İşini seçti, beni değil…
“Sen… sen… Kulaklarıma inanamıyorum! Aklım almıyor bu işi! O kahrolası işin, o acil aramaların, bitmek bilmeyen seyahatlerin!” Elif masadan bardağı kaptığı gibi fırlattı, duvara çarpan bardak yarım kalan kahveyi etrafa saçtı. Kırıklar yere düştü, havai fişek gibi dağıldı.
“Kızma şimdi, çocuk musun sen!” Murat sesini bile yükseltmedi, bu Elif’i daha da çıldırtıyordu. İçi içini yiyordu, o ise heykel gibi duruyordu. “Bu seyahati iptal edemem, anlasana. Terfim bu işe bağlı.”
“Tefrin mi?” Öfkeden neredeyse boğulacaktı. “Senin terfin hep, hep bizden önce geliyor! Hatırla, Ece’nin mezuniyetini kaçırdın, doğum günümde bir telefon bile etmedin, halbuki bir hafta önceden hatırlatmıştım! Şimdi de bu! Yiğit’in ameliyatına iki gün kala, sen gidiyorsun… İstanbul’a!”
“Ankara’ya,” diye düzeltti Murat, hemen dilini ısırdı.
“Daha neler! Ay’a bile gitsen fark etmez!” Elif ellerini yel değirmeni gibi salladı. “Oğlunun ameliyat olacağı gün yanında olmayacaksın! Korkudan tir tir titrediği zaman, ben duvarlara tırmandığımda! Hepsi senin o saçma imzalı kâğıt parçan yüzünden!”
Murat derin bir nefes aldı, avuçlarıyla yüzünü sıvazladı. Göz altları mor, sakalları düzensiz, ama bakışları her zamanki gibi inatçıydı.
“Ne saçma bir kontrat bu… Finans müdürü olma şansım bu, anlamıyor musun? Bunun için kaç yıldır çalışıyorum—yirmi yıl! Hem Yiğit’in ameliyatı rutin bir şey, neden bu kadar telaşlanıyorsun? Bademcik ameliyatı işte, kanser falan değil ya!”
“Öyle mi! Peki ya bir şey olursa? Komplikasyon çıkarsa?” Elif tırnaklarını avuçlarına geçirmişti. “O zaman ne yaparız, ha?”
“Bir şey olmaz,” diye savuşturdu Murat. “Doktorla bizzat konuştum.”
“Ya olursa?” Artık sesi ultrasonik seviyedeydi.
“Otur şöyle!” Omuzlarını silkerek. “Bir şey olursa hemen ilk uçağa atlayıp gelirim! Tıpkı Ece’nin apandisit ameliyatında olduğu gibi, hatırlıyor musun?”
“Evet, hatırlıyorum!” Zehir gibi bir gülümsemeyle. “Her şey bittikten sekiz saat sonra geldin! Doktorlar çoktan evlerine gitmişti, sen ancak merdivenlerden iniyordun, kahraman!”
Murat sadece başını salladı:
“Lastik miyim ben? İkiye bölünemem, Elif. Ben sizin için çalışıyorum. Unuttun mu, bana yeni ev konusunda ne çektirdiğini? ‘Taşınalım, komşular gürültücü, bahçe pis, metro uzak…'”
“Keşke o eski apartmanda kalsaydık!” diye atıldı Elif. “Ama normal bir kocayla, çocuklarını arada bir gören bir babayla!”
Murat sandalyeye çöktü, tam anlamıyla kendini attı:
“Bak, biz anlaşmıştık değil mi? Sen evdesin, çocuklarla ilgileniyorsun. Ben çalışıyorum, eve ekmek getiriyorum. Ne değişti? Ne zaman sorun oldu bu?”
Elif ağzını açıp gerekli cevabı vermek üzereydi ki, kapı çarpılarak açıldı ve çocukların sesleri duyuldu. Sırt çantaları yere düştü.
“Tamam, sonra konuşuruz,” diye mırıldandı Elif, mutfaktan çıkarken yüzüne yapay bir gülümseme yapıştırdı. Öyle zorakiydi ki, yanakları ağrıdı.
Murat dizüstü bilgisayarını açtı. Akşama yetiştirmesi gereken bir sunum vardı, ama kafası allak bullaktı.
Akşam, çocuklar uyuduktan sonra, Elif mutfakta telefonunda anlamsızca gezinirken oturuyordu. Artık ağlamıyordu, sadece içi uyuşmuş gibiydi. Yirmi iki yıllık evlilik, her yıl biraz daha bir bilançoya dönüşüyordu: gelirler, giderler, aktifler, pasifler. Ne zaman bu kadar karmaşık olmuştu?
Murat mutfağa girdi ve karşısına oturdu.
“Kahve ister misin?” diye sordu Elif, gözlerini kaldırmadan.
“İsterim,” dedi Murat. “Elif, konuşmamız lazım.”
“Ne hakkında?” Su ısıtıcısının düğmesine bastı. “Her şey belli zaten. Yarın İstanbul’a uçuyorsun. Ben ve Yiğit hastaneye yalnız gideceğiz.”
“Bak,” dedi Murat, ona yaklaşıp ellerini omuzlarına koyarak. “Zor olduğunu biliyorum. Ama bu benim için gerçekten önemli.”
“Bizden daha mı önemli?” Elif ona döndü, gözlerinde öfke değil, yorgunluk ve hayal kırıklığı vardı.
“Bunları sizin için yapıyorum,” diye fısıldadı Murat. “Yaptığım her şey sizin için.”
“Hayır, Murat,” diye başını iki yana salladı Elif. “Bunlar senin için. Gururun, kariyerin için. Biz çoktan ikinci plandayız.”
“Öyle değil,” diye itiraz etmeye çalıştı Murat.
“Öyle. Yiğit ameliyatını anlatırken ne dedi biliyor musun? ‘İyi ki baba iş seyahatindeymiş, yoksa işini kaçırdı diye stres yapardı.’ Çocuk 11 yaşında ama senin programına göre yaşamayı öğrenmiş.”
Murat sessizce durdu, söyleyecek söz bulamıyordu.
“Ece de dün sordu, seneye üniversite mezuniyetine gelecek misin diye. Seni görmek istediği için değil, çünkü senin yine ‘önemli bir işin’ olacağından korkuyor.”
“Gelmeye çalışacağım,” diye mırıldandı Murat.
“Çalışacağım,” diye yankıladı Elif. “Hep bu ‘çalışacağım’. Peki ne zaman işi seçtiğini benim yerime anladım biliyor musun? Düşük yaptığımda. Hatırlıyor musun, on yıl önce? HastMurat o gece telefonu kapattığında, içinde ilk kez gerçek bir pişmanlık duyarken, Yiğit’in ameliyat sonrası uykuya dalan yüzünü izleyen Elif’in gözlerindeki o küçük ışıltının aslında hâlâ umut olduğunu fark etti.




