Kapı anahtarının sesiyle içeri süzüldüm. Koridor karanlıktı, mutfaktan sızan ince bir ışık şeridi dışında. Anneannemle dedem yine uyumamıştı. Son zamanlarda bu bir alışkanlık haline gelmişti – kapalı kapı ardındaki uzun gece sohbetleri. Genellikle fısıltı halinde, bazen de yükselen tartışmalara dönüşen…
Ayakkabılarımı çıkardım, çantamı girişteki sehpaya bıraktım ve sessizce odama ilerledim. Neden geç kaldığımı açıklamak istemiyordum, oysa geçerli bir sebebim vardı – işteki proje bir türlü yoluna girmiyordu.
Duvardan gelen sesler netleşmeye başladı:
“Hayır Hüseyin, artık böyle devam edemem,” dedi anneannem. Sesindeki gerginlik belirgindi. “Geçen ay söz vermiştin.”
“Fatma, anlasana, şimdi sırası değil,” dedi dedem savunmaya geçercesine.
İçimi çektim. Son zamanlarda sürekli bir şeyler tartışıyorlardı, ama yanımda her şey yolundaymış gibi davranıyorlardı. Altmış yaşlarını aşmışlardı, ben de uzun zamandır yetişkin bir kadındım, yine de aralarındaki bu gerilimi hissetmek hoş değildi.
Pijamalarımı giyip yatağa uzandım ama uyku bir türlü gelmedi. Kardeşim Murat başka bir şehirde yaşıyordu ve nadiren geliyordu. Eğer ayrılmaya karar verirlerse ne olacaktı? Bu ev kime kalacaktı? Ve neden benden bu sorunları saklıyorlardı?
Sesler kesilmiyordu. Yatağın yanındaki sehpadan kulaklıklarımı alıp müzikle bu sırları bastırmak istedim. Elim telefonuma çarptı ve yere düştü. Telefonu alırken yanlışlıkla ses kaydı uygulamasını açtım. Parmaklarım ekranın üzerinde havada asılı kaldı.
Ya… konuşmalarını kaydetseydim? Sadece neler olduğunu anlamak için, tahmin etmek yerine. Çünkü direkt sorsam, büyük ihtimalle geçiştirirlerdi.
Vicdanım sızladı. Dinlemek doğru değildi, hele kaydetmek hiç. Ama öte yandan, onlar benim ailemdi. Ciddi bir şey varsa, bilmeye hakkım vardı.
Karar verdim ve telefonu duvara yakın bir yere koyup kaydı başlattım.
Sabah işe hazırlanırken ikisinin de yorgun göründüğünü fark ettim. Kahvaltıda neredeyse hiç konuşmadılar.
“Dün geç geldin,” dedi anneannem çay doldururken. “Yine işte mi kaldın?”
“Evet, projeyi yetiştirmeye çalışıyorduk,” diye başımı salladım. “Siz niye uyumadınız?”
“Öyle işte, film izliyorduk,” diyerek geçiştirdi, ama bana bile bakmadı.
Dedem gazeteye gömülmüş, ilgileniyormuş gibi yapıyordu.
“Bu akşam yemeğe gelmeyin,” dedi gözlerini bile kaldırmadan. “Müşteri toplantısı var, geç kalabilirim.”
Anneannem dudaklarını büktü ama ses çıkarmadı.
İşe giderken kaydı dinleme isteğine direndim. Metrobüste çok kalabalıktı ve bir tuhaf hissettim. Akşama bırakmaya karar verdim.
Gün bitmek bilmiyordu. Sonunda eve döndüğümde anneannemin evde olmadığını gördüm – notta bir arkadaşına gittiğini yazıyordu. Dedem de söylediği gibi işte kalmıştı. Mükemmel fırsattı.
Kanepeye bacaklarımı toplayıp battaniyeyi üstüme çektim ve kaydı oynattım.
Önce kırık dökük kelimeler duydum, sonra sesler netleşti.
“…Ayşe’ye söyleyecek miyiz?” dedi dedemin endişeli sesi.
“Bilmiyorum,” diye iç çekti anneannem. “Anlamayacak diye korkuyorum. Üstelik bunca yıl geçti.”
“Ama bilmeye hakkı var.”
“Tabii ki var, ama bunca yıl neden sessiz kaldığımızı nasıl açıklayacağız?”
Donup kaldım. Neydi bu? Benden ne saklıyorlardı?
“Başladığımız günleri hatırlıyor musun?” diye sordu dedem, sesinde bir gülümseme vardı.
“Elbette,” diye güldü anneannem. “Geçici sanmıştım, meğer ömür boyuymuş.”
“Ama ne hayat oldu,” diye mırıldandı dedem. “Zor zamanlar da oldu tabii.”
“Özellikle Ayşe doğduktan sonra.”
Yüreğime bir ağrı saplandı. “Özellikle” ne demekti? İstenmeyen bir çocuk muydum?
“Ama başardık,” diye devam etti dedem. “Ve harika bir insan oldu.”
“Evet,” dedi anneannem gururla, biraz rahatladım. “Ama şimdi ne yapacağımıza karar vermeliyiz. Bu çifte hayata dayanamıyorum artık Hüseyin.”
Çifte hayat? Donakaldım. Birinin bir ilişkisi mi vardı? Yoksa ikisi de… Bu düşünce midemi bulandırdı.
“Fatma, Murat’ın gelmesini bekleyelim. Tüm aile beraber konuşalım.”
“Peki,” diye kabul etti anneannem. “Ama sonrasında erteleme yok. Ya her şeyi değiştireceğiz ya da… bilmiyorum.”
Kayıp aniden kesildi – ya mutfaktan ayrılmışlardı ya da telefon kaydı durmuştu.
Şok olmuştum. Aileme ne oluyordu? Neden çifte hayat yaşıyorlardı? Neden Murat’ın gelmesini bekliyorlardı?
Binlerce soru, hiç cevap yoktu. Bir konuşma daha mı kaydetmeliydim? Ama bu çok ileri olurdu. Zaten yaptığımdan utanıyordum. En iyisi Murat’la konuşmaktı. Belki o daha fazlasını biliyordu.
Karar verdim: Ertesi gün Murat’ı arayacak, hafta sonu da teyzem Neriman’ı ziyaret edecektim.
Murat bütün gün telefonuma cevap vermedi, akşama doğru aradı.
“Ayşe, merhaba! Kusura bakma, şantiyedeydim, telefon arabada kalmış,” dedi her zamanki neşeli tonuyla.
“Murat, ne zaman geliyorsun?” diye sordum direkt.
“Cumartesi gelecektim, neden?”
“Öyle işte… seni bekliyorlar. Son zamanlarda çok tuhaf davranıyorlar.”
“Nasıl tuhaf?” dedi tedirgin bir şek”Sabah erkenden yola çıktık, arabada sessizce otururken birden anneannem elini uzatıp avucumu sıktı ve ‘Endişelenme kızım, her şey yoluna girecek,’ dedi, gözlerinde yılların bilgeliğiyle.”




