Gece saatlerinde telefon çaldı. Alırken yorgunumdu, ama sesim yine açıktı. Telefondan gelen, annem Aylin’in sesiydi.
– Annem, benim Aylin. Yardım edebilir misin? Cemal bana korkmuş, evden kovdu. Yarın sabah babayla birlikte gelip sizin evde kalmam gerekiyor.
– Aylin, senden sırf evin varsa bir dayak yemekle kalmıyor. Ailenizden hepsi öldü, seni bir yere ulaştırabilecek başkası yok.
– Annem ne dedin sen? Ev çok değil mi? Benim hala onda bir bölümü var. Orada yaşamak hakkımda öyle gerçeklere sahip değil misiniz?
– Orada senin payın olmaz. Ev Tuba’ya ait oldu. Onlarla yaşadığımız için seni ne annem ne baban tanımıyor. Bir daha asla gelme.
Konuşmamı bitirdikten sonra pencereden dışarıya baktım. Yine aynı gece, ilk kez bu evin sahibi olarak bu arabayı kırmızı ışıkta beklerken kafamda döndüğüm телефон çalmasıydı.
O gün sabahın ilk ışığında telefonun çalması korkunçtu. Yatağımdan fırladım, enerjim birden boşalıverdi.
– Selam?
Uydurmasız bir nefes alışı geldi.
– Merhaba, Hayrunisa. Bu sen misin?
– Evet.
– Hayrunisa, bu acil bir arama. Bugün yataktan kalkmayacak olursam, Lale’yle ne olacağını düşünebilir misin? Ona lütfen bakın. Lütfen, beni bir daha unutmayın.
Kız kardeşim Zeynep her zaman tuhaf, hayalperest ve kafasına göre yaşayan biri olmuştu. Ama o gün sandık ki küfretmiş.
Elif’in durumu yıllardır sekteye uğramıştı. Ama kimsenin bilmediği içindeki ağrılarla ona yardım ederdim. Kanser teşhisi onun sonundu. Körfez’deki hastaneye抢险 edilmesi gerekiyordu. Zeynep’i bir daha rahatsız etmek istemiyordu. Biz de onun sık sık yardımıne olan kızkardeşiydik.
– Hayrunisa, ameliyattan sonraki sonuç garanti altına alınamaz. Lütfen Lale’yi kollayın.
Hiç beklenmeden yaşıyorduk bu sahneyi. Ameliyatın beş saat süreceğini söylediklerinde, Lale’yle koridorda oturdum. Çocuk, annesinin göğüs ağrısına sahip olduğunu düşünüyordu.
– Annem acı çekecek mi?
– Hayır, acı hissetmeyecektir. Uyku içecekleri altına koyacaklar.
Dört saat sonra cerrah bize öğrendi. Zeynep bu dünyayı harman karakteriyle terk etmişti. Lale’yi benim eve getirdik. Oğlanı, odamı vererek kabul etmem gerektiğini söyledi. Aylin kızmaya başladı. Evet, Aylin’le Lale aynı odada oymasını sevmezdi. Onu kovmaya başladı.
Durum gelişmeden, biz Lale için odamızı verip koridora çekildik. Zeynep’in kimlik kartımda babası kimliğimizi bir türlü elde edemedik. Artık hem Aylin hem Lale bizim için kızımsa yarar.
Zaman geçti. Aylin üniversiteden mezun oldu, boylu baskın bir adamla evlendi. Dedim ki, bu adam bir bankacılık konusunda bilgili değil ama kendi şirinesini dökecekti. Evlenmeden hemen emniyetli şekilde kovdu.
– Annem, Tuba’yla tanışmamak istiyorum. Onu göremem.
– Aylin, bu tarz bir şey olmaz. Onlar hem evladın hem ben. Ona daveti hiçe saymak da bize kötülük demektir.
– İstemiyorum! Onun evinde olmam, sadece onu istememek yeterli.
– O zaman biz de gitmeyeceğiz.
Onu kaybetmiştim. Ama sonunda denizin kıyısında bir oteldeydi.
On beş gün kadar sonra Tuba’yla birlikte otelimizdeyiz. Babam Ali, o günden sonra biraz düşürülmüştu. Bir ilacın iki bin lirayla alınamayacağını öğrendik. Yine Aylin’e gelip yardım etmeye karar verme vakti geldi. Telephone her zamanki gibi rakipler arasında Aylin’i aradık.
– Aylin, oğlanın uzun zamandır sağlıksızdır. O ilacın maliyeti çok yüksek. Yardım edersin mi?
– Annem dur, bizim şu anda herhangi bir araba veriyordu. Ona baskı yapmak zorunda değilim.
– Ne demek istiyorsun? Babam bu ilacı alsın, seni kovmazlar. Zorlama.
– Arkadaşıma on bin lira daha fazla vermesini istedim. Yoksa ona yardımcı olamayız.
Aceleci bir mendil taklasıyla telefonu bıraktım. Tuba bana yardım etti.
– Hani annem, evin satılıp babanın sağlığına yardımcı olursak ne dersin?
– Evet. Katılıyorum.
Ev satıldı. Farmasötik firmamıza ilacı almak için para gönderdik. Ali kurtuldu. Gelişmiş bir evdeyiştik.
Birkaç sene sonra Tuba da boylu baskın bir adamla evlendi. Orada yaşadık. Ocak sonunda bu sokakta annem ve babam her zaman bize gelip oturuyordu. Sadece birbirimize destek oluyorduk.
Hepimizde bu dersi öğrendik: Senin ailen kimse yapmayı seçtiğin insandır.




