**Bahçeden Kovulan Anne**
Ayşe Hanım, belinin ağrısına rağmen dalındaki elmalara uzandı. Bu yıl ağaçlar bereketliydi, toplamazsa olmazdı. Sarı elmalar iri, kokulu ve hafif mayhoştu. Tam damadı Emre’nin sevdiği reçel için, torunu Elif de hafta sonu geldiğinde elmalı kekin tadına varacaktı.
“Anne, yine merdivenle mi uğraşıyorsun?” Arkasından gelen ses, Ayşe Hanım’ı ürküttü. Kızı Sevgi, ellerini kalçasına dayamış, bahçe yolunda duruyordu. Tertemiz beyaz bluzu ve özenle taranmış saçlarıyla, domates fideleri ve maydanozların arasında yabancı gibi duruyordu.
“Canım, yavaş yavaş yapıyorum,” diye gülümsedi Ayşe Hanım, merdivenden inerken. “Sizi niye yorayım? Zaten işiniz başınızdan aşkın.”
“Aynen öyle,” diye onayladı Sevgi, elmaları annesinin elinden aldı. “Emre üç gündür evrak peşinde, ben de müşterilerle telefonda boğuşuyorum. Sen de tepelere tırmanıyorsun. Düşersen ne yaparız? Hastanelere koşturmaya vaktim yok, anne!”
Ayşe Hanım sustu. Ne diyebilirdi ki? Çocukları büyümüştü, kendi hayatları vardı. Sevgi ile damadı küçük bir inşaat malzemesi dükkânı işletiyorlardı. Telefon, toplantı derken, anneye vakit mi kalırdı?
“Anne, ciddi konuşmamız lazım,” dedi Sevgi, elmaları verandaya bırakıp geri döndü. “Gel, oturalım.”
Ayşe Hanım’ın yüreği burkuldu. Bu tonu iyi biliyordu—kızı bir karar verdiğinde böyle konuşurdu.
Eski kiraz ağacının altındaki banka oturdular. Ayşe Hanım yıllar önce bu bankayı kendi boyamıştı. Şimdi boyası dökülüyordu, ama tamir etmeye fırsat bulamamıştı. Belki de artık hiç bulamayacaktı.
“Anne, ikinci mağazayı açma planımızı hatırlıyor musun?” diye başladı Sevgi, gözleri elma ağaçlarının ötesinde.
“Tabii hatırlıyorum,” diye onayladı Ayşe Hanım. “Şehrin öbür ucunda.”
“Evet. Ve her şey yolunda gidiyor. Kredi onaylandı, yer bulduk. Ama başlangıç için ek paraya ihtiyacımız var.”
Ayşe Hanım gerildi. Biriken azıcık parası vardı, “kötü gün” için, ama kızı istese hiç düşünmeden verirdi.
“Sevgili kızım, paraya ihtiyacın varsa—”
“Yok anne, mesele o değil,” diye kesti Sevgi. “Bahçeyi satmaya karar verdik.”
“Ne?” Ayşe Hanım kulaklarına inanamadı. “Hangi bahçeyi?”
“Bu bahçe, anne.” Sevgi etrafı gösterdi. “Komşu Kadir Bey uzun zamandır genişlemek istiyormuş, iyi bir fiyat teklif etti. Bize de acilen lazım.”
Ayşe Hanım’ın başı döndü. Bahçeyi satmak mı? Nasıl olurdu? Burası ailenin yuvasıydı. Kocası Mustafa bu evi taş taş kendisi yapmış, ağaçları dikmişti. Sevgi burada büyümüş, ilk domatesini bu toprakta yetiştirmişti. Otuz yıl yazları burada geçirmişlerdi, Mustafa vefat edince de bahardan sonbahara kadar burada yaşamaya başlamıştı.
“Peki ya ben?” diye fısıldadı. “Nereye gideceğim?”
“Anne, bu yaşta tek başına bahçeyle uğraşman zor,” dedi Sevgi, elini omzuna koyarak. “Ev bakımı da ağır, bahçe bakımsız kaldı. Bizim de sürekli tamir için gelmemiz mümkün değil. Şehirde düzgün bir dairen var, sıcak, temiz. Sokak ortasında bırakmıyoruz seni.”
“Ama ben apartmana gitmek istemiyorum,” dedi Ayşe Hanım, gözleri dolarken. “Sevgicim, burası benim evim. Çiçeklerim var, komşularımla çay içtiğim günler… Nasıl olur?”
“Anne, bu tartışmaya açık değil,” diye sertleşti Sevgi. “Karar verildi. Kadir Bey iyi para veriyor, anlaştık. İki haftan var eşyaları toplamak için. İstediklerini daireye götürürsün, gerisini… hallederiz.”
“İki hafta mı?” Ayşe Hanım şaşkındı. “Bu kadar çabuk mu?”
“Uzatmanın anlamı yok,” diye kesti Sevgi. “Bir de anne, bahçe zaten benim ve Emre’nin üstüne. Hatırlarsın, baba yıllar önce devretmişti, miras işleriyle uğraşmayalım diye.”
Evet, hatırlıyordu. Mustafa ısrar etmişti: “Sağlığımız yerindeyken halledelim, sonra resmi işler zorlaşır.” O da kabul etmişti. Ama nasıl düşünebilirdi ki, kendi kızı onu elleriyle yaptıkları evden çıkaracak?
“Anne, bana öyle bakma,” dedi Sevgi ayağa kalkarak. “Keyfimizden yapmıyoruz. Ya iş büyüyecek ya da batacak. Başka seçenek yok. Bahçe? Toprak parçası işte. Sen de hep sırtım ağrıyor diyordun zaten.”
“Şefkatle söylerdim,” diye fısıldadı Ayşe Hanım.
O gece uyuyamadı. Yatakta, Mustafa’nın kendi elleriyle kapladığı tavana bakarak düşündü. Her şeyi geride bırakacaktı. Sevgi beş yaşındayken diktikleri elma ağaçlarını, komşu çocuklarının çaldığı çilekleri, yaz akşamları arkadaşlarıyla içtiği çayları…
Sabah Emre geldi, kutular ve çöp torbalarıyla.
“Ayşe Hanım, eşyalarınızı toplamaya yardım edeyim,” dedi, gözlerini kaçırarak. “Neyi şehre götüreceksiniz?”
“Geriye ne kalacak?” diye sordu Ayşe Hanım. “Kime, Emre? Kadir Bey’e mi? Onun işine yaramaz. Evi yıkıp arsayı genişletecek.”
“Bazı şeyleri atabiliriz,” diye duraksadı Emre. “Eski mobilyalar, eşyalar… Sevgi dedi ki, şehirde yenilerini alırsınız.”
“Hangi parayla?” diye sormak istedi, ama sustu. EmBir hafta sonra Kadir Bey kapısını çaldı ve ona bir teklifle geldi: “Ayşe Hanım, yarısını alayım, siz burada yaşamaya devam edin,” dedi, ve Ayşe Hanım artık kendi evinde, yalnız değil, komşularıyla çay içerek hayatın küçük mutluluklarını yaşamaya devam etti.




