikisi de benim çocuğumdur. Seçmem mümkün değil.
Zeynep ellerini yüzüne koydu. Gözleri titredi. Burcu onu kucakladı.
— Her şey iyi olacak, Elif. İçi daimi olarak. Birlikte.
Mehmet Bülent çocuklarını seyretti, yüreğinde uzun süredir süren bu kırık yavaşça kayboldu. Karar alındı. Tek bir gerçek yolda.
Yazın, eski ev satıldı. Yerine iki ev imal edildi: üç oda Emir için ve iki oda Zeynep için. Mehmet Bülent, kızına taşındı. Zeynep, bir okulda hizmete koydu, çok hızlı bir şekilde adapte oldu.
Bir yaz da, tatile gittiler. Mehmet Bülent, havanın içinde Emir ve Burcu ile voleybol oynarken, Nasır, Emre ve Ela ile sulara girmeyi düşündü. Aile güçleri toplanmış, birlikte. Babasının kalbini dolduran tek birşeydi — aile.
Oğula Miras, Kızı Kırgınlık




